Image for post
Image for post

Durursam düşerim, düşersem kaybederim.

Hayatın anlamı nerede gizli? Çok sevdiğim bir söz var: aradığın hazine girmeye korktuğun mağarada saklı.

Mağaranın o devasa girişinin tam önünde, sırtımdan vuran güneşin mağara duvarına yansıttığı gölgeye bakıyorum. Buraya gelmek o kadar zor oldu ki anlatamam. Sarp tepeler, keskin kayalıklar, vahşi hayvanlar. Vücudumun her zerresi bu mücadelenin sıyrıklarıyla dolu. Yeni kabuk tutmuş bir yarayı sakınması gibi bir insanın, sakınıyorum adımlarımı daha derin yaraların ihtimallerinden.

Adım atacağım o mağara ne getirir bilinmez ancak şundan eminim: bazı yaralarım tekrar kanayacak, tekrar dolacak kolum bacağım sıyrıklarıyla mücadelenin. Beni o mağaraya girmekten, mücadele etmekten, tek bir adım daha atmaktan alı koyan şey belki de bu.


Image for post
Image for post

1930 doğumlu, hayatının büyük bir kısmını yokluk, hastalık, mücadele ile geçirmiş, daha az kömür yansın diye sobasını geç kurup henüz bahar gelmeden bozmuş, sabahlara kadar nakış işleyip çocuklarını okutmuş, kendi deyimiyle “kimseye muhtaç olmadan” yaşamış, tanıdığım en güçlü kadınlardan biri babaannem. 88 yaşında.

Dedem ise keçeci. Sabah güneş doğmadan çıkmış hep evinden, emeğini alın terinden çıkarmış, nakış nakış işlemiş desenlere. Bugünün teknolojisi hak getire tabi, saatlerce ezmek, diz kapakları nasır tutana, acıyı artık hissetmeyecek hale gelinceye kadar tekmelemek gerekirmiş üretmek için, tekmelemiş. Tam 40 yıl. Bir de 35 yıl muhtarlık yapmış, babaannem gururla anlatır. Kolay değil koca bir mahallenin güvenini sırtında taşımak bunca yıl. …


Image for post
Image for post

Ne için çalıştığınızı, sizi her gün yatağınızdan kaldıran şeyin ne olduğunu, güneşin henüz doğmadığı sabahlar, zifiri karanlıkta arşınlarken şehrin ıssız sokaklarını, sizi daha fazlasına zorlayanın nasıl bir motivasyon olduğunu hiç düşündünüz mü?

20. yüzyılın en büyük fikir önderlerinden, sporcularından, adını tarihe altın harflerle yazdıran isimlerinden biri Muhammad Ali. Onun herhangi bir röportajı veya konuşmasıyla karşılaştıysanız ya da okuduysanız bir yerde bir sözünü, bitmek bilmez — tükenmez kininden, hırsından, azminden ve kararlılığından etkilenmemenin mümkün olmadığını anlamışsınızdır.

Bir röportajında Ali, “Allah’tan bana güç vermesini para ve şöhret için değil, betonda uyuyan, fareler içinde yaşamak zorunda kalan ve bir köleden fazlası olarak görülmeyen siyahi kardeşlerim için istiyorum” demişti. Keza Martin Luther King Washington’da, hoşgörü, doğruluk ve kararlılığı simgeleyen Lincoln Anıtı’nda yüzbinlerce siyahi vatandaşa “bir hayalim var” diyerek seslenirken ya da insanlığın gelişimi adına uzun süre radyasyona maruz kalan Marie Curie yaşamı pahasına deneyler yaparken ne düşünüyordu sizce? …


Image for post
Image for post

Eğer doğru yoldaysak, o yol hep yokuş yukarı olacaktır

Hayatımın hiçbir döneminde gündüz çalışmayı sevmedim. Günlük hayatın getirdiği koşuşturmacaların, yetişmesi gereken deadlineların, ödenmesi gereken faturaların ötesinde, hep farklı heyecanların hep farklı deneyimlerin peşinden koştum. Hayat denilen kısıtlı zaman biriminin zaman dilimi arttıkça daha hızlı geçtiğini keşfettiğimde yirmili yaşların başındaydım. Teoman’ın “Paramparça” isimli parçasında “Vakit bir türlü geçmezken yıllar, hayatlar geçiyor” sözüyle ne demek istediğinin farkındayım.

Bir gün oturup bugüne kadar neler yaptığımı dökmeye karar verdim bir kağıda. Üniversite döneminde temellerini attığım girişimden, video içerik projesine kadar her ne kadar birçok proje olsa da dönüp baktığımda beni gururlandıran, bir o kadar da utanç duyduğum, bir hevesle başlayıp sonuna getiremediğim çalışmalar olduğunu gördüm. …


Image for post
Image for post

Bugün pazarlamayı yalnızca markaların kullandığı bir araç ya da yöntem olarak görmemek gerekiyor. Futbol kulüplerinden siyasi partilere kadar oldukça geniş bir düzlemde kullanıma rastladığımız sistemler bütünü, son yıllarda özellikle yerel yönetimler tarafından da oldukça gündemde. Marka şehir kavramı olarak adlandırılan ve bir şehri yaşanılabilir, ziyaret edilebilir ve üreten bir yapı haline büründürülebilir bir pazarlama aktivitesi olarak görülen bu durum özünde, bir şehri hem sosyo-ekonomik hem de kültürel anlamda ileriye taşıyabilmek, ülke ve şehir hakkındaki olumsuz önyargıları kırabilmek ve sınırların yalnızca simgesel anlamıyla konuşulduğu global arenada, şehirlerin birbirleriyle olan rekabetinde bir adım daha öne çıkarabilmek adına yapılan en büyük çalışmalardan biri anlamına geliyor. Ülkemiz adına bunun en güncel örneği ise Gaziantep. Gaziantep için yapılan çalışmalar her ne kadar yoğunlukla logo üzerine harcanan meblağlar üzerinden sürdürülse de, içinin oldukça dolu olduğu birçok çalışmanın uygulandığını görmek mümkün. …


Image for post
Image for post

Zaman, yeni doğum yapmış bir annenin öleceğinden korktuğu için sürekli nefesini dinlediği bir bebek. Zaman, yağmurlu bir İstanbul akşamı, ıslak sokakları Moda’nın. Zaman, bir Cem Karaca şarkısı, ustası duymasın diye cızırtılı çalan yağlı radyosunda bir çırağın. Zaman, bir yaprak dalı zamanı geldi diye kopmak zorunda bıraktığı baharın. Zaman yaşam dolu kuş cıvıltıları ölmesine saatler kalan bir hastanın soğuk hastane parmaklıkları arasından gelen. Zaman, büyümek zorunda bırakılan bir kız coçuğu, 26 yaşına gelse de oyuncak ayısına sıkı sıkı sarılarak uyuyan. Zaman, tek bir adım atmadığı şehirlerin tren garlarını ezbere bilen bir işçinin, nasırlı ellerinin arasından kayıp giden.

Uzak tepelerin ardında doğan güneşin turuncu ışıklarıyla büyüyen bir kız çocuğunun gelecek kaygısı zaman. Ter ve gözyaşıyla yoğrulan toprağın hasat zamanı havaya savrulan son zerresi zaman. Bir Nazım Hikmet şiirinin hasret kokan son mısrası zaman. Uzun mesai sonrası avuç içlerinde kalan mürekkep izleri beyaz yakalının zaman. Bir annenin gözyaşları zaman. Bir kırlangıçın telaşla uçarken düşürdüğü bir kanat parçası, bir bebeğin ilk adımı, bir babanın çaresizliği zaman. …


Image for post
Image for post

“İnsanlar hissettiklerini düşünemiyor, düşündüklerini ifade edemiyor, söylediklerini de yapmıyor.” — David Ogilvy

Markaların ürettikleri her ürünü kolaylıkla satabildiği bir dünya düzeninden oldukça uzaktayız artık. Teknolojinin gelişimi, üretim ve dağıtım maliyetlerinin düşmesi ve mecra sayısının artmasıyla birlikte alevlenen rekabetin, markaları eşi benzeri görülmemiş bir savaşın içine sürüklediği bir gerçek. Tüm bu heleyanın içinde, tüketicilerin rasyonel karar aldıkları üzerine geliştirilen teorilerle yürütülen pazarlama aktivitelerinin ise bugün büyük ölçüde tartışılıyor olduğunu söylemek mümkün. Evet, hepimiz kendi faydamızı maksimize etme doğrultusunda satın alma kararları veriyoruz ancak geleneksel söylemlerin aksine bunu yaparken rasyonel kararlarla değil duygularımızla hareket ediyoruz. Nöropazarlama ise bu gerçeği henüz kendimize bile itiraf edememişken bilimsel kanıtlarla gözler önüne seriyor. Ezber bozma potansiyeline sahip bu konuyu, Nöropazarlama konusunda Türkiye’nin öncülerinden iki isim olan Dr. …


Image for post
Image for post

Seriye ilk bölümün ardından ikinci bölümle devam ediyorum.

Fikirlere değil kıyafetlere önem veriyoruz.

“İnsanlar kıyafetiyle karşılanır, ilmiyle ağırlanır, ahlakıyla uğurlanır. — Mevlana”

Özgün fikirler, yaratıcı çözümler, ezber bozan değişimler ancak ve ancak özgür zihinlerden, sanal parmakların ardında hapsedilmemiş bireylerden çıkar. Onlar kutunun dışını görebilen, olaylara yeni bir bakış açısıyla bakabilme kabiliyetleri gelişmiş, gömleğinin son düğmesinin boğazını sıkması gibi bir takım sorumlulukları olmayan özgür zihinler. Onlar, ofis demirbaşlarının süzen bakışlarına maruz kalan, buzlu camların ardından her hareketi gözlenen modern dünyanın yarattığı kölelerden değiller.

Image for post
Image for post
(Mark Zuckerberg’in çalışma masası diğer tüm çalışanlarla aynı ortamda ve aynı yapıdadır.)

Bugün dünyanın en değerli şirketlerinin yarattığı ofis ortamının arkasında yatan motivasyona baktığımızda yukarıdaki paragrafta süslü cümlelerle anlatmak istediğim baskıcı rejime çalışma ortamlarında yer vermeyen, dünyayı değiştirecek zihinlerin ancak ve ancak özgür düşünebilen bireyler tarafından yaratabileceğine inanan geleceğin liderlerinin yarattıkları değişimi görmek mümkün. …


Image for post
Image for post

İtibar oluşturmak yaklaşık 20 yıl sürer ama onu yerle bir etmek beş dakika! — Warren Buffet

Uzun yıllar boyunca inşaa edilen marka kimliğinin birkaç saat içerisinde geri döndürülemez bir şekilde zarar görmesine yol açan en büyük etkenlerinden başında şüphesiz krizler geliyor. Marka yöneticilerinin korkulu rüyalarından biri olan bu durum, her ne kadar yönetilmesi zor bir sürece işaret etse de, iyi yönetilen bir kriz, markanın zor durumlara karşı bağışıklık kazanmasının ve geçmişe nazaran çok daha güçlü bir yapıya sahip olmasının önünü açabiliyor. Sosyal medyanın hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesiyle birlikte de, en ufak bir kıvılcım çok kısa bir sürede büyük bir yangına dönüşebiliyor, telafisi zor zararlara yol açabiliyor. Bunun en güncel örneği geçtiğimiz ay yaşanan Metro Turizm vakası. Vakayı hiçbir surette kabul edilebilir bir zemine oturtmak mümkün değil elbette. …


Image for post
Image for post

“Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türkiye’nin ayak sesleri!”

Ne vakit Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da ödül alırken yaptığı konuşmayı dinlesem duygulanırım. Tıpkı iki kızımızın Avrupa Olimpiyatları’nda birinci ve ikinci olarak aldıkları altın ve gümüş madalyayı izlediğim gibi. İlhan Mansız’ın attığı gol ve spikerin yüzlerce kez haykırdığı İlhan-İlhan sesleri hala kafamda yankılanır. Nihat Kahvecioğlu’nun Çek Cumhuriyeti karşısında attığı golü hatırladığımda da duygulanırım, voleybol takımımızın dünya şampiyonu olduğunu hatırladığımda da. Tıpkı tüm bu sevinçlere darbe vuran “Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türkiye’nin ayak sesleri!” tezahüratını duyduğumda üzüldüğüm gibi.

Şu durumu kabul etmek gerekiyor, özellikle son 100 yıldır sistemli olarak geri bırakılmış, örselenmiş, yalnız ve güzel bir ülkenin, küçük başarılarıyla avutulmuş evlatlarıyız hepimiz. Hep son anda bir aksilik çıkmış da tüm mutluluğumuz kursağımızda kalmış gibi yaşayan milyonlarız. Lozan’ın 2023 yılında bitmesiyle serbest kalacağına inandığımız gizli maddelerine, Boğaz Köprüsü’nün altında yatan hazinelere ve dış güçlerin çıkartılmasına izin vermediği petrol yataklarına bel bağlayan, umut besleyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” sözünün oldukça uzağında bir hayat tarzını kadercilikle harmanlayan bir neslin evlatlarıyız. …

About

Marketing Holmes!

Pazarlamanın Sherlock'u. Benim işim başkalarının bilmediğini bilmek!

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store