Masumiyet, eski fotoğraflardaki ifadelerimizde gizliymiş meğer.

Seni tanımadan önceki fotoğraflardaki ben, ayrıcaklıklı bir insan. İri gözlerindeki şaşkın bakışlardan eser kalmadı aynada. O kızın beyninin içinde senin hatıraların dönmüyor. Saf, temiz. Ayrıcaklıklı bir insan o, ben. Olacak olanlardan habersiz ve heyecanlı. Hayattan beklentileri yüksek. Biliyor ki önünde ilginç yaşantılar var. Sabırsızlıkla bekliyor onları…

Seninle hiç unutamadığım sohbetlerimizden biri, ortak melankolimiz üzerine olan. Durup dururken üzülürdüm ben, çünkü içimde kötü bir his vardı hep. Yaşanmamışlıkların hissiydi bu, ve ben bunun her zaman farkındaydım. Yaşanmamışlıklar… yaşanacak olanlar.

Zaman kavramı çok ilginçtir. Her an kendi içinde sonsuzdur ama tek bir ana etki eden olayların dalgaları aslında tüm zamana yayılmıştır. Senin bana ihanet ettiğin o an ben hiçbir şey hissedemedim. Acının etkisiyle uyuşmuştu tüm varlığım, ve sanki o an bütün duygular tek bir noktada toplanıp sıkıştırılmıştı, gerilmiş bir yay gibi. İşte o an içimde sıkışan o enerjisi yüksek duyguların dalgalarının etkisi bütün varlığımın üzerine yayılmıştı, zaten bütün varlığımın üzerinde olmuştu her zaman. Her zaman melankolik ve acı içinde… hep, o tek bir an yüzünden.

Sen, bana hayatında sadece bir kere doğruyu söyledin. “Beni değiştirmenden korkuyorum Zeynep.” Ve işte içimdeki buruk mutluluğu bu yüzden söküp attın. Halbuki ben, onlar gibi değildim. Seni bırakıp gitmeyecektim. Acısıyla, tatlısıyla, en zor anlarında, ölüm döşeğinde bile senin yanında olmaya razıydım; savaşmaya hazırdım. Ama o kelimeler senin ağızından çıktı… “git.”

Ve ben yıkıldım.

Senden sonraki ben, senden önceki benden daha da beter haldeydi. Sen, zaten yaralı olduğunu bildiğin o kırık yaratığı aldın ve deştin. Hayatta kalmasına yetecek kadar sınırlarını zorlayıp terk ettin. Ve onun gözlerindeki ışık soldu. Ve onun hayattan beklentileri söndü. Ayrıca o, anlamıştı artık. O heyecanla beklediği yaşantılar aslında bok çukurundan ibaretti, ve onları da gerisinde bırakmıştı. Ölü. Diri. Eksik.

O diğer kızın, yaşayan kızın fotoğrafları var hala bende. Seninle tesadüfen tanışmaya çıkmadan birkaç saat önce çekmiş olduğu bir fotoğraf… saçlarını yeni kestirmiş. Saftirik. Biraz aptal. Hala romantik. Olacaklara dair tek bir fikri yok.

Artık daha akıllı. Ayrıca, saçma sapan aşk meşk işleriyle de uğraşmıyor. Mantıklı bir aşık artık. Gerçek aşkı tanıyor, ve aşk da onu tanıyor.

Belki de sana teşekkür etmeliyim içimdeki çocuğu ve iyiliği katlettiğin için. Aynı zamanda, beni olgun duygularla tanıştırdığın için. Çünkü eğer bugünkü ilişkimde gerçek aşkı tadabildiysem, bunlar hep gurmelikten.

Ama etmeyeceğim, çünkü sen, günahlarının ateşinde ızdırap çekmeye mahkumsun.

Ah, bir zamanlar eski sevgili… sen de kendine bir bak, olur mu? Benliklerinin gölgelerine. Küçük detaylar hep eski fotoğraflarda gizli.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.