Türkiye’de yayınlanan her iki haberden biri yalan mı?

Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü 2018 yılı Dijital Haber Raporu’nu (Digital News Report) geçen hafta yayınladı. Çalışmada internetteki dezenformasyon ve medya kuruluşlarına duyulan güven konusunda ilgi çekici bir çok bulgu yer alıyor.

Bu verilerden özellikle birinin diğerlerine göre daha fazla konuşulduğunu, hem sosyal medyada hem de haber sitelerinde oldukça geniş yer bulduğunu söylemek gerek.

Bu yazıda, bir örneği yukarıda bulunan paylaşımların neden hatalı olduğunu, söylenenin aksine grafiğin gerçekte okuduğumuz her 2 haberden birinin yalan olduğunu göstermediğini açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle grafiğin ilk ortaya çıkışının Euronews’te yer alan haber olduğunu not düşelim. Sertaç Aktan imzalı Türkiye sahte haber ve dezenformasyonda zirveye oturdu başlıklı haberde yer alan grafik daha sonra çeşitli mecralarda da ekran görüntüsü olarak paylaşılmaya devam edildi.

Bu haberde yer alan ifadelerin tamamen yanlış olduğunu söylemek mümkün olmasa da daha anlaşılır bir dil kullanmak için, gerçeğin olduğundan farklı aktarıldığını da not düşmek gerekiyor. En başta grafiğin üzerine yazılan “Ülkelere göre dezenformasyon oranı” ifadesi başlı başına hatalı. Ne çalışmanın ne de grafiğin böyle bir oranı gösterme iddiası yok.

Grafik neyi gösteriyor?

Paylaşılan grafiğin ne anlama geldiğine dair Digital News Report’ta yer alan orijinal içerikte şu bilgiler yer alıyor:

Grafiğin üst başlığı şöyle; Proportion who say they were exposed to completely made-up news in the last week — all markets. Türkçesi: Geçen hafta tamamen uydurma bir habere maruz kaldığını beyan edenlerin oranı.

Veriyi ortaya çıkaran soru ise şu; In the LAST WEEK which of the following have you personally come across? Stories that are completely made-up for political or commercial reasons. Base: Total sample in all markets. Türkçesi: Geçen hafta aşağıdakilerden hangisine denk geldiniz? Ticari veya politik gayeyle hazırlanmış tamamen uydurma hikayeler.

Yani grafiğin Türkiye’ye ilişkin kısmının bize söylediği şey, sorunun sorulduğu her iki kişiden birinin geçen hafta tamamen uydurma bir haberle karşılaştığını beyan ettiği gerçeği.

İstatistiğin bu haliyle dahi bazı sorunlar içerdiğini not edelim.

Temsil sorunu

İstatistiğin tüm Türkiye’yi temsil etmediğini söylemekle başlayalım. Takip edebildiğim kadarıyla 2015'ten bu yana yayınlanan her Digital News Report’ta Türkiye’ye dair verinin yalnızca şehirli nüfus üzerinden oluşturulduğu, genelleme yaparken bu bilginin dikkate alınması gerektiği belirtiliyor:

Please note that in Brazil, Mexico, and Turkey our samples are more representative of urban rather than national populations, which should be taken into consideration when interpreting results.

Medya okuryazarlığı sorunu

%49 içerisinde yer alan kişilerin “uydurma” olduğunu düşündüğü haberlerin gerçekten öyle olup olmadığının bir garantisi yok. Kendi fikirlerine uymuyor diye bu kişiler, yalan haberle karşılaştıklarını düşünüyor olabilir. Bir diğer açıdan anketin yapıldığı kişilerin tümünün aynı medya okuryazarlığı seviyesinde olduğunu verili kabul etmeden istatistik üzerinden genelleme yapmak doğru olmaz. Yani geçen hafta uydurma haberle karşılaştığını söylemeyen %51'lik dilim, karşılaştığının uydurma olduğunu fark edemeyecek medya okuryazarlığı düzeyinde olmayabilir.

Zaman sorunu

Her iki kişiden birinin bir önceki hafta yalan haberle karşılaştığını beyan ettiği tarihler, çalışmanın metodolojisine göre Şubat sonu, Ocak başına denk geliyor. Bu tarihler aynı zamanda Türkiye’nin Afrin’e düzenlediği Zeytin Dalı Harekatı ile aynı döneme tekabül ediyor. Yalnızca bu dönemde -en az- 26 yanlış içeriğin sosyal medya ve haber kanallarında dolaşımda olduğu düşünüldüğünde, ankete katılanların en az yarısının bu yanlış bilgilerden birine denk gelmiş olması şaşırtıcı değil.

Dolayısıyla gündemin daha rutin seyrettiği bir dönemle karşılaştırılmadıkça, Türkiye’nin diğer ülkeler arasında birinci sıraya oturması tartışmaya açık.

Grafik neyi göstermiyor?

Türkiye’de yayınlanan her iki haberden birinin yalan olduğunu kesinlikle göstermiyor. Böyle bir tespit yapabilmek için öncelikle kişilerin ifadelerinin, beyanlarının (yukarıda da açıklandığı şekilde) dışına çıkmak gerekiyor. Diğer yandan iyi bir örneklem için, yayınlanan tüm haberleri genelleyecek örneklerin seçilmesi, bu aşamada da araştırmacıların kendi yankı fanuslarının dışına çıkabilmesi, seçim yanlılığından (sample selection bias) azade olmaları gerekiyor.

Sonra, seçilen haberlerin yanlış olup olmadığı titizlikle, objektif bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Bir haberin doğru olup olmadığını tespit edebilmek -deneyimimizden hareketle- en az ortalama 4 saat. Ayrıca ortaya atılan her iddianın gerçekliğini tespit edebilecek açık kaynakların bulunmadığını da (örneğin iki kişi arasında “kapalı kapılar” ardında konuşulduğu iddia edilen bir konu) söylemekte fayda var.

Tüm bunların hem insan hem de zaman maliyeti düşünüldüğünde, sonuca varmanın kolay olmadığı belirtilebilir. Halihazırda yayınlanan bu raporun da böyle bir iddiası yok.

Sorunu doğru tanımlamazsak, çözüm üretemeyiz

Verinin taşıdığı tüm bu sorunlar bir kenara, grafiğin yayınlanan her iki haberden birinin yanlış olduğunu gösterdiğini söylemek ancak veri okuryazarlığı bilgisinin düşüklüğü veya kötü gazetecilikle açıklanabilir. Yanlış bilgiyle ilgili bir bilgilendirmede dahi yanlış bilgiye yer verilmesi, Türkiye’nin yalan haber konusundaki halini, grafiğe yüklenen anlamdan çok daha net gözler önüne seriyor.

İnsanların veriye değil duygularına yaslanarak kararlarını şekillendirdiği hakikat sonrası denen bu çağda, veri ile konuşulan her bilginin doğru olacağının garantisi ne yazık ki yok. Aksine, düşüncemizi destekleyen verileri bulma eğilimimizdense, verileri düşündüklerimize uygun şekilde çarpıtma eğilimimiz daha yüksek. Hem bu tarz hatalardan kaçınmak hem de bu tarz hatalara maruz kalmamak namına, sunulan veriyi bağlamıyla birlikte okumak ve farklı istatistiklerle karşılaştırarak bir anlam çıkarmaya çalışmak çok daha sağlıklı. Yalan haberle etkin bir mücadele yürütmek istiyorsak önce sorunu doğru tanımlamamız gerekiyor.

NOT: Euronews, bu yazının yayınlanmasının ardından haberinde gerekli düzenlemeyi yaptı.

Bu yazı ilk olarak 18 Haziran 2018 tarihinde P24'te yayınlanmıştır.