
Sıra dışı bir sabah olduğunu söyleyemem. Güneş ışığını engelleyemeyen perdelerim, ben ve tam alınmamış uykum yatağın üzerinde günün geri kalanını düşünüyorduk. Odamdaki sesler pazar gününün sükunetini öldürüyordu. Yatağımın paralelinde bulunan aynadaki yansımamda gözlerimin asimetrisine takılı kaldım. Ben bir tepeye tırmanırken hep ayaklarıma ve ellerime bakarım. Ve hedefe az kaldığında dönüp arkasına bakmak küçük çaplı bir zafer duygusu getirir ya hep insana… Dağınık odamda, yattığım yataktaki binlerce ses de zirveye az kalmışken dönüp arkama baktığımda gelen seslerdendi.
Tüm sesler rahatsız edici kapı zilinin sesi ile dağıldı. Kıyafetlerimi giyip, kapıya gidene kadar zili çalan kişi gitmiş olmalıydı. Belki de ağır ağır davranmamın sebebi sabahın bu saatlerinde herhangi bir konuşma yapmak istemememdi. Kilitli kapıyı açtığımda yerde siyah bir zarf buldum. Yine bir reklam, yine bir mekan açılışı veya bir parti daveti olmalı diye düşünüp zarfı açtığımda tahminlerimde yanılmadığımı anladım. Fakat kağıtta yer ve zaman dışında etkinlik ile alakalı başka herhangi bir detay olmaması ilgi çekiciydi.
O günlerde çoğu zaman kendimi ifade etmek zor geliyordu. İnsanların karşısında konuşma yetimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Bir rüyanın içinde olmak gibiydi. Söylemem gereken her kelime diziliydi. Ne hissettiğimi biliyordum. Ama iş bunları bir araya getirip, aktarmaya gelince kelimeler bir türlü dışarı çıkamıyordu. Dilimin, dişlerimin kenarına takılıp kafamın gittikçe büyümesine sebep oluyorlardı. Yazmayı denediğim zamanlar da oldu ama nedense o sayfalar hep yarım kaldı. Belki de daha soyut bir araç seçmeliydim kendime ve herkesin farklı anlamlar çıkarmasını beklemeliydim. Ben öyle yapmadım. Kendimi ifade etmek imkansız hale gelince içime döndüm ve saatler boyu kendimle konuştuğum zamanlar oldu.
Gün boyu şarap içmek ve pencere ile yatak arasında mekik dokumak üzerine bir gündü. Güzel bir pazar gününün benim için ifade ettiği de ancak bu olabilirdi. Akşamüstü bir müzik sesi tüm binayı doldurdu. Sabah gelen davet ile alakalı olmalıydı. Yaşadığım 19 katlı binanın terasında gerçekleşecekti. Normal şartlarda pazar günümün böyle bir gürültü ile bölünmesinden rahatsız olurdum ama müzik fazlasıyla etkileyiciydi. Şarap ile birleşince tüm bedenimin gevşemesine sebep olmuştu. Yattığım yerde tüm vücudumun hafiflediğine yemin edebilirdim. Başım o kadar uyuşmuştu ki gözlerimi açık tutmak çile gibiydi. Bir an müziğin dışarıdan değil içimden geldiğini düşündüm. Hiçbir ses sistemi böylesine bir his yaşatamazdı. Bu, çok farklı bir şeydi. Zaman ve mekandan soyutlanmış ve zincirlerimden kurtulmuş hissediyordum. Sonra bir uğultu geldi sol kulağıma ve bir daha gitmedi. Yukarı çıkıp nasıl bir şeyler döndüğünü görmek zorundaydım. Gözlerimi açtığımda görüşümün de etkilendiğini fark ettim. Suyun içinde gözlerini açmak gibiydi. Tüm dengem alt üst olmuştu. Renklerden, seslerden ve zamandan kopup merdivenleri koşarak çıkarken yukarıda olacaklara dair bir korku kapladı içimi. Yavaşladı adımlarım ama vazgeçmedim. Son basamaklarda müzik adeta bütün korkularımı meraka dönüştürmüştü bile.
Terastaki gün batımı gözlerime fazla geldi. Tüm duyularım farklı çalışıyordu. Evrimini bir günde tamamlaması gereken bir canlı olduğumu düşündüm. Sonra onları gördüm. Birbiriyle fısıldaşan 7 kadın. Aynı boyda, aynı siyah elbiseyi giyen 7 kadın. Kulaklarımı kapatıp, dengemi sağlamak için yere oturmaya çalışırken bir anda susup bana doğru döndüler. Bir kabustan farkı olmayan bir görüntü. Acıyarak bana bakan 7 aynı yüz. 7’si de bana ait. Bir pazar günü benliğimden kopup oluşan 7 benlik. Bir pazar günü bana tuzak kuran 7 tane beden. İstediğimin bu olduğunu söylediler bana yanıma gelip, ayağa kaldırırlarken beni. Günlerdir istediğim tek şeyin bu olduğunu söylediler. Beni kollarımdan tutup kenara götürürken benimle aynı fikirde olduklarını söylediler. Ve nihayet aşağı atarlarken beni bunun en doğrusu olduğunu söylediler. Düşmeden hemen önce onlara bakmak hedefe az kalmışken dönüp arkama bakmaktan farksızdı. Yaşadığım en büyük zafer.
