Bir dans daha?

Sığmadı. Düşünceler zihnimden yerlere dökülüverdiler. Şimdi o ve ben karşı karşıya zihnimden dökülmüş anılara bakıyorduk. Gülümsemesi şeytaniydi, dişleri eskisinden daha beyaz. “Beni çok beklettin” derken bir adım daha yaklaştı. Eğildim ve utanç verici anılarımı toplamaya koyuldum. Aslında ben ondan kaçtım. Onu hissetmemeliydim. Ne yapıp edip kaçmalıydım bu kabustan. Henüz geç değildi. Hala geri dönmek için şansım vardı. Onu alt edebilirdim. Daha önce yapmıştım. Eve döner Theseus’un yanına kıvrılırdım ve belki -şansım varsa- silikleşirdi görüntüler.
 
 Bir adım daha yaklaştı. İrkildim. Geri çekildim. Bu küçük odada adeta dans ediyorduk. Alaycıydı bakışları. Bu kez yapamayacağımı biliyordu. Onu nasıl özlediğimi görüyordu. Ellerimi tuttu, sıcaklığı bütün bedenime yayılırken dansa başlamıştık. Kurallar basitti. Sağ ayağı bana doğru bir adım atarken sol tarafım ufak bir geri çekilişle karşıladı darbeyi. Müzik hızlandıkça biz de hızlandık. Şimdi o daha ataktı, ben daha korkak. Cılız bir ses fısıldadı: “Sandığından daha güçlü bir kadınsın sen.”. Kadife gibi bir ses. Theseus’un sesi. Theseus’un yalvaran sesi…
 
 Müzik bitti. Son adımını karşılayamayacak kadar yorulmuştum. Şimdi bana çok yakındı. Nefesinin sesinde kayboldum ve kalbim duygu yoğunluğundan patladı. Yıldızlar dökülüyordu yerlere ve parmaklarının dokunduğu yerler katılaşıyordu. Saçlarıma takılan yıldızlar başımı ağırlaştırdı. Taşıyamıyordum artık onu. Gözlerine bakınca bir ağustos gününe uyandım. Güneş yanı başımdaydı. Yandım. Sıcaktan döküldü derim. Tüm vücudumu hissedemez olunca da göz kapaklarım kapandı. Karanlık ve sımsıcak bir nefes.

Nihayet soğumaya başladığımda Thes’i buldum yanımda. Ağlıyordu. Üstelik gözyaşları çok soğuktu. Sımsıkı sarılırken ona: “Huzuru arıyordum ve seni buldum.” diyebildim. O, arkada bizi izliyordu. Alaycı gülümsemesi silinip gitmişti. Thes itti beni ve “Bunu yapmamalıydın” diye haykırdı. Kadife sesi çok eşya bulunmayan dans pistimizde yankılandı. Annesinden azar işiten iki yaramaz kardeş misali bakıştık.
 
“Kendini iyi hissediyorsan gidebiliriz. İyileştiğinde bütün bunları konuşuruz.”. Evde beni bekleyen yumuşak bir yastıkla bir oda dolusu huzur vardı. 24 saat boyunca uyuyabilirdim. Üstelik uyurken sarılırdı bana Theseus. Başımı salladım, sözlerine itaat ettim. Kapıya doğru yürüdük. Kimse konuşmuyordu. Sessizliği bozan ben oldum: “Sanırım eve gitmek istemiyorum”. Bakışları donuklaştı ve kapı dondurucu soğukta bir rüzgarın etkisiyle kapanırken Thes çoktan gitmişti.
 
 Baş başa kaldığımızda onu ilk defa bu kadar şaşırttığımı fark ettim. Ikimiz de söyleyecek bir şey bulamıyorduk. Tüm kelimelerin bittiği noktaya nihayet biz de varmıştık.

“Bir dans daha?”

Like what you read? Give Ezgi Demiröz a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.