BU YOL, YOL DEĞİL!”

-5. madde cinneti-

7 Kasım 2018 tarihi "çelişkiler günü" olarak ülke siyasi tarihinde yerini almıştır. “Bugün”, iki önemli husus hakkında alınan kararlar ve beyanlar ile, "çelişkiler günü" tabelasını boynunda taşımaya mahkum edilmiştir, denilse kimsenin itiraz edecek, daha doğrusu usulünce ve mantıklı olarak itiraz edecek hâli yoktur diye düşünmek mümkün.

&

Adalet bakanlığı tarafından tertiplenen "Ceza Muhakemesinde Lekelenmeme Hakkı Çalıştayı" yapılıyor. Adalet bakanı Abdülhamit Gül de bu çalıştay’da konuşma yaparak, "lekelenmeme hakkı" üzerinde ehemmiyetle durduklarını ifade ediyor.

"- Bir tek suçun bile cezasız kalmasına asla rıza gösterilemeyeceğine işaret eden Gül, bir tek masumun bile haksız suçlanmasına ve gereksiz işlemlerin muhatabı olmasına da müsaade edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 158. maddesinde geçen yıl yapılan düzenlemenin, vatandaşların lekelenmeme haklarını koruma amacını taşıdığını bildiren Gül, ceza muhakemesi ile temel hak ve hürriyetler arasında gözetilmesi gereken hassas dengenin farkında olunduğunu dile getirdi.

Anayasanın 38. maddesinde temel bir kural olarak yer bulan masumiyet karinesinin, tarafı olunan uluslararası belgelerde de ceza hukukunun evrensel ilkeleri arasında sayıldığını belirten Gül, masumiyet karinesinin, en başta soruşturma ve kovuşturma makamlarının, suçluluk konusunda bir ön yargıyla hareket etmemesi anlamını taşıdığını aktardı.

"Daha geniş anlamıyla da bu ilke, hakkında herhangi bir suç isnadı bulunmayan kişilere suçlu muamelesi yapılmasını yasaklamaktadır." diyen Gül, bu ilkeyle suçluluk konusundaki değerlendirmenin, kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla doğrulanması şartına bağlandığını anlattı.

Adalet Bakanı Gül, yapılan düzenlemeyle, soruşturma öncesinde bir ön değerlendirme mekanizmasının oluşturulduğunu kaydetti.

Soyut, dayanaksız ya da konusu suç oluşturmayan ihbar ve şikayetlerin bu mekanizmayla ayıklandığını, soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini belirten Gül, bu tür ihbar ve şikayetler üzerine doğrudan soruşturma yapılmasının, kişilere yersiz biçimde şüpheli sıfatı verilmesinin, gereksiz biçimde soruşturma işlemlerine muhatap olunmanın önüne geçildiğini bildirdi." (1)

Adalet bakanı Abdülhamit Gül beyin bu açıklamasının hemen yukarıdaki son kısmı meselenin bam teli ve en önemli yeri.

Bakan bey bu şekilde açıklama yaparken, daha önceden yaşanmış bir hadiseyi hatırlamamak mümkün değil:

"- Wing Tsun sporunu 30 yıl önce Türkiye’ye getirerek yaygılaştıran Mustafa Şahin, 28 Şubat döneminde İslami hassasiyetlerinden dolayı 1999 yılında gözaltına alınarak İBDA-C koğuşuna konuldu. “Biz o dönem Müslümanların dik duruşlarına, zulme karşı duruşlarına destek verdik” diyen Şahin, 28 Şubat’ın baskıcı ortamından faydalanan FETÖ’cülerin kendisini itibarsızlaştırarak organizasyonu da ele geçirdiğini belirtti.
TATİL DÖNÜŞÜ OKULDAN ATILDI

1999’da yaşanan olayların, bugün oğlu Salih Mirza’nın Kara Harp Okulu’ndan atılmasına neden olduğunu kaydeden Mustafa Şahin, “3 aydır okuldaydı. Hazırlık okudu, birinci dönemi bitti, tatile girdi” dedi. Geri döndüğünde İmam Hatip lisesi mezunu oğlu Salih Mirza’yı bir komutanın aradığını söyleyen Şahin, “‘Yukarıdan emir geldi, okulla ilişiğinizi kesin, itiraz hakkınız var’ demiş. Müslümanlar hala mağdur, hala önleri kesiliyor” şeklinde konuştu.
DEVLET İSTEDİ BİZ DE YOLLADIK

Cumhurbaşkanı ve Başbakanın 15 Temmuz’dan sonra ‘Evlatlarınızı askeri okullara yollayın’ çağrısını hatırlatan Şahin şunları söyledi: “Onlar istedi, biz de yolladık. Benden sonra oğlumun da mağdur edilmesine çok üzüldük. Birilerinin buna karar verebiliyor olması çok üzücü.” Devlet kurumlarında FETÖ’cü ve Kemalistlerin işbaşında olduğunu söyleyen Şahin, “Bizimle uğraşıyorlar. Şehit olmak serbest, devlette görev almaya gelince izin vermiyorlar” dedi. " (2)

O günlerde bir hadise daha basına yansımıştı, PKK yandaşları tarafından katledilen Yasin Börü ile birlikte katledilen Hasan Gökgöz’ün ağabeyi ile alakalı olarak:

"- Hüseyin Gökgöz'ün, 6-8 Ekim olaylarında Yasin Börü ile beraber vahşice katledilen Hasan Gökgöz'ün ağabeyi olduğunu hatırlatan Yavuz, 6-8 Ekim'de katledileaDiyarbakır'da HDP/PKK'li tarafından 2014 yılındaki 6-7 Ekim olaylarında katledilen ve devlet tarafından şehit kapsamına da alınan Hasan Gökgüz'ün ağabeyi Hizbullah Cemaatinde faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle Güvenlik Soruşturması'na takıldı.nlerin uzun uğraşlar sonucu ‘sivil şehit' statüsüne alındığını ve ailelerinden birine işe yerleştirilme hakkı verildiği ifade etti.

Hüseyin Gökgöz'ün de bu kapsamda İzmir'de bir kamu kuruluşunda ‘taşeron işçisi' statüsünde üstelik Başbakan Binali Yıldırım'ın talimatı ile işe yerleştirildiğini ve yaklaşık iki yıldır görevine de devam belirten Yavuz, yazısının devamında şunları kaydetti:

"Ne zamanki hükümet, taşeron işçilerini sürekli kadroya geçireceğini söyledi, Hüseyin de müracaat etti. Etti ama etmez olsa idi. Başına gelmeyen kalmadı. Artık bir zulüm furyasına dönüşmüş şu meşhur ‘Güvenlik Soruşturması'na takıldı.

Kendisine isnat edilen suç ise 2015-2017 yılları arasında Hizbullah Örgütü kapsamında süreklilik arz eden tehlikeli(!) faaliyetleri… Neymiş acaba bu tehlikeli faaliyetler diye kısa bir araştırma yapınca gerçek ortaya çıkıyor:

Bahse konu tarihler, 6-8 Ekim şehitlerinin davasının görüldüğü ve kamuoyunda “Yasin Börü Davası” olarak bilinen mahkeme süreci. Yani Hüseyin Gökgöz, kardeşi Şehit Hasan Gökgöz’ün mahkemesine katılmakla terör suçu işlemiş ve bu gerekçe ile sürekli kadroya alınmadığı geçtiğimiz Cuma günü kendisine tebliğ edilmiş.

Bununla da kalınmayarak iş akdine de son verilerek işten atılmış. Buyurun buradan yakın! Güler misin, ağlar mısın?" (3)

Dikkat ediniz, Abdülhamit Gül bey "ferdin suç isnadı ile lekelenmeme hakkı"ndan bahsediyor. Fakat basına yansıyan iki örnekten görüleceği üzere, isnat, ferde ait bir fiil sebebiyle değil, akrabalık ile tâbii olarak bağlı olunan başka bir ferde isnat edilen suç üzerinden yapılıyor ve akrabalık bağından ve bunun tabii neticesi, üstelik Anayasa ve kanunlara göre "halka açık" bir mahkemeyi takip etme, "güvenlik soruşturması" ile LEKELENME TACİZİNİ ortaya çıkarıyor.

Hasan Gökgöz’’ün ağabeyinin durumu şu anda nedir bilmiyoruz ama "savaş sanatları uzmanı" Mustafa Şahin’in oğlu okula dönemedi, "bu nedir?" sorusunun cevabı da sessizlik ile verildi.

Bu safhada, cevap verilmemesi veya verilememesini, hüsn-ü zan ile karşılamak mümkün: Ak Parti, bu hukuksuzluga bazı şeyleri gerçekleştirebilmek için katlanmak zorunda kalıyor, gibi bir hüsn-ü zan... Kendi çıkardıkları LEKELENMEME HAKKI tatbikatına rağmen, hüsn-ü zan, üstelik.

Fakat aradan geçen sekiz ayda, adeta erken doğum gibi birşey oldu ve hüsn-ü zan, Ak Parti üyeleri eliyle yerle bir edildi.

6 Kasım günü başlayıp 7 Kasım’a da sarkan bir komisyon toplantısında oldu-bitti ile kabul edilen meşhur "5. madde" ile anlaşıldı ki, Hasan Gökgöz’ün ağabeyine de Mustafa Şahin’in oğluna da ve hatta duymadığımız nice insanlara yapılan hukuksuz ve haysiyetsiz bir şekilde "akrabaya yapılan suç isnadı ile" kamudan ve "şerefli TSK okullarından" atılma meselesi, Abdülhamit Gül bey istediği kadar "lekelenmeme hakkı" deyip dursun, Ak Parti’nin başının altından çıkmış!

&

TBMM'de kurulu bulunan SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU'nda bir torba kanun" hakkında görüşmeler gerçekleştirilmekte.

"Sağlık personeline yapılan saldırılar" temelli olarak yapılan görüşmeler, "torba"yı çok seven Ak Parti'nin "15 Temmuz hamaset edebiyatının" numunesi olan "5. madde" ile süslendi ve olan oldu.

Peki nedir bu "5. madde?"

Komisyon tutanağından okuyalım:

"- MADDE 5- 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"- EK MADDE 5- Terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti- veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde kamu görevinden çıkarılan veya güvenlik soruşturması sonucuna göre kamu görevine alınmayan tabipler ve diş tabipleri, sadece 12 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sağlık kurum ve kuruluşlarında mesleklerini icra edebilir. Ancak bunlardan Devlet hizmeti yükümlüsü olanlar, kamu görevine alınmamasına karar verildiği tarihten itibaren, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında birinci grup ilçe merkezleri için belirlenen Devlet hizmeti süresi kadar müddetle mesleklerini icra edemezler. Devlet yükümlülüğünü yerine getirirken kamu görevinden çıkarılanların hizmet süreleri bu süreden düşülür. Bunların düzenledikleri raporlar, yargı kararlarına ve idari işlemlere esas alınmaz." (4)

Kısaca bu "bürokratik dili" tercüme edersek, herhangi bir kamu personeli hakkında, MGK tarafından "gel keyfim gel" olarak (çünkü mahkeme kararı yok!) "terör örgütü" olduğu kararı verilen siyasi organizasyonlara üye, mensup olduğuna dair HİÇBİR MAHKEME KARARI OLMASA DA "Ben Devletim" derim, iltisak, irtibat" diye bir kavram uydurur KAMUDA ÇALIŞMASINI ENGELLERİM, HATTA KAMU KURULUŞLARI İLE ÇALIŞAN, ANLAŞMASI OLAN ÖZEL TEŞEBBÜSE AİT KURULUŞLARDA DA ÇALIŞMASINI ENGELLERİM! Özü bu!

6-7 Kasım günü kavga gürültü arasında hiçbir usule uyulmadan "kabul edilen" 5. madde, muhalefetin “kabul edilişi usulen hatalı" diye zabıt tutması üzerine, 7 Kasım’in ikindi vakti tekrar aynı komisyonda görüşüldü, Ak Parti’nin verdiği ve sadece "... ve güvenlik soruşturması sonucuna göre" kısmı kaldırılarak "usul ve yönetmelik ile iç tüzüğe uygun olarak" tadil edilerek tekrar kabul edildi.

Eski teklif edilen ile kabul edilen tadil edilmiş 5. madde arasında uygulama bakımından fark olmayacaktır. "Güvenlik soruşturması" da nihayetinde "terör örgütü olduğu kararı verilen siyasi organizasyonlar" üzerinden "irtibat, iltisak" kavramları ile yapılacağından, bunlar ise "demokratik hukuk devletinin" olmazsa olmaz şartı olan "yargı kararı"na dayanmayan ve adalet bakanı Abdülhamit Gül beyin bahsettiği LEKELENMEME HAKKI ile taban tabana zıt olduğundan, neticesi değişmeyecektir.

İste KHK ile ister güvenlik soruşturması ile, bunlar eğer ilgili kişi hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan işinden atılmasına sebeb oluyor ise, tek kelime ile KANUNSUZLUKTUR!

Burada iki husus önemli:

1) Devlet yani "kamu kurum ve iştiraklerinde" çalıştırılacak personel hakkında, "pırıl pırıl olunacak, üzerine zerre toz bulaşmamış olacak, gece yatarken ılık sütünü içip ardından hemen dişlerini fırçalayıp, diş ipiyle dişlerinin aralarını da temizleyecek, saat 22:00’da uyumuş olacak" gibi "iç yönetmelik maddeleri" icad edebilirsiniz, buna uyacabilecek personel bulabilirseniz veya bundaki saçmalığı görüp, "liyakat ve ehliyet" der, çıkarsınız. Ama hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı olmayan birini, belki işe giriş safhasında engelleyebilirsiniz lakin çalışan personeli işinden atarsanız, bu sadece kanunsuz işlem hükmünde olacaktır.

Devletin burada yapması gereken işlemi, hakkında yüz kızartıcı suç veya örgüt suçu iddiası ile başlatılan bir soruşturma veya kovuşturmasi olan personelini, halihazırda yaptığı gibi "açığa alması", bu esnada ücretli veya ücretsiz izine çıkarması ve bir an önce yargı sürecinin bitmesini sağlamaktan başka birşey değildir.

2) Kamu kurum ve teşekküllerinde böyle bir kanunsuz işlem ile çalışmasını engellediğiniz personelin aynı zamanda kamu ile anlaşması bulunan özel teşekküllerde çalışmasını engellemek ise, kanunsuz işlem değil, basbayağı ZULÜMDÜR!

&

Ne acıdır ki, tüm bu yaşanan ZULÜM, adalet bakanı Abdülhamit Gül beyin "LEKELENMEME HAKKI ÇALIŞTAYI"ni bakanlık olarak gerçekleştirdiği gün oluyor!

1980’lerden bu yana DEVLET İÇİNDEKİ MUHTELİF ÇETELER ile uğraşmış ve uğraşılarak "terörist" damgası vurulmuş biri olarak, ne Özal zamanının "karışık çetesi", ne 28 ŞUBATÇI KÖPEKLERİN BRİFİNGLİ YARGISI, ne FETO, ne de şimdi tekrar ayaklanan NASYONAL KEMALİSTLER, birbirlerinden farkları var deme hakkına sahibim.

Komisyonda kabul edilmiş olsa da, 5. maddenin TBMM'deki görüşmeler esnasında tekliften çekileceğini inanmak istiyorum. Buna ne kadar inanmak istesem de, komisyonda ikinci defa kabulü ile Ak Parti'nin hukukçularının ADAMA GÖRE MUAMELE tabiatlarınin ortaya çıktığını da asla unutmayacağım!

Şuna dikkat edilmediğine de inanıyorum:

Malum bir "idam çılgınlığı" vardı, şükür tutmadı ama TBMM'de BBP'nin milletvekili tarafından verilmiş bir teklif halinde duruyor.

Aynı çılgınlık günlerinde tek tip kıyafet ortaya atılmış ve dünyanın hiçbir yerinde misali olmayacak şekilde sadece tutuklu terör suçlularının giymesine dair kanun çıkarılmış, ama uygulanmamıştır halen; bunda adalet bakanlığının "yönetmelik" hazırlamaması da etkindir ve ama "kabinenin başı olan zat" da ısrar etmemiştir.

Suçlu olmayan birine tek tip kıyafet giydirtme aklını kim verdiyse, suçlu olmayan, soruşturma dahi olmayan ama "iltisak ve irtibat" kelimeleri ile itham edilenleri kamudan atmayı ve kamu ile anlaşması bulunan özel teşekküllerde çalışmasını engelleyen de odur!

Bu kafa, oligarşik kafadır.

Belki bugün "koltukta olmanın şehveti ile" görülemeyen bir ihtimali bu şehvete kapilanlara hatırlatmak lazım.

Yarın eğer rüzgar tersine dönerse, oturduğunuz koltuklardan atılmanın ve hiç bir yerde iş bulamamanin taşlarını dönüyorsunuz. "Men dakka dukka!"

Bakın TBMM'de kurulu 28 Şubat Alt Komisyonu'nun "kuruluş teklifini" veren Ak Parti üyesi Fatma Benli hanım, teklifte ne diyordu:

"- 28 Şubat 1997 tarihinde, MGK tarafından alınan kararlar neticesi yaşanan ve kısaca “28 Şubat süreci” olarak adlandırılan süreç, günümüzde ulusal ve uluslararası camiada kesin olarak kabul edildiği üzere, binlerce insanın eğitim, çalışma, din ve vicdan hürriyeti ve siyasal yaşama katılım haklarını hukuka aykırı olarak engellemiştir. Bu suretle, iktidar ve muhalefet partilerinin tamamının ortak önergesiyle, ülkenin en hayati meselesi olan darbeler Meclis araştırma komisyonu vesilesiyle araştırılmıştır. Meclis Araştırma Komisyonunda 28 Şubat darbesi ayrıca ele alınmış ve 28 Şubat sürecinin gayrihukuki bir darbe olduğu tespit edilmiştir.(...)
Meclis komisyonu araştırma raporunda ifade edildiği üzere, 14 Aralık 2010 tarihli yazıyla, 406 sayılı, 28 Şubat 1997 tarih, 40 sayılı MGK kararları çerçevesinde Başbakanlık tarafından çıkartılan genelge, direktif, eylem planı, yönerge, talimat ve olurları yürürlükten kaldırılmıştır. Akabinde darbe sürecinin neden olduğu hak ihlalleri sona erdirilmiş, çıkartılan memurların iadesi, çalışmadıkları sürenin hizmet puanından sayılması, istifa edenlerin atanmasına yönelik değişik zamanlı torba yasalar çıkartılmıştır." (5)

28 Şubat sürecinde yapılan bu şekil bütün işlemler hukuksuz ve kanunsuz idi, yargı "brifing ile şekillenmiş" idi, okullar da YÖK eliyle çıkarılan yönetmelikler ile. Bütün zulüm hukukî işleme dayanılarak yapıldığından, kaldırılması, mağduriyetlerin giderilmesi de hukukî işlem ile olacaktır ki, o dönem işlerinden veya okullarından atılanlar kanun çıkarılarak ya islerine iade edilmiş ya kendilerine tazminat ödenmesine karar verilmiştir; aynı şekilde, 28 Şubat Brifingli Yargı Kararları hakkında da "toptan bir kanun" ile düzenlenmesi gerekirken bunun YAPILMADIĞINA DİKKAT ÇEKMEK İSTİYORUM!

28 ŞUBATÇI KÖPEKLER bile tüm işlemlerini hukuka uygun veya değil ama çıkarttıkları bir "kağıt parçasına" yaslanarak gerçekleştirirken, 5. maddenin yaslandığı böyle bir "kağıt parçası" dahi YOK!

Devletin içindeki tüm çetelerden muztarip biri olarak, HüdaPar mensubu bir avukatın dediğini, düşmanım olan yapılara karşı uygulanan insanlığa sığmayacak bu uygulamayı, HÜDA-PAR mensubu bir avukatın dediğini alarak yaftaliyorum: "CİNNET VE CİNAYET!" (6)

&

Sene 2011, tanıdığım bir Gülenist vardı, Ergenekon dosyaları hakkında konuşurken, ilgisiz kişilerin ilginiz ithamlarla cezaevinde konulduğundan bahsetmiştim. Garip tarafı, bir elin parmağı kadar sayıda olan hakkında konuştuğumuz kişilere “kanunsuz” uygulama yapıldığını kabul etmesiydi. Ama bu haksızlık, zulümdür, dediğimde ise tüyler ürpertici şu cevabı vermişti:

“-Bu ülkede Kur’an’ı Kerim’in toprak altında saklandığı günler oldu, insanlar onu ve Risaleleri okudu diye hapsedildi. Bu insanlar onu yapanlar değildi ama aynı kafada, müstehaktır onlara!”

“Bu yol yanlış yol, bunun hesabını muhakkak sorarlar ve aynı muameleye de tabi olursunuz, verecek cevabınız, yanınızda insan bulamazsınız”, diye cevap vermiştim. (7)

Bu Gülenist arkadaş şimdi Silivri’de, “harp okulu imamı” olarak yargılanıyor.

“5. madde” hakkında, hukuksuz, kanunsuz ve zulüm olduğunu bile bile el kaldıran veya sessiz kalan Ak Parti mensuplarının da “müstehaktır onlara” dediğine inanıyorum; Allah herkese tesellisini başka türlü verirmiş, bu da onlardan biri.

Ama, “bu yol, yol değil” deme hakkım YİNE var!

İbrahim Haceviç

Notlar:

1) https://m.sabah.com.tr/gundem/2018/11/07/adalet-bakani-gulden-lekelenmeme-hakki-aciklamasi

2) https://www.yenisafak.com/gundem/dun-kendisi-bugun-oglu-3165202

3) http://palununsesi.com/app/haber/2572/yasin-boru-ve-arkadaslarinin-mahkemesine-katimak-teror-sucu-sayildi.html

4) İlgil komisyonun 6.10.2018 tarihli toplantı tutanağı, birinci sayfa: https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=2207

5) "28 Şubat Alt Komisyonu”nun Kuruluş Hikayesi!" 
https://medium.com/@mechula_/28-şubat-alt-komisyonu-nun-kuruluş-hikayesi-5a06c95675e0

6) Avukat Emin Güneş. https://twitter.com/AvEminGUNES/status/1060100032064643072?s=19

7) “Müstehaktır Onlara” başlıklı, “furkanhaber.com” sitesinde 2011’de yayınlanan yazım. Haber sitesi yeni düzenleme içinde makaleler kısmını kaldırdığından şimdi yayında değil.