Şu hayatta benim yaşımda olan çok az kişi, varoluşsal kaygı yaşar ve sancısını çeker. Bu dünyada anlamadığım şey şu ki, “Bir insan neden, niçin burada olduğunu, neden doğduğunu, ölünce nereye gideceğini merak etmez?” Bu, üzerinde sayfalarca yazı yazabileceğim hatta saatlerce konuşabileceğim bir konu.
Neden varız?
Neden yaşıyoruz? Yaşamayı, insan olmayı biz seçtiysek eğer, neden hatırlamıyoruz? Niye bize bir seçim sunulmuş peki? Belki de sunulmamıştır.
Var olmak zorunda mıyız? Yaşamak zorunda mıyız? Okuldayken, sınıfımdaki yirmi bir kişiye bu soruyu sordum. Hepsinin cevabı “Evet, tabii ki. Boşuna gelmedik. Öldükten sonra cennete gitmek için. Tanrı bizi boşuna yaratmadı.” oldu. O kadar güldüm ki... O kadar eminler ki her şeyden. Çocukları gibi savunuyorlar tanrıyı ve onun bizi yarattığını. İnanamadım. Eve geldiğimde, anneme de sordum. Beni en çok üzen cevap onunkiydi. “Evet. Tanrı... “ gerisi boş, saçmasapan laflar. Demek ki yaptıkları iyiliklerin tek sebebi cennete gitmek içinmiş. Ama herkese öyle çok acıyorum ki, öldüklerinde sadece uyuyacaklar çünkü.
