Political Compass Sonuçlarım

Birkaç gün önce sosyal medyada bahsettiğim şekilde testi ve cevaplarımı yazmayı, 3 günde 12 sayfa kadar karalayarak bitirdim.

“Eğer ekonomik globalizasyon kaçınılmazsa bunun çok uluslu şirketlere değil insanlığa hizmet etmesi gerekir.” Katılmıyorum

Testle ilgili belirtilmesi gereken şey, ekonomik sağa dair soruların fazlasıyla yanlış imalar içermesi. Testte ekonomik sağ tercihli insanları “sadece şirketin çıkarlarını desteklediklerinin”, şirketler ve paradan başka bir şeyi umursamadıklarının veya fakirlere karşı olumlu tavırları olmadığının iması var. Bu gerçekten yanlış.

Bu soruyu göz önünde bulunduralım. Globalizasyon neticesinde ekonomik ve kültürel sınırlar belirsizleşmiş(ama bu kültürler kaybolmamış), çoğu ülke arasında mal, bilgi yahut kültür akışı hızlandı. Bunun dünyanın fakir kısmına ciddi yararı olduğunu düşünüyorum. Bunlar, a) engellenmediği sürece serbest piyasa sayesinde modern bilgi ve teknoloji rahatça mevzubahis ülkelere taşınabiliyor, b) çok uluslu şirketler -tekrar, engellenmediği müddetçe- hizmetlerini 3. Dünya ülkelerine götürme konusunda daha sıkıntısız ve bu da çoğunlukla refah artışıyla sonuçlanıyor.

Ekonomik globalizasyon hem şirketler, hem fakirler, hem fakir ülkeler hem de medeni ülkeler için bir nimet oluyor böylelikle. Ama serbest piyasanın engellenip ülkelerin kleptokratikleştiği yerlerde(bunu son olarak Venezuela’da, ondan önce Zimbabwe’de gördük) böyle bir şeyle karşılaşmıyoruz. Bana kalırsa bu globalizasyonun değil, tam tersi globalleşememenin bir sıkıntısı.

“Haklı da olsa haksız da olsa ülkemi desteklerim.” Kesinlikle katılmıyorum.

Eğer ülkem, ortada hiçbir sebep yokken ve hatta meşru bir sebep gösteremezken herhangi bir devlete savaş açsa, destekleyebileceğimi sanmıyorum. Eğer devletin kendi ülkesinde bir despotluk kurmata çalışıyor olsaydı ve bu uluslararası arenada tepki çekseydi “kol kırılır yen içinde kalır” gibi bir şey demezdim.

“Hiç kimse doğduğu ülkeyi seçemez. Böyleyse bununla gurur duymak saçmadır.” Katılıyorum.

Aslında tereddütle katılıyorum. Gurur duyduğumuz şey net olarak belirtilmediği için her anlamı çıkartabilirim, ben soruya ilk baktığımda bir negatif milliyetçilik görmüştüm, ama örneğin Britanya için bu geçerli olmayabilir.

“Diğer ırklara kıyasla ırkımın pek çok üstün özelliği vardır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Dünyada insan ırklarının pek çok üstünlük sahaları olduğu doğru, örneğin siyahiler atletizmde daha üstündür yahut IQ çapında Asyalıların üstün olduğu bir gerçek. Türklerin de karşılaştırmalı olarak üstünlük sahaları varsa da, pek çok hatta birkaç tane bile olduğunu sanmıyorum. Irkım farklı olsaydı cevabım değişirdi.

“Düşmanımın düşmanı benim dostumdur.” Katılmıyorum.

Yani, düşmanlarımın düşmanları benim ilkelerimi takip edebilir de etmeyebilir de. Örneğin sosyalistlere karşı serbest piyasacı muhafazakarların dost olduğunu düşünebiliriz ama aynı zamanda sosyalistlere otoriter ve merkantalist muhafazakarlar da düşmandır. Başka bir bağlamda, ülkemin düşmanı bir terör örgütü olabilir ama onların düşmanı diye sosyalist bir devlet dostum olmuş sayılmaz.

“Uluslararası hukuku çiğneyen askeri müdahaleler bazen haklı olabilir.” Katılmıyorum.

Bu çok tereddütlü bir cevap. Uluslararası hukuku kesin bir etik çıta almanın son derece hatalı olduğunu düşünmeme rağmen, getireceği sonuçlar açısından zararlı olduğunu düşünüyorum.

“Artık bilginin ve eğlencenin endişe verici bir bileşimi söz konusu.” Katılmıyorum.

Aslında, sadece kısmen katılmıyorum. Popüler bilim/tarih/felsefe gibi şeyler bilgiyi yozlaştırır görünse de, bilginin akılda kalıcı ve eğlendirici bir şekilde verilmesine karşı olmadığımı belirtmem gerek.

“İnsanlar milliyetlerden çok sınıflar nedeniyle bölünmüşlerdir.” Katılmıyorum.

Cevap verirken üzerinde uzunca düşündüğüm bir soru. Çok genel alındığı için sınıfın hangilerini kastettiği konusunda her türlü yorumu yapabiliriz. Ben burada bunun Marksist yorumunu kullanacağım, ama realite Marksist sınıf teorisinin tam tersi biçiminde milletleri işaret ediyor. Marksizmin iddia ettiği gibi sınıf bilincinin ekstrem seviyede yaşanmadığı, tam tersi sınıfların giderek çeşitlendiği ve sınırlarının belirsizleştiği bir çağda olmamıza rağmen, insanların azımsanamayacak bir kısmı kendilerini ilk olarak milletleri ile tanımlama eğilimdeler.

“Enflasyonu kontrol etmek işsizliği kontrol etmekten daha önemlidir.” Kesinlikle katılıyorum.

Soruya verdiğim ilk cevap “kontrol etmek??” oldu. Serbest piyasacı klasik liberaller olarak, ekonominin pek de kontrol edilmesinden hoşnut duyacakların çok fazla olduğunu zannetmiyorum. Öte yandan bu söz 20. Yüzyılın en büyük liberallerinden Friedman’a ait, dolayısıyla bağlamını kolayca bulabiliriz. Friedman’ın bir diğer alıntılanan sözü “Enflasyon her yerde ve her zaman parasal bir olgudur.”

Friedman’ın ünlü çalışması “Monetary History”nin gösterdiği gibi, krizlere genelde devlet müdahaleleri ve enflasyon yükseltici politikalar sebep olur. Friedman ve Hayek’in iddia ettiği gibi, enflasyonun yüksek olduğu her zaman işsizlik düşük değildir, Phillips Eğrisi bu konuda revize edilmelidir(Friedman-Phelps Eğrisi bu yüzden ortaya çıktı). 70’lerin stagflasyonunun gösterdiği gibi bu doğrudur. Enflasyonu kontrol eden bir anlamda işsizliği de kontrol eder.

“Şirketlere çevreyi gönüllü bir şekilde koruyacakları yönünde güvenemeyeceğimiz için regülasyonlara ihtiyaç var.” Kesinlikle Katılmıyorum.

Belirtilmeli ki herhangi bir alanda konulan herhangi bir regülasyon, her zaman kötü neticelerle sonuçlanmıştır. Ayrıca, çevre duyarlılığı konusu dahi sivil toplum duyarlılığı alanına girmektedir. Devletin bu konuda regülasyonları muhtemelen, a) çıktı azalmasına, b) regülasyonların doğası gereği niyetlerine ulaşamamalarına, c) büyük bir para kaybına yol açar.

‘“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” temelde iyi bir fikirdir.’ Kesinlikle katılmıyorum.

Marksizmin temel, anlamını bilmeyenler için çekici gelen sloganı. Cevap: Gelirin dağıtılması fikri niyetten bağımsız ahlaken tamamen sorunludur. Bu, devlet eliyle yapılan hırsızlıktan farklı değildir. Gelir dağıtımı, sosyal programların finansal kaynağı vergilerdir. Vergileri devlet nasıl alır? Zorunlu olarak ve ödemezseniz silahlı güçlerini kullanarak. Bu, Robin Hood’un ahlaksızlığı ile benzerlik göstermektedir.

İkinci sorun, herkesin ihtiyacının ne olduğuna nasıl karar verileceğidir. Hayek’in ünlü deyimi ile “Who plans for who?” Serbest piyasa, kar ve zarar sinyalleri ve fiyat sistemi olmadan ekonominin çalışmayacağı bir gerçektir. Piyasada, bilgi tek bir aktöre verili değildir fakat milyonlarca birey arasında bölünmüş ve kimi zaman çelişkilidir. Hiçbir planlama organı bu bilgiyi tek elde toplayamaz. Belirli hizmetleri arz etme hususunda devlete özel yetkiler -yani devletin maksadına ulaşmak için bireylerin keyfi şekilde zorlanmasına yönelik kullanması gereken yetkiler- verildiğinde, özgürlük ciddi şekilde tehdit altındadır.

“İçme suyu kadar temel bir şeyin bile şişelenip markalanarak satılan bir tüketim mamülü olması toplumumuzun üzücü bir yansımasıdır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Bu rasyonellikten uzak, oldukça duygusal bir yaklaşım(argüman bile sayılmaz) öteye gitmiyor. Suyun çeşitli yerlerden çıkarılması, temizlenmesi, işlenmesi ve ambalajlanması göz önünde bile değil. Su gibi “basit” bir şey sadece sizin gördüğünüz nihai çıktıdır. Ara çıktılar ve üretim mallarının hiçbir değeri olmadığını düşünecek biri de yoktur kanımca. Ayrıca belirtilmeli ki su piyasası rekabetin en ciddi olduğu sektörlerden.

“Toprak alınıp satılabilen bir mal olmamalıdır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Özel mülkiyet hakları gereği, toprak üzerinde tasarruf hakkına sahip bireyler istedikleri gibi kullanabilirler.

“Pek çok kişisel servetin sadece parayı manipüle eden ve topluma hiçbir şey katmayan insanlar tarafından elde edilmesi pişmanlık verici bir şeydir.” Kesinlikle katılmıyorum.

Piyasa serbestisi her türlü bilgiyi komünike ettiği ve bugüne kadar işe yarayan ve bizi yükseklere taşıyan tek sistem olmasıyla gayet iyi denilebilecek bir seviyededir. Bu piyasada kişinin zengin olması istisnai ahlaksızlıklar dışında gayet meşrudur. Toplumun düzeni devletin faaliyetlerinden etkilenmekle beraber, bir kendiliğinden düzen olarak kaldığı sürece, sosyal sürecin özgül sonuçları adil veya gayrıadil olamaz. Piyasanın sonucunun adaletsiz olduğu yolundaki yakınmalarımız gerçekte herhangi bir kimsenin adaletsiz olduğunu ifade etmez ve esasen kimin adaletsiz olduğu sorusunun da hiçbir cevabı yoktur.

“Korumacılık bazen ticarette gereklidir.” Kesinlikle katılmıyorum.

Korumacılık bazen bir ülkede serbest piyasanın güdük kalması pahasına “yerli ve milli” üreticiyi sübvanse etmektir, bunun kaldırılması normal şartlarda piyasada iş yapamayacak başarısızların kaybetmesi olacaktır ve bunları korumak için geçerli hiçbir neden yoktur.

“Bir şirketin yegane sosyal sorumluluğu hissedarlarına kar ettirmek olmalıdır.” Kesinlikle katılıyorum.

Şirketlerin “sözleşmelerine uymak” gibi sorumlulukları olduğu doğruysa da, soruda bahsedilen “sosyal sorumluluk” tanımının daha başka bir tanım yaptığı kanısındayım. Katı anlamda bir şirketin tek sorumluluğu kâr etmektir.

“Zenginler çok yüksek oranlarda vergilendirilir.” katılmıyorum.

Buna, şu an için geçerli olan bir uygulamadan ziyade geçerli olan ve takdir edilen bir uygulama olduğunu ima ettiği için katılmıyorum. Lazım olan şey, toplam vergi yüküyle bir ilişki içinde, doğrudan vergilendirmenim azami oranını sınırlayacak bir ilkedir.

“Ödeyebilecek olanlar daha kaliteli sağlık hizmetine erişebilmelidir.” Kesinlikle katılıyorum.

Liberal görüşe göre, rıza olduğu sürece isteyen kişi istediği hizmete istediği ücreti verebilir yahut vermeyebilir. Aynı şekilde, herhangi bir sağlık kuruluşu kendi istediği şekilde ve ücrette hizmet verebilir. Sağlık şirketleri kimseye herhangi bir şeyi herhangi bir meblağdan vermek zorunda değildir.

“Devletler toplumu yanıltan şirketleri cezalandırmalıdır.” Katılmıyorum.

Klasik liberal devletin temel işlevlerinden biri, “herkese eşit şekilde tatbik edilen, bireysel özgürlükleri tehdit etmeyen ve özel imtiyaz talepleri olmaksızın” yasaları uygulamaktır, devlet bu yasaları(yasayı tanımlarken ne kadar liberal bir etik çerçevesi çizdiğime dikkat edin) uygulamak için ihlal edildiği takdirde icbar kullanma yetkisine haizdir. Ama gelin görün ki teste göre ekonomik sağa kaymamız için bu soruya katılmıyorum cevaplarını vermemiz gerekiyor. Yazının başında bahsettiğim durumun en belirgin hali. Dolayısıyla, buna bizim anladığımız şekilde katılıyor olsam da, teste göre katılmıyorum işaretleyeceğim.

“Gerçek serbest piyasa fırsatçı çok uluslu şirketlerin tekeller yaratmalarının önünde engellerin bulunmasına ihtiyaç duyar.” Kesinlikle katılmıyorum.

Sorunun şekline dikkat edersek, tekel yaratmaya engel olarak müdahaleyi, spesifik olarak devlet müdahalesini öneriyor. Ama empirik veriler bize göstermektedir ki tekelleri en çok yaratma kabiliyeti mevzubahis müdahalelerdir. Ama aynı şekilde Hayek ve Friedman’ın da dediği üzere, dışsallık ilkesi uyarınca “bazı alanlarda tekellerin engellenemeyeceği” yahut çok zor engelleneceği kanaatindeyim, tabii özel sektör tekelini devlet tekeline tercih ederim.

“Daha serbest piyasa, daha özgür toplum.” Kesinlikle katılıyorum.

Serbest piyasa, kendiliğinden doğan düzenin sonuçlarından biri olarak insanı özgürleştiren tek ekonomik sistemdir. “Engellenmediği takdirde rekabet şöyle bir ortam hasıl eder: ilk olarak, bir kişinin nasıl üretileceğini bildiği ve alıcıların mevcut seçenek tercih edecekleri bir fiyata kârlı bir şekilde satabileceği her şey üretilecektir; ikinci olarak, üretilmekte olan her şey, en azından gerçekte onu üretmeyen başka bir kişi kadar ucuza bu işi yapabilecek kişilerce üretilir; ve üçüncü olarak, her şey, gerçekten bunu yapmayan biri tarafından satılabilecek fiyatlardan daha düşük fiyatlarla ya da en azından onlar kadar düşük fiyatlarla satılacaktır.”

“Kürtaj, kadının hayatının riske girmediği her durumda yasa dışı olmalıdır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Kadın veya erkek, bireyin ilk mülkiyeti kendi bedenidir. Bireyin mülkiyeti üzerinde her tasarruf hakkının kendinde olduğunu kabul ediyorsak, bedeninde ne olup bittiği konusunda karar hakkının da olduğunu kabul etmemiz gerekir. Dolayısıyla kürtajın gebeliğin ilk 3 hatta belki 6 ayında keyfi olarak yapılmasında hiçbir sorun göremiyorum.

“Otoritenin her türü sorgulanmalıdır.” Kesinlikle katılıyorum.

Otorite iddiası olan her şeyin gerekçelendirilmesi ve gerekçeli de olsa etik zeminden çıktığı anda meşruiyetinin sorgulanması gerekir.

“Göze göz, dişe diş.” Katılmıyorum.

Genel olarak kısas ilkesine karşı skeptik olduğumu söylemem gerek. Yargı bağlamında düşünürsek, yasalar, bir insan grubu tarafından, kimi etkileyecekleri önceden bilinmeksizin yapılırlar; ve yapıldıklarında, kimi etkilerse etkilesinler ötekince de uygulanmalıdırlar. Dolayısıyla Hayek’in dediği gibi “[Liberal adalet anlayışı] kendisini, insan davranışının farklı bireyler veya grupların sosyal mevkileri üzerine muayyen sonuçları ile değil, ama sadece, insan davranışının hakkaniyeti ya da insan davranışını yöneten kurallarla ilgilendirir. Özellikle, sosyalizme karşıt olarak, liberalizmin dağıtımcı adalet veya artık daha sıklıkla “sosyal” adalet diye adlandırılan şeyle değil de, karşılıklı uygulanan adalet (commutative justice) ile ilgilendiği söylenebilir.”

“Vergi mükelleflerinin ticari olarak varlığını sürdüremeyecek tiyatroları ve müzeleri fonlamalarının beklenmemesi gerekir.” Kesinlikle katılıyorum.

Bu soruyu gördüğümde ilk hatırladığım şey Friedman’ın “Whose Money?” sorusu idi.

Devletin icra ettiği her kurum, aynı özel teşebbüs ürünüymüşçesine rekabet etmelidirler. Serbest piyasada, varlığını sürdüremeyecek kadar etkisiz girişimler piyasadan silinecektir. Peki aynı kurumlar devletin olduğunda değişen şey nedir? Normalde yok olacak kurumların faydasızlık pahasına devam ettirilmesi. Ayrıca bir tiyatro ya da müze hiçbir surette kamu malı değildir. Bir tiyatro, fabrika, spor sahası ya da genel amaçlı bir bina, halk onu kullanmaya davet edildiği için dar anlamda bir kamu yeri anlamına gelmez.

“Okullar devamlılığı zorunlu yapmamalıdır.” Katılıyorum.

Bu konu, tamamen okulların her birinin kendi tercihine bırakılmalı. Ama şahsi düşüncem devam zorunluluğunun kalkması gerektiğidir. Şundan eminim ki okullarda gerçekten bir şeyler öğrenmiyoruz. Öğrendiklerimizin çoğunu da çok geçmeden, örneğin TYT/AYT’den 4 ay sonra unutuyoruz.

“Herkesin hakları var ancak insanların kendileri gibi olanlarla bir arada olması hepimiz için daha iyidir.” Kesinlikle Katılmıyorum.

Aslında bu bana kalırsa, Büyük Toplum’u tahrip etmek için en ideal yollardan biri. Atavistik/ilkel içgüdülerimiz, tercihini partiküler grup dayanışmasından yana yapar ama bu, Büyük Toplum’un rasyonalitesi ile bağdaşmaz. Law, Legislation and Liberty’deki gibi, “Bir Büyük Toplum’un, bilinen ortak amaçların izlenmesinde birleşmek –hakiki- anlamındaki “dayanışma” ile hiçbir ilgisi yoktur; esasen böyle bir dayanışma ile bağdaşması da mümkün değildir. Eğer hepimiz, zaman zaman, hemcinslerimizle ortak bir amaca sahip olmamızın iyi bir şey olduğu hissine kapılıyor ve ortak amaçlara yönelen bir grubun üyeleri olarak hareket ettiğimiz zaman bundan haz ve gurur duyuyorsak, bu bizim kabile toplumundan tevarüs ettiğimiz bir insiyaktır; bu insiyak, bugün de küçük bir grup içinde aniden ortaya çıkan olağandışı bir durumun gerçeklerine uygun davranmamızın önemli olduğu her durumda bize çok da yararlıdır. Bu insiyak, savaşın bile böyle bir ortak amaç için duyulan şiddetli arzuyu tatmin ettiğini düşündüğümüz zaman kendisini belirgin bir biçimde gösterir ve özgür uygarlığın modern çağdaki iki büyük düşmanında –milliyetçilik ve sosyalizm- en açık biçimde kendini dışa vurur.”

Şahsen modern dünyaya isyanların bu atavistik düşüncelerden sıyrılamamak olduğu kanaatindeyim. Büyük Toplum, çok zorlarsak 4000 yıl önceye bile gitmezken, ilkel toplum onbinlerce yıllık bir tarihe sahiptir. Bu kadar uzun süre hakim olmuş içgüdülerden kurtulmak zaman alır, ama yapılacak en kötü şey onları kabul etmek ve devam etmektir.

“İyi ebeveynlerin bazen çocuklarına vurması gerekir.” Kesinlikle katılmıyorum.

Bu konuya dair okuduğum hemen hemen hiçbir şey dayağın etkisinin olduğunu iddia ediyor. Yalnızlığa daha meyilli ve bu şekilde yararlı olan bir çocuğun dayakla bir şeyler kabulleneceğini katılmıyorum, bu arada dayağın ciddi bir istismar olduğunu düşünüyorum.

“Çocukların ebeveynlerinden sakladıkları bazı sırlarının olması normaldir.” Kesinlikle katılıyorum.

Pek fazla üstünde durmayacağım, hangimizin yoktu ki?

“Kişisel kullanım için marihuana bulundurmak suç olmamalıdır.” Kesinlikle katılıyorum.

Kürtaj sorusuna verdiğim cevapla paralel şekilde, kişi özel mülkiyeti olan bedenine ne gireceği konusunda tasarruf hakkına yalnızca kendi sahiptir. Bu aynı şekilde ağır uyuşturucular için de geçerli.

“Okulların birincil fonksiyonu gelecek nesillere iş bulabilecek donanımı sağlamak olmalıdır.” Katılıyorum.

Kendi düşüncemle, “iyi ve başarılı” iş bulmak için ciddi disipliner, felsefi eğitime ihtiyacın yanında sosyal başarının da olması gerekir. Aslında dünyadaki en iyi dediğimiz üniversiteler sosyalleşme açısından en iyi olanakları sunuyorlar. Hepsini bir arada alırsak, katılıyorum.

“Ciddi kalıtsal özürlere/hastalıklara sahip kişilerin üremesine izin verilmemelidir.” Kesinlikle katılmıyorum.

İnsanların hastalıkları neticesinde üremesini engellemek açıkçası etik gelmiyor. Yani, üremeleri engellenmemeli ama bunun sorumluluğu yalnızca ve yalnızca onlara ait. Toplumun onlar için tek bir sorumluluğu olduğu fikrine şiddetle karşıyım.

“Bir çocuğun öğreneceği en önemli şey disiplindir.” Kesinlikle katılmıyorum.

Hayır, bir çocuğun öğrenebileceği en önemli şey eleştirel ve bağımsız düşünebilme yeteneği, birey olma bilincidir. Disiplinden kasıt itaat etmek ise, tam tersi bir çocuğun öğrenmesi gereken son şeylerdendir.

“Yabani ve uygar insan toplulukları yoktur, sadece farklı kültürler vardır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Kültürel rölativizm bana kalırsa tarihteki en tahrip oranı yüksek görüşlerden. Bireyci ve özgür Büyük Toplum ile (örneğin) sosyalist veya ilkel, itaati öncelleyen bir kültüre karşı kesinlikle daha üstündür. Bu açıdan kültürel hiyerarşi yapılabilir ve bana kalırsa hiyerarşide en üst basamağı Anglo-Sakson(ya da bağlama göre Anglo-Amerikan) kültürü alır.

“Çalışabilecek olanlar ve bu fırsata sahip olmalarına rağmen reddedenler toplumun desteğini hak etmezler.” Kesinlikle katılıyorum.

Sosyal desteğin her türlüsü insanları çalışmaktan caydırır. Bugün refah devletlerinin ve buna dair vergilerin en yüksek olduğu yerlerde gençlerdeki işsizliğin uç boyutlara varması şaşırtıcı değildir.

“Endişelendiğiniz zaman endişelendiğiniz konuyla ilgili düşünmemeniz ve kendinizi daha güzel düşüncelerle meşgul etmeniz daha iyidir.” Katılmıyorum.

Bu aslında siyasal bir soru olmaktan ziyade kişisel. Genelde, anksiyete krizlerim başladığı zaman farklı şeyler düşünmek yerine endişeme odaklanmayı tercih ederim.

“Birinci nesil göçmenler hiçbir zaman yeni ülkelerine tam olarak entegre olamazlar.” Katılıyorum.

Tereddütle katıldığımı söyleyeceğim zira Amerika gibi örnekler, bu teze dair güçlü bir itiraz teşkil ediyor.

“En başarılı şirketler için iyi olan şeyler nihai anlamda ve her zaman hepimiz için iyidir.” Kesinlikle Katılıyorum.

En başarılı şirketler sözü benim için, piyasada hayatta kalmış ve insanlara talep ettikleri mal ve hizmeti en iyi sunan şirketlerdir. Böyle bir tanımdan sonra, soruya katılmamak elde değil.

“Hiçbir yayın kuruluşu -içeriği ne kadar bağımsız olursa olsun- kamu tarafından fonlanmamalıdır.” Kesinlikle katılıyorum.

Devlet sübvansesi olduğu anda, kuruluşlar sübvansiyonlardan kopmamak için devletin resmi uygulamaları dışına çıkmakta oldukça kısıtlı olurlar. Ana akım ya da havuz medyası bunun en iyi örneklerinden.

“Sivil özgürlüklerimiz terör karşıtlığı bahanesiyle kapsamlı bir şekilde çiğneniyor.” Kesinlikle katılıyorum.

En basitinden:

KHK’larla işinden atılan akademisyenler, devlet ideolojisinin dışına çıktığı veya onlara karşı söz söylediğinden atılan haber sunucuları, terör bahanesiyle hükümete karşıt insanların hapse atılması vesair.

Kısacası, kesinlikle.

“Tek parti devletinin önemli bir avantajı demokratik sistemin neden olduğu, gelişmeyi yavaşlatan tartışmalardan azade olmasıdır.” Katılmıyorum.

Peki tek parti devletinde hata yapılırsa karşıda kim olacak? Demokratik yönetimlerin bunları dengeleyici unsur olduğunu düşünüyorum ki bana kalırsa çok da yavaş olduğu iddia edilemez.

“Elektronik çağı izlenmemizi kolaylaştırmış olsa da sadece kusur işlemiş olanlar endişelenmeli.” Kesinlikle katılmıyorum.

Devlet meleklerden, saf iyi niyetli insanlardan oluşmaz. Hatta çoğu zaman devlet tam tersi bir politika izler. Devletin herhangi bir şekilde özel yazışmalarımızı okuması en başta özel mülkiyete taciz, ikinci olarak devlet olma haddini bilmemesidir.

“İdam cezası en ciddi suçlar için bir seçenek olmalıdır.” Katılmıyorum.

Bana ağır ceza adaleti ya da yapılabiliyorsa her şekilde rehabilite edici adalet daha çekici gelir.

“Uygar bir toplumda her zaman itaat edilecek ve itaat eden insanlar olmalıdır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Siyasi açıdan itaat edilmesi gereken insanlar olmadığına inanıyorum. İtaatten kastımız siyasalsa bu sadece Hukuk Üstünlüğü gereğince (yukarıda tanımını yaptığım) yasaya karşı olmalıdır.

“Hiçbir şeyi temsil etmeyen soyut sanat örnekleri sanattan sayılmamalı.” Katılmıyorum.

Hiçbir şeyi temsil etmediğini kim söyleyebilir? Örneğin, yaşlı insanlara rock müzik “sadece bağıran insanlardan oluşan, rezalet bir şey” olarak görünebilirken gençlere türküler “saçma ve geri” gelebilmektedir. Hangi müzik “gerçek müziktir”, iddia edebilir miyiz?

“Ceza adaletinde mahkumun cezasını çekmesi rehabilite olmasından daha önemlidir.” Katılıyorum.

Sorunun şeklinden dolayı bu yanıt daha uygun. Rehabilitenin son derece önemli hatta yapılabildiği her koşulda yapılmasını savunuyorum fakat, ceza verilmesinin birincil önem taşıdığı su götürmez.

“Bazı suçluları rehabilite etmeye çalışmak zaman kaybıdır.” Kesinlikle katılıyorum.

Uç noktada akli bozuklukları olanlar, yamyamlar vesair için katılıyorum.

“İş adamları ve imalatçılar yazar ve sanatçılardan daha önemlidir.” Kesinlikle katılmıyorum.

Muhtemelen testteki en saçma soru. İş adamlarını daha önemsiz görüyorsak bizi sola atıyor, ama ekonomik aşırı sağ birisi yazar ve sanatçıları daha önde göremez miydi? Testin algısı ekonomiden başka hiçbir şeye önem vermeyen kapitalistler üzerine kurulu. Belirtmek gerekir ki “hiçbir nihai amaç iktisadi değildir ve peşinden gittiğimiz sözde iktisadi amaçlar en fazla; nihayetinde gayrı-iktisadi olan amaçlar için başkalarına nasıl hizmet edeceğimizi söyleyen aracı amaçlardır.”

Normalde yazar ve sanatçıları biraz daha önde tutarım ama testin doğası gereği katılmıyorum diyeceğim.

“Annelerin kariyerleri olabilir ancak ilk görevleri evlerini çekip çevirmektir.” Katılmıyorum.

“Annelere” veya herhangi bir bireye bizim bir görev, değer hiyerarşisini verebileceğimize şiddetle karşıyım açıkçası. Bu baştan bireysel özgürlüğü ihlaldir.

“Çok uluslu şirketler etik olmayan bir şekilde gelişmekte olan ülkelerin bitki genetik kaynaklarını sömürmekte. “ Katılmıyorum.

Anladığım şu: Şirketler 3. Dünya ülkelerinin kaynaklarını alıp zengin olmalarını engelliyor, “dış güçler olmasa bor çıkaracağız.”

Ekonomiyi kıyısından bilen bir insanın buna katılacağından şüpheliyim.

“Mevcut durumla uzlaşmış olmak olgun bir birey olmanın en önemli göstergelerinden biridir.” Katılıyorum.

Koşulların bilincinde olup ideallerimizi tam karşılamasa bile ehven-i şer tercihinde bulunmak olgunluk göstergesidir.

“Astroloji pek çok şeyi doğru bir şekilde açıklıyor.” Kesinlikle katılmıyorum.

Astrologların ve sözümona profesyonel falcıların pseudo-bilimine dair birçok araştırma yapıldı ve ciddi bir etkisi olmadığı ortada.

“Dindar olmadan ahlaklı olamazsınız.” Kesinlikle katılmıyorum.

Çoğunluk kısmı non-teist olan Kuzey Avrupa’nın etik açıdan bir şey kaybettiğini söylemek bayağı uç olacaktır. Burada “Tanrıdan ayrı bir ahlak olmaz” önerisi var zannımca ki olacağı/olduğu da bir gerçek. Eski peygamberlerin veya bu filozofların en kötü kusurları ahlaki değerlerin değişmez, ezeli ve ebedi olmalarına, ya da etik değişiminin bir şekilde dünyayı bir kesimin diğerini sömürmesine yol açtığına inanmalarıdır.

Etikteki birbirini izleyen değişmeler, tevarüs edilmiş hisleri sıklıkla incitseler de, ahlaksal bir yozlaşma değil, fakat özgür insanların Büyük Toplum’unun ortaya çıkışının gerekli bir şartıydı. Etik bir tercih meselesi değildir. Biz onu tertip etmedik ve edemeyiz.

“Hayır işleri devletin sağladığı sosyal güvenliğe kıyasla gerçekten dezavantajlı kişilere yardım etmek için daha iyi bir yoldur.” Kesinlikle Katılıyorum.

Sosyal devletten ziyade hayır kurumlarının daha efektif ve ahlaklı olduğu açık. Sosyal devlette niyet ne olursa olsun ortada hırsızlık gibi tüm niyeti baltalayan bir sorun olmasına rağmen, hayır kurumlarında tüm bunlar rızaya dayalı yapılır. Ayrıca maliyet/fayda açısından da refah devletlerinden fersahlarca ötede bir sistem, hayır kurumları.

“Bazı insanlar doğuştan şanssızdır.” Kesinlikle katılıyorum.

“Bütün insanların eşit doğduğu” öyle doğru değildir. Bu ibareyi ancak ve ancak, tüm insanların hukuki ve ahlaki bakımdan benzer muameleye tabi olmaları lazım geldiğini ifade için kullanmaya devam edebiliriz.

“Çocuğumun okulunun dini değerleri aşılaması benim için çok önemlidir.” Kesinlikle katılmıyorum.

Çocuğum ve eğitimi için en önemli şey, yukarıda tekrarladığım birey-lik bilinci ve eleştirel düşünme kabiliyetidir.

“Evlilik dışı seks genelde ahlaksızcadır.” Kesinlikle katılmıyorum.

Evlilik dışı seksin, rıza olduğu sürece kendisinde bir sorun görmüyorum, bu biraz da yine beden-mülkiyet durumuna bağlı. Tabii hepsinin aynı etik değerde olduğunu savunamam.

“Stabil, sevgi dolu bir ilişki yaşayan eşcinsel çiftlerin evlat edinme şanslarının ellerinden alınmaması gerekiyor.” Kesinlikle katılıyorum.

Bazen “bunun çocukların psikolojisini bozacağı” iddiasını görüyoruz, bunun altında yatan öncül ise bizatihi eşcinselliğin psikolojik bir sorun olduğunu varsaymak. Etik veya kalan herhangi bir açıdan, stabil, sevgi dolu bir eşcinsel çift ile heteroseksüel bir çift arasında fark göremiyorum. Dahası bana kalırsa stabil veya sevgi dolu olması da gerekmiyor. Bunları karşılamayan heteroseksüeller çocuk bakabiliyorsa, eşcinsel çiftlerin bakmasında bir sorun yok.

“Karşılıklı rıza gösteren yetişkinlerin bulunduğu pornografi yetişkinler için yasal olmalıdır.” Kesinlikle katılıyorum.

Pornografinin veya herhangi bir şeyin zararlı olması onu yasaklayabileceğimizi göstermez. Bu sektörde yer alanlar rıza göstermişse ve kendi seçimleriyse bunu yasaklamak pek de etik değil. Sırf bir fiilin ondan haberdar olanların bazılarınca hazzedilmemesi keyfiyeti, mevzubahis fiili yasaklamak için yeterli bir gerekçe teşkil etmez.

“Birinin yatak odasında ne olup bittiği devleti ilgilendirmez.” Kesinlikle katılıyorum.

Devletin yatak odalarında herhangi bir işi yok. Öyle ya, devletin herhangi bir işi de pek yok.

“Kimse doğal olarak eşcinsel olduğunu hissedemez.” Kesinlikle katılmıyorum.

Homoseksüelliğin doğuştan gelmediği ve doğalca hissedilemeyeceğini söyleyebilmek için elimizde ciddi bir veri yok. Gönüllü ve rızanın olduğu bir durumda eşcinsellik aleyhine hiçbir argüman sunamayız yüksek ihtimalle, az önce söylediğim klasik liberal argüman eşcinsellik lehine en önemli argümanlardan.

“Bugünlerde seks konusundaki açıklık çok ileri gitmiş durumda.” Katılmıyorum.

Evlilik dışı sekse ve diğer yönelimlerin seks yapmasına yönelik olumsuz algının kırılmasına da olumlu bakıyorum. Bu yüzden katılıyorum, ama çok tereddütlü şekilde. Bunların dışında seksin hayatın her alanına hakim olma ihtimali tereddüte düşürüyor, yine de pek problem etmiyorum.

Sonucum

Öncelikle sonucumu görelim,

Economic Left/Right: 6.54
Social Left/Right: -6.72

Sonuçta, testi önceden çözdüğüm zamana, yani 7 ay öncesine göre ekonomik eksende 0.07'lik, sosyal eksende 0.04'lük bir kayma var. Tahminim, kalan zamanlar boyunca bu noktadan çok radikal bir noktaya kaymayacağıdır.

Bulunduğum nokta, Hayek’in yerleşmiş olduğu kısım. Şaşırtıcı değil.