yazmak üzerine

bu blogu açmamdaki yegane sebep yazabiliyor olmam. yani olaya yaklaşımım tamamen “okuyorum, öyleyse yazabilirim.” prensibine dayanıyor. cidden okuyan ve bunu bilen yani okumayı bilen insanlar yazmasını da bilirler mi? bence bilirler. ama bunun farkında olmazlar. şöyle izah edeyim. herkesin içinde yaşadığı bir ruh hali var. kimisi depresif, kimi neşeli, kimi ne bileyim ne. ya da herkesin şu hayatta kendine biçtiği bir rol yahut günlük bir yaşantısı var. dolayısıyla bir yazı kaleme alırken öncelikle kendinden yola çıkmasını bilmesi gerekiyor kişinin. sonra zaten devamı geliyor. biraz da tabii yazmaya hevesinizin olması gibi. bunu da şöyle izah edebilirim. misal sizin uçmak gibi bir gücünüz var fakat ne yazık ki bunun farkında değilsiniz. o zaman bu özelliğinizin hiçbir anlamı kalmıyor. fakat kendinizdeki uçmak cevherini gördüğünüz andan itibaren o cevheri ölene dek kullanmak hissi tüm bedeninizi sarmakla kalmayıp sizi buna zorlayacak. yazmak da böyle bir şey. onun keyfine vardıktan sonra ve yazmak cevherini içinizden çıkardıktan sonra tamamen işin hobi kısmından çıkıp bir yaşam formu haline geleceğini görebilirsiniz. fakat aklınızın bir köşesinde sürekli “acaba ben bunu yazıyorum ama okuyan ya da okuyup beğenen var mı?” sorusu volta atabilir. montaigne gibi bir adam bile denemelerini yazarken “ne sana hizmet etmeyi düşündüm, ne de ünlü olmayı…” diyor ise kendinizi çok fazla kasmayın, eğer bilimsel bir yazı yazmıyor iseniz. hatta kitabının önsözü şöyle devam ediyor:”eğer amacım kendimi beğendirmeye çalışmak olsaydı sahte güzelliklerle çıkardım karşınıza. oysa ben tersine, hiç hile yapmadan, bütün sadeliğimle, doğallığımla ve sıradan halimle görünmek istiyorum. çünkü anlattığım kişi, benim.” evet anlattığınız kişi sizsiniz. ve eğer siz zaten iyi ve güzel bir insansanız yazılarınız da aynı şekilde satırlara teker teker işlenecek.
bir de yazmak eylemini şöyle bir güzelliği var. haykıramadığınız küfürleri, ya da haykıramayacağınız küfürleri buraya birer birer diziyorsunuz. üstelik bunu sanata çevirerek. bazen göstere göstere ediyorsunuz bazen de kelimelerin içine gizleyerek hitap ettiğiniz kişinin önce kendisine sonra zekasına sövüyorsunuz. yazmak; dünyanın en zararsız öfke kusma eylemidir. o yüzden öfkenizi insanlara değil de kağıtlara kusun. en azından geriye dönüp bakınca kalıcı bir iz bırakmış olursunuz.

http://kurtkanovicinyeri.blogspot.com.tr/2017/08/yazmak-uzerine.html