Ben Artık Bir Başkasıyım
“Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer: Kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı, yahut “Ben artık bir başkasıyım!” diyebilmek saadeti.”
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar
“Ben artık bir başkasıyım!” diyebilmek saadeti, dönüşebilmek, istediğinde kendin, istemediğinde bir başkası olabilmek, toplumda kendine hem kendin hem bir başkası olduğun için yer bulabilmek, bir bakıma her vücutta, her şekilde kabul görmek özgürlüğü değil miydi?
Özgürlük, toplumda kendine kendin olduğun için yer bulabilmekti. Bir bakıma kabul görmekti. “Ben artık bir başkasıyım!” diyebilmek saadeti, “Ben artık yeni bir benim!” diyebilmek cesaretiydi.
Acı gelip benliklerimizi bulduğunda, kendimiz olmaktan çıkıp bir başkası gibi davranırsak acıyı daha az duyumsarız hissine kapılmaz mıyız? Kendin olma arzusu ile bir başkasına dönüşme kurtuluşunun yarattığı çelişki, içinde debelendiğimiz acıda boğulmaktı. Halbuki bir başkası olmak, yeni bir ben olmaktı, kendine dönüşmekti, saadeti ondandı. Çelişkilerimizle, benliğimizle, yeni benliğimizle kabul görmek arzusu, sevilmek, sayılmak ve dönüşebilmek özgürlüğüne kavuşmanın arayışıydı. Benliğinin dışına çıkan, “Ben artık yeni bir benim!” diyebilenler, özgürlüğe kavuşanlardı.
Yeni bir ben olmak, aslında tekrar kendin olmak, olduğunda kabul görmek, özgürlüğe dokunmaktı. Peki kendi olabildikten sonra kendini seven var mıydı? Kendini sevebilmek saadetine kavuşan var mıydı?
