İdlib’te sivil yönetim arayışları
Suriye’de yerel meclislerin doğuşu ve İdlib
Suriye’de devrim gösterilerinin başlamasının ardından gelen çatışmalı süreç 2012 sonundaki eşiğe ulaştığında tüm sorunun askeri olmadığı, Esed rejiminden ele geçirilmiş bölgelerde bir yönetim boşluğu oluştuğu anlaşıldı.
Halep ve Humus gibi vilayetlerin büyük bölümünü ele geçiren muhalif güçler aralarındaki çok parçalı durum nedeniyle kamusal alanı koruma ve düzenleme ile mahalli hizmetler sorunu ile karşı karşıya kaldı. Muhaliflerin bu durumu Esed rejimine karşı kendiliğinden oluşan ve ilk aşamada insani yardım, tıbbi müdahale ve basın işlerinden sorumlu olan yerel koordinasyon komitelerinin yerel meclislere dönüşmesine neden oldu.[1]

Bu örgütlenmeler muhaliflerin DEAŞ sorunu ile karşı karşıya kaldığı sürece değin geniş bir bantta art arda ilan edilen meclisler şeklinde yayıldı. Bir manada bölgesel idari meclisler olarak kamu hizmetlerini giderme yükümlülüğünü üzerine alan bu meclisler zaman zaman askeri egemenliği ele geçiren bazı rejim karşıtı silahlı muhalif gruplar tarafından da rakip olarak görüldü.
2011 yılında protestoların basın komiteleri olarak ortaya çıkan[2], daha sonra rejimin saldırdığı alanlarda koordinasyon komitelerine dönüşen oluşumlar 2012 yılına gelindiğinde Halep, Humus, Dera ve Hama’da yaygınlaşmaya başladı.[3] 2012 yılı başında 14 bölgesel komite varlığı karşımıza çıkarken 2014 yılı Nisan ayında Rakka ve Süveyda dahil olmak üzere yaklaşık 405 yerel meclis muhalif alanlarda hizmetleri karşılamaya çalışıyordu.

2015 Mart ayında tamamı ile Suriyeli muhaliflerin eline geçen İdlib ili askeri grupların olduğu kadar yerel meclislerin yoğun şekilde hizmet verdiği bir alana dönüştü. İdlib’in Esed rejiminden alınmasının ardından il genelinde 156 yerel meclis kuruldu. Bunların %9’u kent meclisi, %30’u ilçe meclisi ve %61’i belediye meclisi idi.[4]

Gelgelelim İdlib ili Suriyeli muhalifler açısından fiziki bir bütünlük arz etse de askeri ve sivil açıdan çok parçalı durumunu sürdürdü. Bu durum bölgenin gerek uluslararası sistemde temsili gerek askeri gerekse hizmetler konusunda sorunlar yaşamasına neden oldu.
Kuşkusuz bu durumda askeri grupların yerel meclisler üzerindeki kontrolleri de etkiliydi ve hala etkili. Zira, kentsel yaşamı şu veya bu şekilde modern şekilde verilmeye çalışılan asgari hizmetlerle tanımış İdlib bölgesinde askeri egemenlik toplumun ihtiyaçlarını gidermeyi de zorunlu kılıyordu. Silahlı muhalif gruplar bu nedenle yerel meclisleri ya kontrol ediyor ya da söz sahibi olarak direkt yönetiyor. Böylece askeri alanlar kadar sivil alanlar da toplamdamuhalif bir alanı ifade etse de özünde bir bütünlüğü yakalayamamış, derebeylik dönemi Avrupasındaki gibi bir parçalanmışlığa neden oluyordu.
Tüm bu çapraşık yetki karmaşası ve bölünmüşlük incelendiğinde Suriye’de sivil yönetimlerin birbiriyle organik hale gelerek bir metabolizma bütünlüğü sergilemesi önünde fiziki yahut teşkilat eksiklerinden ziyade, öncelikle bütünleştirici bir uzlaşma metni yani ortak bir yasa eksikliği olduğu söylenebilir. Ne var ki, görünen durumda sivil yönetimleri bağlayıcı bir uzlaşma metni gerçekleşse bile askeri grupların hakimiyet ve çekişmeleri muhalif bölgelerde yerel meclislerin bütünleştiği sivil yönetim önündeki en büyük engellerden.
Muhalif alanlarda merkezi bir sivil yönetimin imkânı
Halep’in doğusu ile Rakka merkezine kadar uzanan geniş bir coğrafyayı DEAŞ’ın ortaya çıkışı, PKK/PYD’nin ABD desteği ile ilerlemesi; Rusya’nın Esed rejimi yanında savaşa dahil olması ve İran’ın Şii militanları Suriye’ye taşıması gibi etkilerle kaybeden muhalifler, devrimin sürükleyici alanı olan Suriye kuzeyinde Lazkiye’nin kuzeyinde Türkmen ve Kürt Dağı, İdlib vilayeti, Batı Halep ile Kuzey Hama arasında sıkıştı. [5]
Bu sıkışma ve askeri çözümlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının oluşturduğu genel kaygı, bugüne kadar yaşanan sorunların temelinde birçok gruba bölünmüşlüğün yattığı düşüncesini ve buna mukabil birliğin zorunluluğu fikrinin yayılmasına neden oldu. Gruplar arasındaki zorunlu birliğin askeri çözümü getireceği, itilafları sona erdireceği düşüncesi Halep Kuşatması sürecinde ortaya konan pratikler üzerinden kötü bir şekilde tecrübe edildi.
Ancak Halep Kuşatması ve tahliyesi, kamu düzeninin ortadan kalktığı ve altı yılı aşkın süredir süren savaş nedeniyle fiziki ve mental olarak yıpranmış İdlib bölgesi sakinleri ve gruplarını yeni bir tartışma zeminine itti.
Muhalif alanlarda uzun süredir tüm sorunların temelinde görünen askeri birlik düşüncesi son dönemde gruplar arasındaki gelişmelerin[6] de facto sonuçları üzerinden sivil alanda da kendisini hissettirmeye başladı. Askeri üstünlüğü ele geçiren Tahriru’ş Şam’ın Ahraru’ş Şam ile çatışmayı bitiren anlaşmanın ardından ortaya attığı sivil yönetim[7] iddiası çeşitli şekillerde yorumlandı.
Batı merkezli yorumlar ile Ahraru’ş Şam ile Tahriru’ş Şam arasındaki son çatışma sürecinde Tahriru’ş Şam’ın önerdiği silahlı grupların sivil alanların terk ederek cephe hatlarına yönelmesi önerisi kendisini fesheden Nusret Cephesi zamanından bu yana batı tarafından dile getirilen emirlik ilan edeceği yönündeki iddiaları tekrar gündeme getirdi.
Suriye merkezli yorumlar kısmen Batı kaynaklı emirlik ilan edileceği ve bir El Kaide devleti doğacağı tezine katılırken diğer bir görüş Esed ve Rusya’nın kentleri hedef alışının önüne geçeceği düşüncesi ile sivil yönetime atıf yapan önerilere sıcak bakıyordu.
Irak tecrübesi üzerinden yapılan yorumlar ise bahsedilen sivil alanlardan çekilme ve yönetimi sivillere bırakma teklifini bir emirlik olarak ele alsalar da Batı merkezli yorumlardan farklı olarak konuyu Irak’ta ortak mücadele koşullarını yok eden gelişmelere benzetti. Ahraru’ş Şam ile Tahriru’ş Şam arasındaki çatışmalarda üstünlüğü ele geçiren Tahriru’ş Şam’ın sivil idare iddiasının Irak’ta Mücahidler Şura Meclisi’nin emirlik tecrübesi ile kıyasladı.
Bu yönde çeşitli yorum ve iddialar tartışılırken Tahriru’ş Şam İdlib’in kuzeyinde 11 kent ve kasaba merkezinden çekilerek sivil yönetim çağrısını yeniledi. Ahraru’ş Şam da yerleşim alanlarına sivil yönetimlerin hâkim olduğu bir İdlib için harekete geçtiğini duyurdu.[8] Aynı eşikte Serakib’te yapılan yerel meclis seçimleri örnek alınarak yerel meclisler sivil yönetimi desteklediklerini ve seçim hazırlıklarını duyurdu.
İlk resmî açıklama
Sivil yönetim önerisi, birleştirici metin eksikliği ve halen devam eden silahlı muhaliflerin egemenliği gibi handikaplara rağmen sürerken ilk yarı-resmî açıklama dün Tahriru’ş Şam lideri Ebu Cabir tarafından yapıldı.[9]
Ebu Cabir, İdlib’in Binniş kasabasında yaptığı konuşmada Suriye’nin kuzeyindeki tüm grupların tek bir komuta altında bir ordu gibi birleşmeyi kabulü halinde kendilerini fesh etmeye hazır olduklarını söyledi.
Ebu Cabir, bu birleşme için ayrıca 3 temel şartın yerine getirilmesini istedi. Ebu Cabir şartları; tüm silahlı gruplar yerleşim yerlerinden çekilecek, yerleşim yerleri tamamen sivillerden oluşan ve silahlı grupların temsil edilmeyeceği yerel sivil yönetimlere bırakılacak ve polis gücü ile emniyeti sağlayacak şeklinde ifade etti.
Tahriru’ş Şam liderinin açıklamasından önce de grup, İdlib’te bu yönde çalışmalara başlamış ve Geçici Hükümet ile toplantılar gerçekleştirdi. Özgür Suriye Ordusu kurucularından Riyad Esad’ın da katıldığı toplantılar iki gün sürmüş, İdlib’te kalıcı bir askeri birlik ve sivil yönetim tartışıldı.


-Sonuç
İdlib’teki Suriyeli muhaliflerin içinde bulunduğu durum ortak yönetim ve askeri birlik arayışlarının mantığını tek bir ileri ideolojik hatta birleşme zorunluluğuna götürdü, ancak var olan gerçeklik ile ileri sürülen bu ideolojik hattın uyuşmadığı pek çok kere görüldü. Diğer yandan 2011 yılından bu yana muhalifler alanlar savaşın şiddeti nedeniyle yerel hizmetler konusunda oldukça geri kaldı. Muhalifler bu açığı kapatmak adına çalışsa da mikro-lokal seviyedeki hizmetler yetersiz mali ve fiziki kaynaklar yüzünden yerel hizmetlerin sürekliliğini engelliyor.
Mali ve fiziki yetersizlik yanı sıra İdlib’te sivil yönetime temel teşkil edecek yerel meclislerin merkezileştirilmesi için bütünleştirici bir uzlaşma metni eksikliği de muhaliflerin karşısındaki sorunlardan biri.
Elbette, yerel meclislerin önündeki engelleri tek başına aşması İdlib için tek başına yeterli değil. Yaklaşık yedi yılı bulan çatışma ortamında bölgeyi domine eden silahlı muhaliflerin hakimiyetinin sivil alanlar üzerinde kurulması ile kanun koyucu, uygulayıcı, cezalandırıcı yetkileri kendilerinde toplaması diğer bir sorun.

Silahlı muhalifler arasında yaşanan ve genellikle dış ilişkiler ve finans konusunda tezahür eden gerilimlerin yerel meclislerden doğacak sivil yönetimin mali ve fiziki ihtiyaçlarını karşılamak için geliştireceği ilişkilere nasıl yansıyacağı hala cevap bekleyen sorular arasında.
Sonuç olarak, İdlib’te sivil yönetim arayışları ve imkanlarının en temelden çözülmesi, kalıcı bir perspektif ile ele alınması için muhalifler önlerindeki sorunları asgari taleplerde ortaklaştırarak uzlaşmacı bir tartışma süreci geçirmeli.
Dipnotlar:
[1] Local Administration Structures in opposition-held areas in Syria, Research Report April 2014
[2] http://www.nytimes.com/2011/07/01/world/middleeast/01syria.html?_r=2&pagewanted=all
[3] Local Administration Structures in opposition-held areas in Syria, Research Report April 2014
[4] The Role of Jihadi Movements in Syrian Local Governance, p.2, Omran for Strategic Studies, Ayman Al Dassouky, July 14, 2017,
[5] Suriye’de son durum için bkz: http://umap.openstreetmap.fr/en/map/suriyede-son-durum_163391#8/35.967/38.826
[6] Suriyeli silahlı muhalefetinin iki ana gücü olan Ahraru’ş Şam ile Heyet Tahriru’ş Şam arasında 18–21 Temmuz arasında yaşanan çatışmalar İdlib’teki fiziki tabloyu çok fazla değiştirmese de ilişkiler ve baskın rolleri derinden etkiledi.
[7] Ahraru’ş Şam ile Tahriru’ş Şam arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmada Babu’l Hava sınır kapısı konusunda geçen “sivil yönetime devri” maddesi anlaşmanın ardından Tahriru’ş Şam tarafından İdlib’in genelinde uygulanması önerisi ile gündeme taşındı.
