600 Yıllık Öfke: Srebrenica
Yakın tarihin en dehşet verici katliamı diyebiliriz Srebrenica Katliamı için. 21. yıldönümü bugün. Ancak üzerinden neredeyse çeyrek asır geçse de, Bosna halkının ruhunda kapanmayacak yaralar açmış bu katliamın izleri bugün dahi silinemedi. Acı da olsa katliamın neden ve nasıl planladığını incelemeye çalıştım.
Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle "Yugoslavya" parçalandı. Doğu Bloku ülkelerinde esen değişim rüzgarları Yugoslavya’da da esti. Tito’nun mirası Yugoslavya’dan kopan parçalardan biri de Bosna idi. 1992 yılının Şubat ayında Bosna’da bir referandum yapılmış, böylelikle "Bosna-Hersek" olarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi.
Ancak Sırplar, Bosna’nın bağımsızlığını tanımıyor, bu kadarıyla yetinmeyip 1992 yılında "Saraybosna"yı kuşatarak, 3 yıl sürecek "Bosna Savaşı"nı başlatıyordu. Fakat Sırbistan’ın savaş başlatma nedeni esasen bu değildi. Bu, görünürdeki nedendi. Peki, Sırpların bu tutumunun gerçek nedeni neydi? Bunu öğrenmek için 600 yıl geriye gitmemiz gerekecek.
Osmanlı Devleti, 14. yüzyılda Balkanlardaki nüfuzunu sağlamlaştırıyor, Avrupa’ya yayılıp hakimiyet kurma amacı doğrultusundaki planını da adım adım uyguluyordu. Fakat, Balkanlardaki Sırp Prensleri, Osmanl Devleti’nin himayesinde yaşamak istemiyordu. Osmanlı’ya bağlı bu prenslikler, bölgede Osmanlı aleyhine hareket etmeye ve kuvvet toplamaya başladılar. Ve nihayetinde bu kızışmanın sonucu savaş oldu. 1387’de Sırp Despotu ve Bosna Kralı’nın oluşturduğu kuvvetler (30.000), Ploşnik mevkiinde yapılan "Ploşnik Savaşı"nda Osmanlı’yı mağlup etti. Bu savaşın kazanılmasının da verdiği cesaretle Sırp Prensler, Osmanlı’ya karşı bir hareket başlatmaya hazırlandılar. Bunun sonucunda da, başında I.Murad’ın bulunduğu Osmanlı orduları ve müttefik kuvvetleri, 15 Haziran 1389 tarihinde "Kosova Ovası" nda karşı karşıya geldiler. 28 Haziran 1389 günü savaşın galibi Osmanlılar oldu. Bu zafer, Kuzey Sırbistan yolunun Osmanlı’ya acilmasi anlamina, yani Osmanli Devletinin Avrupa’da daha emin adımlarla ilerlemesi demekti. Ancak savaş sonunda önemli bir olay yaşandı. "Milos Obilic" isimli bir Sırp soylusu, I.Murad’a geldi. Sultana, elini öpüp biat etmek ve Müslüman olmak istediğini söyledi ve bu yolla I.Murad’a yaklaştı. Ardından Padişahı arkasından hançerleyerek şehit etti! Osmanlı Padişahı bir Sırp tarafından şehit edilmişti. Fakat bu savaşın 600 yıl sonrasında bir katliamı tetikleyeceğini kim bilebilirdi... Bir Sırp’ın Osmanlı Padişahını şehit etmesi, Kosova’nın Sırplar için mit haline gelmesine ve Sırpların Türklere düşman olmasına neden oldu. Bugün, Sırbistan halk kahramanı olarak tarihe geçen komutan Milos Obilic anısına yapılan Gazimestan anıtı, Kosova’da I.Murad’ın organlarının gömülü olduğu türbenin tam karşısındadır. Bu noktada soru şu: Padişahın bir Sırp Komutanı tarafından şehit edilmesi, nasıl oldu da 600 yıl sonra Srebrenica vahşetinin kaynak noktası olabildi?

"Slobodan Milosevic" 1989’da Sırbistan başkanı olurken kimsenin Balkanların kolay kolay dağılmayacak kara bulutlarla kaplandığından haberi yoktu. Slobodan, küçükken annesinin intihar etmiş olmasının da etkisiyle, gelecekte hissiz ve acımasız bir adam olacaktı, oldu da. Koyu bir Sırp Milliyetçisiydi. Bu uğurda, akla gelebilecek bütün korkunç senaryoları uygulayabilecek kadar gözü karaydı. Başkan olmadan 2 yıl önce ve aynı zamanda Ploşnik muharebesinin 600. yıldönümünde, 1987 yılında bir konuşma yapıyor: "Dünyada Sırplardan üstün hiçbir millet yoktur. Bunu kanımız pahasına bütün dünyaya ispatlayacağız" diyor, Sırp halkının dikkatini çekiyor, sempatisini kazanmaya başlıyordu. Ancak, başkan olduktan hemen sonra, 28 Haziran 1989’da, Gazimestan’da on binlerce Sırp önünde konuşuyor, aynı zamanda Balkanları sürükleyeceği vahşetin başlangıcını yapmış oluyordu. Bu konuşmayı 28 Haziran 1989’da yapması da bir detaydı, fakat hayati öneme sahip bir detaydı. 28 Haziran 1989, Kosova Savaşı’nın kaybedilmesinin, Obilic’in I.Murad’ı şehit etmesinin ve böylelikle Kosova’nın Sırplar için mit olmasının, yani Sırpların Türk öfkesinin 600. yıldönümüydü! Aynı zamanda "Kutsal Vidovdan Günü" ilan edilmişti. Konuşmasında, intikam ve öfke dolu, emperyal hislerini açık şekilde belirtiyordu:

"Kosova'nın 600. yılma denk gelen bu büyük yıldönümünde Sırbistan, yıllardan, onyıllardan sonra milli ve manevi bir kimliğini tekrar kazanarak ortaya çıkmıştır. Artık bizim için şu eski soruyu cevaplamak zor değil: 'Acaba krala ne hediye vermeli?'. Tarihin ve hayatın aynasında Sırbistan devletini ve şerefini tekrar elde etti. Sırbistan bu yıl 1989'da hem tarihi hem de gelecek için sembolik önemi olan bir bayramı kutluyor... Kosova Savaşı, Sırp milletinin yenilgisi mi yoksa zaferi mi? Bunu söylemek zor.Bu olaylar bizi esarete mi götürdü, yoksa esaretten mi kurtardı? Bu soruların cevapları daha araştırılmaya devam edecek... Çok milliyetli toplumlar ilk kurulduğundan beri değişik milliyetler arasındaki kurumsal ilişkiler hep zayıf noktayı oluşturmuştur... Böyle toplumların iç ve dış düşmanları bunu bilir ve bunun için çok milliyetli toplumlara karşı eylemlerini etnik çatışmaları ateşleyerek yaparlar. Şu an Yugoslavya'da sanki bunları bilmezmiş gibi davranıyoruz... 6 yüzyıl önce Sırbistan burada Kosova'da kendini savundu. Ama aynı zamanda Avrupa'yıda savundu. Bu cephede Avrupa kültürü, dini ve bütün Avrupa toplumu savunuldu... İşte bu ruh ile bugün müreffeh ve demokratik bir toplum kurmaya çabalıyoruz. Bu ruhla bugün zulüm altındaki güzel vatanımıza hizmet ediyoruz. Ve bu ruhla bugün çağımızın bütün ileri insanlığının çabalarına katkıda bulunuyor ve yeni ve daha iyi bir dünya kuruyoruz.
Yaşasın kahraman Kosova!
Yaşasın Sırbistan!
Yaşasın Yugoslavya!"
diyor ve Balkanların yaşayacağı felaket, korku ve vahşet dolu günler böylelikle başlamış oluyordu. Sırpların 600 yıllık öfkesinin neticesi, insanlık tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden birine sebep olacaktı...
Srebrenica, savaşın başlangıcıyla dünyada cehennemi yaşamaya başladı. Savaştan önce 24 bin olan şehrin nüfusu 60 bine ulaştı. Srebrenica halkı, açlık ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele ediyordu. Birleşmiş Milletler, burayı "güvenli bölge" ilan etti. Güvenli Bölge ilan edilen 6 yerden biriydi. Thom Karremans komutasındaki 400 askerden oluşan Hollanda tümeni tarafından korunuyordu. Srebrenica Müslümanlarının elindeki silahlar ise Birleşmiş Milletler Barış Gücü tarafından, koruma gerekçesiyle toplanmıştı. Kısacası Srebrenica, korumasızdı ve açık bir hedefti...
10-11 Temmuz günü Bosna Sırpları, Srebrenica'daki savunma mevzilerini terk etti. Şehirde kaos hakimdi. Çaresiz ve savunmasız halk, telaş içindeydi. 11 Temmuz sabahı, 20 binden fazla Srebrenica'lı, Hollanda tümenine sığındı. Hollanda F-16'ları, 1 Sırp tankını patlattı. Bunun üzerine Sırplar, ellerindeki Hollandalı esirleri öldürmekle ve Potoçari'yi bombalamakla tehdit etti. Hollanda tümeni, 20-25 binlik sığınmacıyı Sırplara teslim edip şehri boşalttı. Yıllar sonra Sırp Komutan'ın, Hollanda tümeni komutanı Karremans'a hediye verdiği anın görüntüsünün ortaya çıkması, Hollanda'lılar için bir utanç olarak tarihe geçiyordu...
Sırp Komutanı Radko Mladic, 11 Temmuz 1995 günü hiç bir dirençle karşılaşmadan, savunmasız Srebrenica'ya girdi. Kente girdiğinde bir kameraya yaptığı kısa konuşma, Sırpların bütün öfkesinin nedenini açıkça belli ediyor, yapacaklarının teminatını veriyordu. Mladic, şunları söylemişti:
“İşte 11 Temmuz 1995'te Sırp şehri Srebrenitsa'dayız. Büyük bir Sırp bayramı arifesinde iken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Nihayet, yeniçerilere karşı ayaklanmasından sonra bu toprakta Müslümanlardan Türklere karşı intikamımızı alma vakti geldi..."
Mladic'in bu sözlerinin ardından katliam başlıyordu. Kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmadan herkes öldürülüyordu. Hitler'in vahşi ruhu Srebrenica'da dirilmiş gibiydi. Bir gecede yapılan bir etnik temizlikti bu (Krivaya '95)... Resmi rakamlara göre bir gecede 8,372 Boşnak Müslüman katledildiği açıklansa da, bu sayının 10 binden fazla olduğu tahmin ediliyor. Katliamın ardından yakılan "Srebrenica Ağıdı"nın sözleri, yaşanan acının boyutunu tahmin edebilmemizi sağlar nitelikte:
"annem, annem seni hala rüyamda görüyorum
ablam, abim, her gece sizi rüyamda görmeye devam ediyorum,
ancak yoksunuz, yoksunuz, yoksunuz,
sizi arıyorum, arıyorum, arıyorum
nereye gitsem sizleri görüyorum,
annem, babam, niye yoksunuz?
bosnam, sen annem benimsin,
bosnam, sana annem diyeceğim,
bosna annem, srebrenitsa ablam,
tek başıma kalmayacağım.
lanet olsun! lanet olsun!
lanet olsun! lanet olsun!
lanet olsun!"...