Bir Okka Samandan Ne Kadar Duman Çıkar?


Salih amel. İşte ne olmuş. Okul, hastane, sebil. Mânâsı, onun da buharlaşmış. Acibtir, cehennemlikler ne derler, “Bizi buradan çıkar, bizi geri gönder, salih amel işleyelim.” Sulh, salâh, ıslah. Bizde ıslâha muhtac ne var? Hangi vücûdumuz ıslâha muhtac? Nefs. Salih amel. Nefsi ıslah edici ameller demek. Bizi geri gönder de nefsimizi bilelim, nefsimize ârif olalım demektir o. Men aref dersin okuyalım. Ama. Asla. “Size bir ömür vermedik mi? Size nezir gelmedi mi?” (Fâtır — 37)

Yani, geri gönder de, “Aynı hayatı yaşayayım.” değil.

Hep ebedi arzuluyoruz. Ezel ebed çizgisi ile alâkalı. Nereden başlıyor? Yegâne din üzre doğuyorsun. Nötr. Sana nezir geliyor. Kesinlikle geliyor. Çünkü Allah var. Allah seni murad etmese sen neydin? Ezelden sana ne biçilmişti? Hiç bırakmaz seni, sen O’nu bırakmadıkça.

Arz u semâvata tav’an veya kerhen gelin buyurduğunda, ikisi de “İsteyerek geldik!” dediler. (Fussilet — 11) Bir düşün bakalım. Onlar isteyerek gelirler. Sana kerremnâ tâcını giydiren Allah, senden metazori gelmeni mi ister? O’na ulaşma çabası, anlasana. Nezir gelecek. Seni davet edecek. Allah’a ulaşmaya çağıracak.

Peki reddedersen. Ne olacak? Gurbettesin. Gurbetliğin gitti mi? O tatmini aramaktan geri olmayacaksın ki. Arayış bitmeyecek.

“Bakıyoruz, hiçbir şeyle tatmin olmuyoruz. Bu âlemde her şey bize hitap ediyor; fakat hep bizi sınırlayan bir şeyler var. Bir yönüyle hiç bitmeyecek bir muhayyilemiz var. Hep ebed duygusu bizi kaplamış. Mümininde de bu var, kâfirinde de bu var. Nereden geliyor? Burası için olmadığı da belli. Gurbettesin.”

“Sen küfürde de sebât edemiyorsun, imanda da sebât edemiyorsun. Demek ki, sen sen olmak için yaratılmamışsın. Bu âlem de senin için yaratılmamış. Bir tahsil için yaratılmış, neden? Kâm almıyorsun. Tüm zevkleri en zirvede yaşıyorsun, hemen arkasından meyus oluyorsun. Bu nasıl zevk? Hep ebedi istiyorsun, fâniye doğru gidiyorsun. Kâm almıyor, alsa da yetmiyor. En güzel neş’elerden sonra bir bedbahtlık var, bir meyusiyet var.”

Sonsuzluğa ulaşma çabası. Hakkını vereyim istiyorsun. Çünkü insan Hakk’la olmak ister, Hakk onunla olsun ister. Küfürde bile. Haklıyım zannediyorsun. Hakk seninle sanıyorsun. Küfretmişken tam küfredelim diyorsun. Ama burada bir yere kadar. Sınırlanmışsın. İçki oluyor, uyuşturucu oluyor, parti oluyor. Neden duramıyorsun? Yetmiyor. Partynin after partysi, gene bitiyor. Bayılana kadar. Kesmiyor. Daha beter iç sıkıntısı. Bastırmak gerek. Bir daha. Bir daha. Bir daha dene. Bir sefer sanki olmuştu, onu yakala. O ânı bir daha.

What I don’t like about America is the pursuit of empty talk combined with a very high degree of self-satisfaction. If I ask my American agent how he is? He’ll say I’m extremely well! not “Okay” or “Well” It has to be “extremely well”. I’m not extremely well. I’m not at all “well” putting it in English I’m “so-so”. — Krzysztof Kieślowski

Bana hiçbir şey nefsimden haber vermesin. Bana hiçbir şey vicdan azabını hissettirmesin. Rûhumun nefsime verdiği azabtan bıktım. O sahibine ulaşmayacak. Onu bırakmam. Ölüm var ölüm. Ölümü hatırlatan şeylerden de ödü patlıyor, hemen kaçıyor. Fâniye gidiyor. Geri döndür. Tezkiye-i nefs yapacağım.

As for the States, I don’t know, it always strikes a European outsider like myself just how much more aggressive and upfront and explicit ideology in general is. Americans–not American individuals, but the American system—tends to wear its ideology on its sleeve, far more flamboyantly than the sort of devious and sometimes hypocritical Europeans. I think a side of that is that we European academics don’t use the word “hired” to a job, we talk about being “appointed,” whereas American language is much more concerned to “tell it like it is.”
America is a much more affirmative place—I mean, to the point where any kind of negativity is regarded almost as a thought crime. You have to talk about you “can” do something, and “success” and not being a “loser,” and if you can’t do it’s because you’re not trying hard enough and that kind of nonsense. To an outsider, the United States seems riddled from end to end with an almost manic belief in itself and in the fact it can do almost anything, and I think this is extremely dangerous. — Terry Eagleton

Peki, dünyâperest olmak nazariyat değil mi? Şeytan’a kulluk etmek, bir hayat görüşünün sonucu değil mi. Bunu olduğu gibi kabul etmek. Hayatlarımıza tatbik etmek. Bir yoldan gitmek değil mi. Zevk peşinde olmak. Hangi ideoloji, hangi politika, hangi duruş etiketi altında olursa olsun. Amerikan olmak. Bu da bir niyet değil mi? Bu da bir fikir değil mi? Heh, işte o niyetinin tam karşılığını burada alamıyorsun. Burası yetmiyor. Kesmiyor. Kesmeyecek. İşte o zaman da cehennem pâklar. Sen istedin ve niyet ettin diye.

Email me when Mehmet Server publishes or recommends stories