Image for post
Image for post

Bu yazıda neden yaklaşık 1 yıl önce Made in Turkey podcastine başladığımızı, 1 yılın nasıl ilerlediğini ve madeinturkey.directory sitesinin hikayesini sizlere aktaracağım. Keyifli okumalar.

MadeinTurkey podcasti fikir olarak dövizin yükseldiği dönemlerden birinde doğdu. Bildiğiniz gibi böyle günlerde genelde fakirleştik, bu ülkenin geleceği ne olacak diye düşünülüyor. Kaçsak mı, burada ne kadar daha yaşayacağız… Tanıdık geliyordur.

Biz de bu dönemde Türkiye’den online kanallar üzerinden ürün satıp, döviz kazanan firmalarla konuşsak mı diye düşünmeye başladık. Bu zamana kadar edindiğim iş deneyimlerimin katkısıyla ihracat yapan firmaların bir kısmına rahatlıkla ulaşabilirdik ve hikayeleri çok sayıda kişiye ilham olabilirdi.

Kısa süre içerisinde 150’den fazla e-ihracat yapan firmanın yer aldığı bir liste çıkardık. …


Yaşadığımız bu zor günlerde, insanların biraz daha içine döndüğünü düşünüyorum. Uzaktan çalışma evresinde, birçoğumuz kendimize daha fazla vakit ayırıyor. En kolayı, trafikte geçen zaman yerine sabah 07.30'da IG TV üzerinden bir meditasyon yayını izleniyor.

Tabii hal böyle olunca, uzun zamandır biriktirilenler de gün yüzüne çıkabiliyor. İçimizde sakladığımız ve bizi şişirenler…

Bu tarz olayların artmasının sebebi de, ölüme her zamankinden kendimizi daha yakın hissetmemiz. Panik halinde olup, ya benim de başıma gelirse düşüncemiz…

Oysa çeşitli sebeplerden ortalama 150.000 kişi bir günde hayatını kaybediyor. Neden bunu her gün yaşamıyoruz? Veya bu sayının farkında değil miyiz?

Ölüm eşiğinde paylaşılan itiraflar İngilizce’de “deathbed confession” diye geçiyor ve bu terim genelde adam öldürme-aldatma gibi olaylarda kullanılıyor. O kadar çok olay gerçekleşmiş ki böyle bir terim doğmuş, düşünün. Bu paylaştığımızı içimizde ne kadar biriktiriyoruz siz düşünün. …


Image for post
Image for post

Öyle büyük bir şeyden bahsetmiyorum; küçük bir şiir yazmışsınızdır, bir yere yazı paylaşmışsınızdır, deftere resim çizmişsinizdir, sevdiğiniz enstrümanla bir parça çalmışsınızdır, bir yazıya yorum aktarmışsınızdır, eldeki tahtalardan masa oluşturmuşsunuzdur, yakınınıza atkı örüp onu hediye etmişsinizdir, bileklik yapmışsınızdır, kod yazıp GitHub’a koymuşsunuzdur, websitesi tasarlamışsınızdır…

Bir dakika düşünün ve sonrasında devamını okuyun lütfen!

Bunu neden sorduğuma geleceğim.

Ama farkında mısınız, son zamanlarda ne kadar çok şikayet ettiğimizi.

Döviz arttı burada yaşanmaz, tüm yetenekler kaçıyor ülke olarak ne durumdayız, yaşam ne kadar pahalı biliyor musun, domatese ne kadar zam geldi farkında mısın…

Çok seviyoruz elimizde olmayan şeylere şikayet etmeyi ve çözüm aramamayı.

  • Oysa dövizin artmasından mutlu olan firmalar var mesela. Geliri yurtdışından olup, harcamalarını TL olarak yapan firmalar bunlar. …


6. sınıftayım.

Türkçe hocamız hatırlayamadığım bir konu üzerine sınıflar arası bir kompozisyon yarışması yapılacağını paylaştı.

O gün eve gelip, okulda kompozisyon yarışması yapılacağını bizimkilere aktardığım da; babam konu üzerine kafasında birşeyler yazmaya başlamıştı bile.

Sonrasını tahmin edebilirsiniz…

Babamın yazdığı kompozisyonla yarışmaya katılıp, diğer okul arkadaşlarımın önünde yazıyı okudum ve ikinci oldum.

İkinci olduğuma sevinsem mi, yoksa kendi yazmadığım kompozisyonla başkalarının hakkını yediğime üzülsem mi bilemediğim bir durum…

Ama ben uzun süreler, ödev olarak verilen kompozisyonları babama yazdırmaya devam ettim. Ya yazamıyordum, ya yazacak birşey bulamıyordum, ya da kelimeleri yanyana getiremiyordum. Sonuç olarak beceriksizdim bu konu üzerine. Bunların dışında babam yazmaktan o kadar keyif alıyordu ki benim yazmamı istemiyordu ve aldığım puanları kendi puanlarıymış gibi görüyordu. …


Neden koşuyorum yazısından sonra neden ile ilgili bir yazı daha yazmak istedim. Açıkçası aldığım tepkiler hoşuma gitti. Belki bundan sonra neden serisi altında yazılar yazmaya devam ederim.

— —

İlkokuldayken açıkçası hoşuma gitmezdi Türkçe dersleri. Paragrafları okumak yerine, sayılarla oynamayı tercih ediyordum.

Lise yıllarının sonuna kadar da her gün gazete okumak dışında okumaya dair birşey yaptığımı söyleyemem. Burada Türkçe test sorularını çözmeyi ve sınavlarda çıkan okunması zorunlu kitapları saymıyorum. :)

Üniversite yıllarında da elime üniversite dersleri dışında kitap almadım, kendimi okuyarak geliştirmedim, neler oluyor neler bitiyor merak etmedim açıkçası. Daha çok insanlarla sohbet ederek kendime birşeyler katıyordum.

Ne olduysa, Gezlong’da çalışırken Kaan Aykaç’ın bana Delivering Happiness adlı kitabı okumam için vermesiyle başladı kitap okuma serüvenim. …


Zor dönemlerdi…

Sorgulamaların bol olduğu, girişimcilikle kafa yorduğum ve birşeyler yapmak için belki de gereğinden fazla çabaladığım günlerdi…

Gece/gündüz çalışıyordum, kafamda çok sayıda soru ve bilinmezlikle birlikte.

Vücudumda birşeylerin ters gittiğini, psikolojimin bozulduğunu anlamam zaman aldı.

Hasta hissediyordum kendimi artık, bununla birlikte çaresiz ve amaçsız.

Bunun böyle gitmemesi gerektiğinin farkına vardım.

Birşeyler yapmalıydım; yenilemeliydim kendimi, belki de sistemi baştan kurmalıydım.

Ve evet, sıfırlanmalıydım…

Yıl 2015.

Babamın da koşuya olan ilgisinden etkilenerek bir çift koşu ayakkabısı aldım kendime.

Oturduğum semtin yakınında bulunan bir parkta kısa kısa koşular yapmaya başladım.

Parkın etrafında 2 kilometre koştuğum günü hatırlıyorum, nasıl yorulmuştum anlatamam…

Sonrasında 3km, 5km derken; artık parkur değiştirmenin vakti geldiğini düşündüm. …


Image for post
Image for post

Dünyanın en fazla kazanan ilk beş şirketi arasında yer alan Facebook, geçtiğimiz hafta ortaya çıkan Cambridge Analytica skandalıyla adeta sarsıldı.

Detaylara aşağıdaki tweet üzerinden ulaşabilirsiniz.

#deletefacebook etiketiyle paylaşımlar yapıldı ve Facebook’un ne kadar faydalı olduğu tekrardan sorgulanmaya başladı. Sanki tüm mecralar bu anı bekliyormuş gibi, onlar da Facebook’u nasıl sileceğinize dair içerikler paylaştı ve bu kampanyayı destekledi. (Techcrunch, CNN, Mashable)

Facebook ve bu tarz para kazanan firmalar üzerine uzun zamandır kafa yoruyordum, şimdi görüşlerimi paylaşmanın vakti diye düşünüyorum.

Soru-cevap şeklinde ilerleyelim.

Facebook Ne Amaçla Ortaya Çıktı?

Facebook’un çıkışındaki saf amaç şuydu: Sizi üniversitedeki arkadaşlarınızla ve uzun zamandır görüşmediğiniz kişilerle bir platform üzerinde buluşturalım. …


Bu bülten ile birlikte 10. haftaya girmişiz.

Zaman ne kadar hızlı geçiyor değil mi?

Bu süre zarfı içerisinde attığınız mailler sayesinde bazılarınızla aynı düşüncelere sahip olduğumu öğrendim. Bu mutlu ediyor insanı işte, güzel konuşmalara vesile oluyor.

Nereye gidiyor bu bülten diye soranlar var tabii. Şu an ben dahi bilmiyorum ama bir şekilde gidiyor ve bunu gerçekleştirmeye zamanım var. Bekleyip sonunu hep beraber görelim.

Haftanın Ürünü

Geçtiğimiz haftalarda yazdığım deftere yazılan notların bilgisayardan da takip edilmesini sağlayan bir defter varmış meğersem. Moleskine’in bir ürünü olan bu deftere linkten ulaşabilirsiniz. Yalnız fiyatı 179$ olduğundan biraz pahalı geldi.

Yaratıcılık

Çok sık duyduğumuz bir konu üzerine farklı uygulama şekli. …


Yolculuğa çıkmadan önce önümde çok sayıda seçenek olmasını özgürlük olarak tanımlıyordum. Gidilecek bir sürü yer, yapılacak çok sayıda aktivite. Şimdi tamamıyla düşüncem şu şekilde: Aza tamah et. Az olsun, Öz olsun!

Özgürlük belli başlı şeylerle baya uğraşmak ve onun dışındakilere hayır diyebilmek mi? Sadeleşip, odaklandığımız alanlarda kendimizi özgür hissetmek mi? Seçeneklerimizi aza indirme durumları mı?

“Belki de HAYIR kelimesini EVET kelimesinden fazla kullanmak.”

7–8 bülten öncesinde bu şekilde düşünmesem de, görüşümün değiştiğini yazabilmekten ve sizinle paylaşabilmekten dolayı mutlu oluyorum. Hatalar ve deneyimler, yaşamak için…

Şimdi gelelim bu hafta dikkatimi çeken ve araştırma yaptığım konulara:

DATA

Geçtiğimiz hafta Sevgililer Günü üzerine bir araştırma yapacağımı söylemiştim. Bulduğum verilerle birlikte, indirim günleri üzerine görüşlerimi paylaştığım bir yazı yazdım. Bazen içindekini dökmek istiyor insan, kimsenin görüşleri umurunda…


Haberlere bakıyorum da Türkiye’de rekorlarla dolu bir Sevgililer Günü sona ermiş. 1 önceki haftasını da dahil ettiğimizde, Sevgililer Günü alışverişleri tahmini 10 milyar TL’yi bulmuş. Adeta muazzam! (Dipnot: 2017 yılında yapılan Kara Cuma kampanyasında da 2.45 milyar TL’lik işlem gerçekleşmişti.)

Image for post
Image for post
O Güllere Noluyor Acaba Diye Düşünenler? — credit:themostfamousartist

Hepimiz zenginlik içinde yaşıyormuşuz, haberimiz yokmuş. Kriz falan hikaye.

Bu tarihin özel bir gün olmasının dışında, başka etkileyici yanı da var tabii ki:

İNDİRİM.

Ülkemizde şu an Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Kara Cuma, 11 Kasım, Ramazan Bayramı Öncesi, Kurban Bayramı Öncesi, Yılbaşı Sezonu, Trendyol Özel, Bahar Sezonu, Yaz Sezonu, Sonbahar Sezonu ve Kış Sezonu olmak üzere 13 adet indirim dönemi var. Ay sayısından fazla indirim sayısı. Biz indirimlere dayanamıyoruz, adeta saldırıyoruz. …

Levent Aşkan

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store