“All you know how to create is death and destruction” (Sarah Connor)
(30 Ağustos 2017)

26 yıl boyunca onlarca kez izledim. Ama 44 yaşının olgunluğuyla dev ekranda tekrar görmek başka algıları tetikliyor. Emin oldum ki: 1991 yılının teknolojisi içinde bu filmi ancak uzaylılar çekebilir. Görüntü yönetmenliği, senaryo zekası, aksiyon sahneleri, oyuncularının doğallığı, anlatım dilinin acımasızlığı, kapkaranlık oluşu ile bir şaheser.
26 yıl önce teknik, yönetmenlik, görsellik, oyunculuk, senaryo açısından beğendiğim ne varsa fikrim değişmemiş. Son dönem filmlerinin favorisi "mavi"nin kullanımı kusursuz.
Ve Sarah Connor. Daha doğrusu Linda Hamilton. İdolum. "Blue Jean" dergisindeki antreman fotoğraflarıyla büyülendiğim kahraman. Günümüzdeki yıldız kadın oyuncuların aldığı övgülere bakınca Linda Hamiltonların hakkının yendiği açık. İki film arasında geçirdiği dönüşüm sadece fiziksel değildi; karakter yarattı. Her sahnedeki yüz ifadesi, duruşu, ses tonu, vurgusu, inişleri çıkışları, bakışları. Monoton değil, sahne neyi gerektiriyorsa ona dönüşüyor: Sarah Connor’ın saklamaya çalıştığı acıları, korkuları, cesareti, öfkesi, nefreti, zayıflığı, umudu.

Kıyas gerekirse: Mad Max Fury Road’da Furiosa karakteri mükemmeldi, ama Charlize Theron’un çok iyi performans göstermesine rağmen oyunculuğunda eksik vardı. Atomic Blondie’de ise çok yapaydı. Samimiyetsizdi. Ruhu yoktu. Ama ya Linda Hamilton? Gerçek olamayacak kadar kusursuz Sarah Connor’ı insan gibi gösterebilmeyi başardı.
Günümüz sinemasında en iyi dediklerimiz aslında iyi bile değil. Yoklukta kendimizi kandırıyoruz. Eskileri izledikçe bunu daha iyi anlıyorum.
