Bizde eksik olan neydi ?

On yedi yaşındaydım.

Yaşıtlarım kızlarla flörtleşiyordu. Sinemada gizli kapaklı öpüşülen, yazlık yerlerde akşamları sahilde öpüşmenin de ötesine — bildiğimizce- geçilen yaşlardaydık. Güzel zamanlardı. Ademin ısırığı kursağımızdan geçmişti fakat bu yeni duygunun ne olduğunu tam anlayamıyor, hayatımıza yeni giren internetten porno izleme kültürüyle bir şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. Var gücümüzle!

Benim içinse internetin açtığı başka bir kapı vardı: Sohbet kanalları. O sohbet kanalları, yaşadığım güzide memleketimizin (!) batısındaki küçük şehirde benim gibi olanları bulabildiğim, onlarla konuşma fırsatı yakaladığım tek mecraydı. Üstelik o zamanlar ( sene 2006 filan) insanlar internette şimdi olduğu kadar görünür değillerdi de. Bazen amerikancası “blind date” olan birbirimizi daha önce hiç görmeden yapılan buluşmalara giderdim. Tabi bu kör randevular Amerikan dizilerindeki gibi havalı restoranlarda “hadi, medeni medeni birbirimizle tanışalım” şeklide değil, korka korka, kararlaştırılmış noktada beklerken yoldan geçen herkese şüpheyle bakarak ,“acaba bu mu, yoksa şu mu?” diye düşünürken adamın veya delikanlının önümden geçip gitmesiyle sonlanırdı. Bazılarında gerçekten biriyle buluşurdum, bazılarındaysa da bekler bekler, “Acaba geldi ve beni uzaktan izliyor, şimdi de evime kadar beni takip mi edecek” korkusuyla, yolu dolandırarak eve dönerdim. (Hatta bazen bu yolu dolandırırken, sırf dikkati dağıtmak için kalabalık bir mağazaya girer, uzun süre de oradan çıkmazdım.)

Aslında internetten biriyle buluşmam epey zamanımı almıştı. Tabi ki üstünden yıllar geçtiği için net bir şekilde hatırlamıyorum. Biriyle buluşacak cesareti gösterene dek uzun süre sanal gerçeklikle yetinmiştim. Belki bir sene, belki de daha fazla hep bilgisayarda sohbet ettim. Acaba ailem bu konuşmaları fark ediyor muydu? Büyük ihtimalle hayır. Çünkü fark etseler mutlaka bir şekilde önlem almak isterlerdi. Yanlış insanlarla tanışmamdan korkar, hatta belki beni kolumdan tutup psikoloğa filan götürürlerdi. On yedi yaşındaydım ve her şeyi ailemden gizleyebileceğimi düşünüyordum, ne aptallıkmış!

İlk internet buluşması

Yaz sonrasıydı. Okul açılmadan önceki son hafta. Şehir doluyordu. İnsanlar yazlıklarından dönmüşlerdi. Çarşıya her çıktığımda muhakkak bir iki arkadaşımla karşılaşırdım. (Öyle küçük bir şehirdi yani.) Derken beklenen gün geldi. İnternetten bir adamla tanıştım. Şimdi yazarken bile ne kadar feci geliyor kulağa. Buluştuğum adam belki 35–40 civarındaydı ve 17 yaşında bir çocukla birlikte olmak istiyordu.(Neyse ki böyle bir şey yapmadım.) “Evde bulamadığı sevgi ve huzuru çocuklarımız sanal ortamlarda arıyorlar da, efendim yanlış insanlarla bu yüzden tanışıyorlar.” gibi popüler psikoloji ürünü genel bir yargı var. Bu tezin doğru olduğu durumlar elbette olabilir, fakat benim durumumda ( ve eminim ki benim gibi bir çok eşcinselin durumunda) konu kesinlikle bu değil.

Annem de babam da beni el bebek gül bebek büyüttüler. Onların sevgisinin, ilgisinin ve şefkatinin bir an olsun üzerimden eksildiğini hissetmedim. Hatta bir çok arkadaşımın sancılı geçirdiği ergenlik döneminde dahi “kimse beni sevmiyor, hayat ne kadar zor” triplerine girdiğimi inanın ki hatırlamıyorum bile! Okulda da aynı şekilde, hem öğretmenlerim ve arkadaşlarım tarafından çok sevilen bir çocuktum, hem de derslerim oldukça iyiydi ve gelecek vaat ediyordum. Bir çocuğun veya ergenin böylesine huzurlu ve tatminkar bir ortamda bulamadığı şey kesinlikle sevgi, ilgi filan değildi.

Cevap : Aidiyet!

Aradığım şey buydu. Ait olmak. Bir insana değil, bir gruba. Benim gibi olanların içinde olmak. Bu yüzden benim çağımdaki eşcinseller en güzel ilkgençlik zamanlarının korkunç derecede büyük bir bölümünü bilgisayar başında, önüne gelenle yazışarak geçirdi. Kimi zaman Van’da internet kafe işleten bir ağbi, kimi zaman karısı ve çocukları kayınvalidesine gitmiş 32 yaşında bir tarih öğretmeni, kimi zaman aynı mahallede oturduğunuz askerden yeni dönmüş delikanlı Furkan. Örnekler uzar gider. Fakat hepsinin bir ortak noktası vardı: kimliklerini gizlemek. İşte bu kör olası ortak payda beni bilgisayarın başından kalkmamaya itiyordu ve on yedi yaşımdan beri devam ettiğim internet bazlı buluşmalarda bugün yıllar sonra yine o ortak noktada kördüğüm olup kaldığımı fark ediyorum.

Bugün, her ne kadar yakın arkadaşlarım, ailemden hatırı sayılır kişiler cinsel kimliğimi bilseler de, ben kendimi bir türlü bir grubun parçası, toplumun tam anlamıyla bir üyesi olarak hissedemiyorum.

Güzide ülkemiz için belki henüz aşılamayacak bir konuyu gündeme getirdim, fakat görünürlüğümüz arttıkça insanların alışacağı kanaatindeyim. Keşke bu söylediğime paralel bir biçimde kimliğimi gizlemeden blog yazmaya başlayabilseydim… Korkmadan, utanmadan, dışlanmadan. Umuyorum o günler de gelecektir.