Mürşidi kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş
O’na giden yollar, nefesler, nefsler adedinceyi sen yanlış anlamışsın.
Herkes orijinal, insan da tektir, çünkü insanda Ahad sırrı vardır. Meşrebler farklı farklı, esmâdan alınan zevk farklı. Ayrı gayrı yok. Hep o misâl verilir, misâl ayniyle visâl olduğundan: Aynı şadırvandan çıkan sular gibidir. Kaplar farklı. Sen ne diyorsun? Yol mol bilmem, iz gütmem. Kafama göre gideyim.
Vapuru beklerken arkadaşımla bunları konuşuyorduk. Vapuru beklerken Allah’tan bahsedebileceğimiz arkadaşlarımızın olması büyük lütuf, çok şükür. Arkadaşım, “Bunları böyle söyleyince sanki insanlara ‘Yanlış yapıyorsun, takıldığın yeri görüyorum, biliyorum, senden üstünüm!’ denmiş olmuyor mu?” diyordu. Hakikaten böyle mi? Bu; şunun bunun yoluna, gidişine laf etmek mi, onlara karşı olmak mı, tekerlerine çomak sokmak mı? Yoksa onların da emrolundukları şeyi yapmaları mı? Tebliğ mi? Güldürmeyiniz. Yani düşündüğün mânâda değil. Nefsi terbiye edilmişlerin mezun olduğu memuriyet o. Kâmiller görevinin başındadır. Sen ancak kendi çapın kadar. Terbiye olduğun kadar, adam olduğun kadar. Senden misâl oluyorsa ne âlâ. İnsanlara tat verebiliyorsan ne âlâ. Bir güzellik varsa, paylaşabiliyorsan; alıcı varsa ne âlâ.
Kafana göre gidemezsin. Bize mi kaldı söylemek? Estağfurullah. Ehlullah, Allah adamları asırlardır söylüyor. Niye söylemişler? Mürşid gerektir bildire. Mürşidi olmayanların. Mürşidi olmayanın mürşidi. Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz. Felsefe mi yapıyorlar sence? Olsa iyi olur diye mi söylüyorlar? Olmasa olur mu? Meşiet-i ilâhî bu, sünnetullah, kanun. İnsanın terbiyesi insan eliyle. Sen hayatının tümünde bu delegasyonu yapıyorsun. İş mânâya gelince bu işin erbâbı olabileceğini reddediyorsun. Olur mu hiç olur mu?
Bir de kitaplardan okuduklarıyla kendilerine reçete çıkaranlar var. Bu asrın hastalıklarından biri. Bilgi çağı. Yeterince faydasız ilimle kabımızı doldurup taşırırsak her şeyi yapabiliriz. Sen nefsinin marazlarını tedâvî edebiliyorsun demek. Sana hekim gerekmiyor. Veyahut hastayım diye gidiyorsun, hekime akıl veriyorsun. Bir de o var. Neyse efendim, bunlar başka bir yazının konusu inşallah.
Yûnus, Tapduk’un kapusun varmadan Yûnus olur muydu?
Ama İblis en önce Allah’ın rahmetinden ümit kestirir. O Yûnus. Biz olamayız.
“Kur’an bize mürşid olarak yeter,” diyen kişi mânâsını idrak ederek ve Kur’an’ın bütününe tâbi olarak bunu söylediyse doğru söylüyor. Gel gör ki, bu insanla arasını yapmadan Allah’la arasını yapacağını sanan inkarcıların kullandığı bir argümana dönüşüyor. Sözünde sâdık mısın?O zaman sorarlarmış, “Ne var ne yok? Dolu musun boş musun? Kuru musun yaş mısın? Hakikatten ne haber?” Kalırsın. Ne demişti? “İnsanla problemi olup da Allah’la problemi olmayanı daha görmedik.”
Yâ hû, Allah için yapacaksın. Kendisine değil, Allah’a dâvet edene gideceksin. Kendisini işâret edenden kaç. Peki kâmil olanı nasıl bileceğim? Sen bir Allah’ı kalbine koy. Dâvetiyesini gönderirler, rüyâsını görürsün. Bendeniz bilmiyorum sevgili dostum kim olduğunu, sen de bilmiyorsun; Allah’a soracaksın. Allah sana sevdirecek. Allah sana bu talebi verecek.
“Bu benim kendi içsel yolculuğum.” Bu sözü seviyorum. Böylesi lakırdılar için ‘hıhılamak’ diye bir tâbirim var. Karşındakinin ancak ‘hıhı’ diyeceği cümleler kurmaya başladığın için. “Korkuyorum. Çekiniyorum. Kendim zaten tövbe ediyorum.” Şimdi güzel kardeşim. Kendimizi kandırmayalım. Kendi kendimize yaptığımız tövbeleri biliyoruz. Bir dahaki sefere kadar. Bir daha bozmak için.
Neden Risâletpenah Efendimize biat edenler, Allah’a biat etmiş olurlar? Neden onlarının ellerinin üstünde Allah’ın eli vardır? (Fetih — 10) Sahâbe de “İçsel yolculuğum, söz veriyoruz, biz zaten öğrendik, ne gerek var biat etmeye?” deseydi. Subhanallah. Yok, öyle olmayacak, ille el el üstünde olacak. Kadınlar da Efendimize gelmeseydi? Evlerinde oturup tövbelerini etselerdi? (Mumtehine — 12) Bazı aklıevvellere göre Allah’la kul arasına girilmiş oldu mu şimdi sana?!
Allah’la kul arasına kimse giremez diyen kişinin Allah’la arasına şeytanın girmiş olması ve o kişinin bunun farkında olmamasını nereye koyacağız?
Allah’la aramız bozuk güzel kardeşim, aramız yapılsın diye.
Görmek isteyen tasavvufun tüm müesseselerinin kaynağını Kur’an’da da, asr-ı saadette de bulur. Görmek istemeyen de bu hakikatlere kör bakar gider. Zaten çoktan başladı ama intisâbın farziyeti, münâdî çığlığıyla duyrulacak. Dini yaşamak başka türlü mümkün değil. Biat, inâbe, intisâb… çünkü yeniden doğmak. Âhiret âlemine doğmak.
Email me when Mehmet Server publishes or recommends stories