İngiltere Güncesi/Amine Yılmaz

Temmuz 2016 AB&Ulusal Ajans Erasmus + Okul Eğitimi Personel Hareketliliği Projesi

20.07.2016

Çarşamba

Bugün diğer günlerimizden daha farklıydı. Hiçbir günümüz birbirine benzemiyor zaten . Ama bugünü farklı kılan şey okulun Scarborough’a yakın olan York şehrine bir gezi düzenlemesiydi. York , İngiltere’nin en eski şehirlerinden birisi.Hatta 2007 yılında Avrupa’nın tarihi anlamda en iyi korunan şehri seçilmiş. Tarihi eserler o kadar iyi korunmuş ki nerdeyse şehri eski yıllarda koruyan surların tamamını görebiliyorsunuz. Tabi insan sormadan , kendi ülkesiyle kıyaslama yapmadan edemiyor. Hepimizin aklında da aynı soru : ”Türkiye’deki gibi tarihi eselere karşı bilinçsizlik Avrupa’nın en iyi korunmuş şehri York’ da da yok mu?” Cevap şehri tanıtan rehberimizden geliyor : “Evet, var.”. Tarihi eserlerin değeri daha tam anlaşılmamışken, tarihi bilinç daha oluşmamışken yapılan bir yol çalışmasında bir gömüt bulunmuş. O gömütte yer alan kemikler, arkeolojik değere sahip tüm mezar taşları yol yapımında kullanılmış. Hatta bir parkta gezerken kaldırım taşlarının mezar taşlarından yapıldığını Talip Hoca fark etti. Bu nedenle şehrin herhangi bir yerinde , bir kaldırım taşının ya da trabzanların mezar taşlarından yapıldığını görebilirsiniz.

Tarihi anlamda önemli olmasından başka güzel bir özelliği daha var, şehrin yemyeşil oluşu. O yeşil renkle surların iç içe oluşu, eski yapıların tarihi özelliklerini kaybetmeden korunması şehri gerçekten çok güzel ve gezilesi kılıyor. Şehirde bulunan York Katedrali İngiltere’nin en büyük katedrallerinden biri ve Avrupa’nın en büyüğü.

York özellikle 19. yüzyıldan sonra trenlerin merkezi bir birleşme noktası haline gelmiş. Zaten bu tarihten sonra da şehir hızla gelişmiş ve büyümüş. Trenlerin önemli olduğu bu şehirde trenlerle ilgili müze olması da bizi şaşırtmadı. Her ne kadar bu müzeyi gezemesek de müze hakkında bilgilendirildik. Müze 1975’de açılmış ve kendi alanında İngiltere’nin en büyük müzesi konumunda bulunuyor. Demiryolu taşımacılığının tarihini anlatan bu müzede yüze yakın lokomotif ve iki yüze yakın demir yolu taşıtı yer alıyor.

York , Scarborough’a göre daha büyük ve daha turistik bir şehir olduğu için haliyle hediyelik eşya dükkanları da bolca bulunuyor. Hediyelik eşya alışverişimizi de o yüzden buradan yapmaya karar veriyoruz. Bir dükkanda iki hediye arasında kararsız kalıp son anda birinden vazgeçmiştim ki satıcı iki üründe de fiyat indirimi yaptı. Türkiye’de duymaya alışkın olduğumuz “İkisi sana 10 Lira olsun.” gibi bir ifadeyi burada da duyacağımız sanırım hiç aklıma gelmezdi. Demek ki böyle pazarlık durumları sadece bizim ülkemize özgü değil. Biraz böyle çat pat kullanabildiğim İngilizce’yle sohbet etme imkanımız olunca satıcı nereli olduğumu merak edip sordu. İnsan bire bir konuşmaya çalışınca kendini sözlüye kalkmış ama çok başarısız olmuş gibi hissediyor . Bir de karşıdan soru gelme ihtimalini düşünmüyorsunuz ve gelen soru karşısında hazırlıksız oluyorsunuz. Yine de bu bile güzel bir deneyimdi.

Aparta vardığımızda günün yorgunluğunu tüm bedenimizde hissediyorduk. Hemen yemeğe indik ve bana göre tam bir fiyaskoydu. Normalde diğer günlerde çok lezzetli akşam yemekleri yemiş olmamıza rağmen bugün gerçekten çok lezzetsiz , tatsız tuzsuz bir yemekle karşılaştım. Günün yorgunluğunun üzerine bu durum hiç hoş olmasa da yine de bugün de aç kalmadık.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.