Kütahya’daki Osmanlı kalesinin keşfi

KÜTOPYA
10 min readFeb 15, 2024

“Kütahya’da çok bilinmeyen ve bilenlerce “Aşağı Hisar” olarak anılan burç ve sur kalıntılarının aslında yukarıdaki kaleye ait olmadığını, başlı başına ayrı bir kale olduğunu ortaya çıkardık. Kaleyi 600 yıl önceki haliyle modelledik ve üzerine videolar yayınladık. Kütahya’da neredeyse kimsenin anmadığı bu kayıp Osmanlı kalesinin kendi başına bir marka olması için çalışmalar yürüttük.” -Abdullah Reha Nazlı

2022 yılında Ahmet Yakupoğlu’nun resminde “Aşağı Hisar kapısı” yazısını görünce gidip görmeye karar verdik. Tabi bizim de akımıza “Hisar’ın aşağı kapısı” gibi bir algı yerleşti. Ama o zamanlar barikatlar olduğu için girilmiyordu.

Bir başka gün yukarıdan yürüyerek inerek aşağı kapıyı fotoğrafladım. Oysa gittiğimiz yer Kale-i Bala’nın doğu kapısı idi. Aşağı Hisar değildi. Ve aradan aylar geçene kadar hatamızı fark etmedik.

Sonra Aşağı Hisar’a tesadüf edince bir başka tuhaflık oldu. Burası yukarı kaleye çıkmıyordu. Burası kalenin bir başka kapısı zannederek burayı da fotoğrafladık. Hatalar Google Earth’ü iyice kurcalayınca fark edilmeye başlandı.

İlkinde “Aşağı Hisar kapısı” kapısı zannederek Yukarı Hisar’ın aşağı kapısına gitmişiz.

Yakupoğlu’nun resmettiğinin hisarın aşağı kapısı değil, Aşağı Hisar’ın kapısı olduğunu fark edince tekrar gittik. Bu kez doğru şekilde içeriden ve dışarıdan kale kapısını fotoğrafladım. İlk fotoğraflamadaki notları düzelttik. Ama Aşağı Hisar konusu ilginç bir konu olarak aklımıza kaldı.

Zamanla Bizans usulü almaşık duvar ile Osmanlı kalelerindeki duvarlar araısndaki farkı keşfetmeye başlayınca işin rengi değişmeye başladı. İç Kale hariç yukarı kalenin tamamı Bizans usulü duvarken, Aşağı Hisar’ın tamamı Osmanlı usulüydü. Yukarı kalede burçların içine girilebiliyordu, Osmanlı’da girilemiyordu.

2023 yılında bu kez Aşağı Hisar’ın diğer bölgelerini ziyarete gittik ve hala ayakta olan burçları gördük. İçinden yol geçmiş bu güzergah oldukça ilginçti. Yukarı kalede yerleşim yokken burada vardı ve burada burçların taşları kişisel amaçlar için de kullanılıyordu.

Bu arada KÜTOPYA’nın tasarımında olabildiğince ofisten çalışıyorduk. Oturduğumuz yerden koca şehri modelliyorduk. Öyle ilerlemiştik ki, eski bir fotoğraf ve arsadaki konumu bir binayı çizmemiz için yeterliydi.

Fotoğraf/Fotomontaj: Abdullah Reha Nazlı

Tüm bunlar olurken Aşağı Hisar’ı bir türlü çizemiyorduk. Çünkü Google Earth buraya girmiyordu. Zamanla KÜTOPYA geliştikçe burası içimizde yara olmaya başladı. Bir şekilde buranın nasıl gözüktüğünü görüp çizmeliydik.

Bu günlerde karşımıza Clive Foss ismi çıktı. Kütahya’yı da çalışmış olan tarihçi bir kitap yayınlamıştı. Kitap Türkiye’de kalmamış olduğu için İngiltere’den getirttik. Kitapta kaleyle ilgili inanılmaz şeyler öğrendik. Aşağı Hisar’ı en son dönem olarak gösteriyordu. Yukarı kale kendi için farklı dönemlerde tamir veya inşa görmüştü. Ama en son dönem yani Germiyan ya da Osmanlı döneminde Aşağı Hisar yapılmıştı.

Evliya Çelebi’yi bu kez dikkatlice okumaya karar verdik. Ciddi olarak Aşağı Hisar’ın ayrı bir dönemde yapıldığı ortaya çıkıyordu. Arı dönem derken, ayrı çağ demek daha doğru olur. Aradaki fark 900 yıldı. Ayça Seda Aydınlı’nın makalesi tam bu zamanda işi kolaylaştırdı. Çünkü Kütahya’yı ziyaret eden tüm seyyahların kaleyle ilgili söyledikleri yazıyordu.

Tuhaf olan şuydu. Seyyahlar ve tarihçiler aynı şeyi anlatıyordu. Ayrı dönem. Ayrı işlev. Ayrı amaç. Ayrı mimari. Bir değil iki kale. Aşağıdaki kale halk arasında ve bugüne kadar sürekli yukarıdaki kalenin parçası olarak anılsa da esasında ayrı bir kaleydi.

Markalar üzerine geçmişte çalışmış bir kimseyim. Çok küçük bir isimlendirme hatası, reklamcılıkta “konumlandırma” denen bir hataya yol açar. Çok önemli olmasına rağmen başına marka olamayıp kaybolan çoğu marka isimlendirme yüzünden kaybeder.

Aşağı Hisar, marka olamamıştı.

Netleştirip renklendiren: Abdullah Reha Nazlı

Bir sebebi şehrin içinde kalmasıydı. Yukarıdaki gibi her yerden gözükmüyordu.

“Bala “büyük”, sagir “küçük” demek. Halk arasında ve seyyahların notlarında “Kale-i Bala” ve “Kale-i Sagir” denilmiş. Fotoğraf: Abdullah Reha Nazlı

Dahası, bu bölgede yüksek bir yer yoktu. Çoğu eski Kütahya fotoğrafı ya Hıdırlık’tan kale veya şehrin çekimidir, ya kaleden şehrin veya hıdırlığın çekimi. Bu fotoğrafların hiçbirinde Aşağı Hisar yer almaz.

Yakupoğlu resminde solda Aşağı Hisar burçları gözüküyor. Ama anca bu kadar. O bölgede yüksek hiçbir yer olmadığı için kalenin net gözüktüğü hiçbir fotoğraf veya resim yok.

Aşağı Hisar’ı çekebileceğiniz tek yer vardır; çayır. Çayırdan çektiğinizde bile özel bir gözle bakıldığında yani orada kale aramak için bakıldığında görülür. Biz toplumda bu bakışın, bu gözün oluşması için çok paylaşım yaptık.

Tabi şehrin içine kaybolmanın bedeli, kimsesiz olmaktır. Başınıza bir şey gelince kimsenin haberi olmaz. Birazcık aşağıda Balabaniye Medresesi üzerine nasıl binalar yapılmışsa Aşağı Hisar da o şekilde bedavadan inşaat malzemesi gibi kullanılmıştır.

Aralık ayının son haftasında hastanede yatarken hastane penceresinden bu hiç ismi anılmayan kalemize bakıp çıkınca tasarımını bitirmeye karar verdim

Elbette pek çok yetkili herhalde halkla ters düşmek istememiş ya da “böyle gelmiş böyle gider” durumu olmuş. Aşağı Hisar burçları üzerinde yaşam var. Kimisi bahçe olmuş, kiminin içine yerleşilmiş. Bazı taşlar bahçe duvarı olmuş. Bazıları ev yapımında kullanılmış.

Kalenin kapısı bizzat dönemin belediyesi tarafından yol yapımı sırasında kırılmış. Kale kapısı üzerindeki devşirme malzemeler etrafta duruyor.

Oradan geçerken bir kaleye girdiğinizi anlamak zor. Sıradan bir mahalle. Arada bazı burçlar ve surlar var. İnsan bunların burada ne aradığını merak edebilir. Oysa onlar zaten buradaydı.

Aynı yer, aynı açı

Aşağı Hisar’ı Clive Foss’tan, Evliya Çelebi’den okurken bir konu gündeme geliyordu. O da kale “suyu korumak” için yapılmışsa suyun nerede olduğuydu.

Dahası Evliya Çelebi kalenin içinden çıkan su için “hem içerideki hem dışarıdaki değirmenleri döndürür” diyordu. Aradığımız bir akarsuydu.

Kalenin içindeki vaftizhane -veya belki de sarnıç- içindeki su hala akmtaktaydı. Ayrıca kale içinde bir de çeşme vardı.

Kaledeki çeşmenin yerine temsilen bir kuyu ekledim

Eskiler projeye başladığımız dönemlerde Lala Hüseyin Paşa Mahallesi’nden de bir akarsu geçtiğini söylüyordu. Geçtiği kesin yeri işaretlemiştik. Buradan kaleye doğru bir yol bulabilir miydik?

Matrakçı Nasuh’un kaleden çıkıyor olarak gösterdiği ikinci suyun bu su olduğunu düşünüyoruz

Hakikaten de okulun hemen üstünde bir çeşme vardı. İsmi “Balpınar Çeşmesi” idi. Yaklaşmıştık. Çeşmenin geçtiği sokak, üstü kapatılmış bir su idi. İsmi de “Balpınar Çeşmesi” idi.

Balpınar Çeşmesi. Yanındaki de bir zamanlar Balpınar’ın aktığı Balpınar Sokak.

Yukarısı tam olarak kalenin aşağı çıkışına ulaşıyordu. Üstelik tam da burada bir çamaşırhane vardı.

Eski bir fotoğraf da bu bölgeden Kubak Çayırı’nın içlerine doğru giden bir su gösteriyordu. Ayrıca tam da bu bölgede buraya evler yollar yapılmadan önce belirlenmiş gibi gözüken bir cadde vardı. Kütahya’da böyle 12 cadde var. Artık altından dere aktığını şeklinden ayırt edebiliyoruz.

Böylece kaledeki suyun nereden çıkıp nereye gidebileceğini tespit etmiş olduk. Ama etrafa bakınca insanın içi burkuluyordu. Sıradan bir bölge, çok çirkin park malzemeleri. Dağınıklık, yıkık taşlar, çöpler, naylonlar. Buranın koca bir şehrin bir kalesi olduğu anlaşılmıyordu. Biz fark edene kadar kimse bugüne kadar önemsememişti.

Guillaueme Berggren’in fotoğrafında şahane eski Kütahya evleri gözüküyordu. Ahmet Yakupoğlu resimlerinde de öyle. Kale burçları üzerine yapılmış Karbölenler Konağı’nı daha biz göremeden yıkıldığını öğrendik.

Buradaki ev kültürü çoktan kaybolmuştu. Hepsi yeni ve beton binalardı.

Var olan burçları haritada yerleştirip çizdik. Araya surları koyduk. Kapı zaten belliydi. Onu da tamamladık.

Ama vaftizhane üstünde, caminin yanında koca bir poligaonal kule gözüküyordu. Bunu nasıl çizeceğimizle ilgili fikrimiz yoktu.

Osmanlı kalelerini araştırken Rumeli Hisar’ın denizden çekilmiş bir fotoğrafına denk geldik. Guillaueme Berggren’in fotoğrafı ile benzeşiyordu. İkisi de aynı tarihte yapılmıştı.

Rumeli Hisar’ında pek çok kule varken Aşağı Hisar’da bir taneydi. Bu tek kuleyi buna göre yaptık.

Aşağı Hisar burçlarının içine girilemiyordu. İçeriden merdivenlerle üstüne çıkılan bir düzen kurduk. Geriye tek bir şey kalıyordu. O da ana kale ile aradaki burçlar.

Tarihte kimse burada burçları hayal edememişti. Clive Foss, Aşağı Hisar’ı yukarıdaki ile birleştiren bölgeyi boş bırakmıştı. Bazı tarihçiler direkt dik olarak kaleyle birleşme ihtimalini yazmıştı.

Ama böyle inşa edilmiş tek kale bulamadık. Dahası mantıksızdı. Bölgeye gidince de böyle olmayacağını gördük. Ayrıca bölgedeki sur ve buçların taşları muhtemelen halk tarafından bölgede gördüğümüz duvarların yapımı için kullanılmıştı. Sonuçta buraya da burçlar çizdik.

Yukarıdaki kalenin tam bu bölgesinde “Uğrun Kapı” denilen bir kapı vardı. Şahane bir şekilde bu kaleden oraya, oradan buraya geçiliyor olmalıydı.

Yukarı Kale’nin Uğrun kapısı

Yukarı kaleden çıkınca aşağı kaleye girmek için bir de yolu uzatıp doğudaki kapıya giriliyor olamazdı. Dolayısıyla bir kapı da güneye çizdim ve doğu kapısına benzettim.

Evliya Çelebi’nin bahsettiği surlar, değirmen ve askeri malzemeler gibi küçük detayları ekleyince güzel oldu.

Kale içini çizerken gerçek sokaklardan ilham aldım. Kale içindeki sokkaların isimleri şahane idi; Sağır Sokak (‘sagir’ zamanla ‘sağır’ olmuştu), Küçük Hisar Sokak, Kale Sokak.

Tarih çok sürprizli müthiş bir şey. Bazen şehrin ortasındaki sokak binlerce yıllık bir sokak olabiliyor. Ev üstüne ev üstüne ev. Sokak üstüne sokak. Böyle binlerce yıl aynı güzergah korunabiliyor. Kalenin içine bugün gerçekten olan sokakların güzergahlarını işaretleyerek patikalar yaptım. Binaları etrafına yerleştirdim.

Bu merdivenler bugün gerçek bir sokak. Kale içindeki tüm yolları gerçek sokaklara göre çizdim.

3D tasarımcımız Aşağı Hisar Cami’ni çizdi. Ben surları, burçları, iç detayları çizdim. Ensar vaftizhane gibi detayları buldu. İsmail tarihi karıştırdı. Sonuçta tasarımız ortaya çıktı.

Tam da bugünlerde bu paylaşımları yaparken gönüllü bir Kütahya araştırmacısı Mustafa Sözer abi buluşmak istedi. Kaleye giderken pat diye kamera açtırdı. Ayaküstü konuşmaları kaydetti.

O kadar hazırlıksızdık ki. O gün çekimden önce İsmaille tarihi bir camiyi gezmiştik, ayakkabılarımı bile tam giymemişim. Görüntü olarak hazır olmasak da kafa olarak hazırdık.

Yayınlanan video sonrası birden bire KÜTOPYA’nın 2 yıldır konuşulmadığı kadar gündem oldu. İnsanlar birden bire simülasyonun önemini anladılar. Tarihi teknoji ile koruyan, kaybolacak kültürü ortaya çıkaran kalıcı bir şeyler yaptığımızı anladılar.

Video sonrası bir de bir muhabir arayınca ertesi gün yerel gazeteye manşet olduk. Bir de video belgesel yapıp paylaşıp da 120 bin görüntülenme olunca “Aşağı Hisar” birden bire marka bir kültürel değerimiz oldu. Kütahya’daki kayıp eserlerin en önemlisi. En kurtarılması gerekeni.

Bir Kütahyalı olarak ben 35 yaşına kadar “Aşağı Hisar” neresi bilmiyordum. Öğrendikten sonra bir yıl ne zaman Aşağı Hisar ile ilgili paylaşım yapsak, halktan biriyle konuşsak “Orası neresi?”, “İlçede mi” deniyordu. Üzerine Google’da tek başlık yoktu. “Aşağı Hisar” yazılınca sadece ”Aşağı Hisar Cami” çıkıyordu. Üzerine bilimsel araştırma da yapılmamış. Osmanlı kaleleri içerisinde geçmiyor. Resmi kurumlar dahi başlık açmamıştı.

Şimdi işler değişti. Bir simülasyon, pek çok resim, birkaç belgesel ve bir de üstüne web sitesi açıp da tüm arşivi, tarihçilerin görüşlerini, fotoğrafları yükledik. Ve bizim içimizde kanayan bir yara olan bu eseri kendimizce kurtarmak için ilk adımı atmış olduk. Biz görevimizi yaptık.

Resmi kurumlar ne yapar bilemiyoruz. Halkımız ziyaret etmeye başlamış. Tarihçiler günün birinde kızıp “şurayı şöyle çizmişler, aslında böyle olması lazım” gibi bir hamleyle Güzel Sanatlar’ı da dahil edip bir proje imza atarlarsa çok seviniriz.

Ama bunca yıllık teknolojiye ve literatürün orada yer almasına rağmen Aşağı Hisar’ın ayrı bir kale olduğunun keşfi, simüle edilmesi bütçesiz ve gönüllü çalışan, hem araştırıp hem tasarlayan bir mühendis ve gönüllü bir kaç kişiyle mümkün oldu.

Aşağı Hisar belgeselini hazırlarken. Kaleyi çizmenin yanında projenin araştırmalarında, fotoğraflanmasında, web sitesinin tasarımında, videoların hazırlanmasında rol aldım.

Abdullah Reha Nazlı
15.02.2024

Kale-i Sagir. Kütahya’daki Osmanlı kalesi. Tasarım: Abdullah Reha Nazlı. Araştırma: ARN, Ensar Bekir Nazlı, İsmail Germiyanoğlu.

--

--

KÜTOPYA

Kütahya'nın tüm tarihi katmanlarını çalışarak simülasyon haline getiriyoruz. *gönüllü ve bağımsız bir proje