İngiltere Güncesi/Amine Yılmaz

Temmuz 2016 AB&Ulusal Ajans Erasmus + Okul Eğitimi Personel Hareketliliği Projesi

23.07.2016 / 24.07.2016

Cumartesi / Pazar

İngiltere’de en merak ettiğim şehirlerden biri kuşkusuz Londra’ydı. Hafta sonu olunca bizim de gezmek için ilk tercih ettiğimiz yer Londra oldu. Scarborough’dan trenle York istasyonuna, ardından da Londra’da King Cross istasyonuna vardık. Gezilecek yerler öyle çok ki nereleri gezeceğimize karar veremesek de saat kulesi Big Ben’le başladık gezimize. Şehri ikiye bölen Thames Nehri kenarından yürüyerek başladık . Bu yürüyüş sırasında Big Ben’e varmadan Londra’nın simgesi haline gelen London Eye ‘ ı da görmüş olduk. London Eye 2000 yılında inşa edilmiş. Tam turunu yirmi dakikada tamamlayan, yerden 135 metre yükseklikte Thames Nehri’nin kenarına kurulmuş bir dönme dolap , London Eye. Şehir merkezine tam tepeden bakan ve çok güzel bir manzaraya sahip olan dönme dolap turistler tarafından çok rağbet görüyor. Önünde metrelerce kuyruk oluşuyor. Biz de bu manzarayı görmeyi çok istesek de o kadar insanı beklemeyi göze alamadık. Big Ben ise çok büyük bir saat kulesi. Her on beş dakikada bir saatin çanları çalıyor. Yüksekliği 96 metre olan bu saatin sesi 14 kilometre uzaklıktan bile duyulabiliyor.

Bir sonraki durağımız dünyada görülmesi gereken en önemli müzelerden biri olan Britanya Müzesi(British Museum).Britanya Müzesi ; Orta Doğu, Antik Mısır ve Sudan, Yunan ve Roma Antikaları, İslam Eserleri, Japon ve Doğu Antikaları, Etnografya, Tarih Öncesi ve Avrupa, Madalya ve Paralar, Baskı ve Çizimler gibi çeşitli galerilerden oluşmakta. 400 bin yıl öncesinden buzul çağdan kalma el baltalarını, Firavun’u ,çeşitli mumyaları , bize,Türklere, ait olan eseleri görmek bilindik müze algısının dışına çıkarıyor bizi. İnsanlık tarihini ve kültürünü yansıtan bu eserlerden uzun bir süre gözlerimizi alamadık.

Londra’daki ilk günümüzde çok şanslıyız. Yağmur yağar korkusu yaşarken Londra’da son on yılın en sıcak gününü yaşıyoruz.

Londra, çok yeşil bir şehir. Pek çok park bulunuyor. Özellikle müzede saatlerce gezip yorulduktan sonra Green Park’da dinleniyoruz.Şehrin en meşhur meydanlarından biri olan Leicester Square’de karnımızı doyurup St.James Park’da soluklanıyoruz. Aslında ertesi gün gidip gezeceğimiz Buckingham Sarayı’na bugünden gidip bir keşif yapmanın mantıklı olduğuna karar verip oraya doğru yol alıyoruz. Bizim ülkemizdeki Dolmabahçe,Topkapı, Yıldız , Çırağan Sarayı kadar heybetli olmasa da en az onlar kadar güzel bir mimariye sahip. Buraya yakın olan Westminster Abbey ve Westminster Palace’ı da görüp hostele varıyoruz. Bütün günün yorgunluğu sadece sekiz saat uykuyla geçmeyecek olsa da bugün güzel bir uyku çekiyoruz.

Pazar günü ilk durağımız Buckingham Sarayı oluyor. Saat 11.30’da başlayan atlı muhafız değişimini ve kraliçenin halkı selamlamasını izlemek için biz de kalabalığın içine giriyoruz. Dün sarayın çok tenha olan bahçesi bugün iğne atılsa yere düşmeyecek vaziyette.Kraliçe halkı selamlamaya çıkmasa da atlı muhafız değişimini izlemek gerçekten ihtişamlıydı.Orda Tower of London ve Tower Bridge ‘i görüp geldiğimiz gibi aktarmalı olarak Scarbrough’ya dönüyoruz.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Kerem Ali Yavuz’s story.