Mağrur Olma Padişahım’dan 3 Şiir

Aşağıda Roni Margulies tarafından kaleme alınan Mağrur Olma Padişahım isimli kitapta yer alan tüm ittihadçı şiirleri bulacaksınız. Keyifli okumalar.

ÖNSÖZ

Bilmem hangi çok eski kavmin

askerleri döndüğünde savaştan,

müthiş şölenler düzenlenir,

kırk gün sürermiş kutlanması zaferin.

Başında zümrütlü tacı,

omuzlar üzerinde taşınır tahtında

beyaz güller atarak halkına

gezdirilirmiş muzaffer hükümdar.

Ayaklarında kalın zincirler,

savaş esirleri gidermiş önünden,

deve yükü elmaslar, ipekler,

mağlup şahın atları, tahtı.

Ve sevdiklerinden bir vezir

görevlendirilirmiş her sefer;

oturup öylece yanıbaşına,

en coşkulu anları bekler,

her gülümsediğinde hükümdar,

kulağına fısıldarmış usulca:

“Gelip geçicidir her zafer.

Gelip geçicidir her zafer.”

ENVER PAŞA’NIN SARIKAMIŞ’TAN DÖNÜŞÜ

Harbiye Nezaretinin üst katındaki odasından

Süleymaniye’nin minarelerine dalmış gözleri,

üç günlük bir tren yolculuğundan sonra

geç vakit vardığında Istanbul’a Erzurum’dan,

aklına bile getirmemiş evine dönmeyi.

Bekliyordur oysa Naciye Sultan.

Üstüste koyu kahveler getiriyor emireri.

Böylesi bir yenilgi görmemiş Osmanlı ama,

unutması gerek artık o donmuş askerleri.

Nice savaşlar var daha aklında,

büyük planlar, diplomatik manevralar.

Akşama Alman Elçiliğinin yemeği.

Yeri değil ama, yorgunluktan olacak,

Manastır Askeri Rüşdiyesindeki günleri

ve isyân kararını aldığı gün geliyor aklına,

sonra Talat’la tanışması bir toplantıda:

“Nelere kadirsin sen ya Rabbim,

Neredeydik, nerelere geldik!”

Harbiye Nezaretinin üst katındaki odasından

Süleymaniye’nin minarelerine dalmış gözleri,

ha değmiş, ha değecek bulutlara.

Nasıl gelebilir ki aklına

-Paşa, Nazır, Damat, Almanların gözbebeği-

Türkistan’ın ücra bir köşesinde öleceği.

CEMAL PAŞA’NIN ÖLÜMÜ ÜZERİNE BİR İTTİHATÇININ DÜŞÜNCELERİ

Duyduk, Cemal, de vurmuşlar Tiflis’te.

Temizleniyoruz Adli ki artık birer birer.

Berlin’de Talat, Belcivan’da Enver…

Bu son kurşun en acısı belki de:

Bittik sayılır, bir dönem kapandı Cemal’le.

Ziyadesiyle severdim Cemal’i ben.

Unutamam, gizli bir görevle 915'te,

yolum Şam Karargâhına düştüğünde,

ardarda onca hezimet yaşanırken,

Cemalle bir gece çalmıştık felekten.

Pek hoşlanırdı edebiyattan merhum.

Benim uğradığım gece de tesadüfen

Ahmet Rasim Bey gelmişti Dersaadet’ten.

Sabaha kadar kâh şiir, kâh genel durum,

olmamıştır hiç o kadar konuştuğum.

Hatıratını kaleme alıyordu Cemal o sıra.

Bize de biraz okuduğunu hatırlıyorum:

“909: Üsküdar Mutasarrıfı Oluyorum”.

Sessizce gözleri doluvermişti bir ara

Midilli’de geçen çocukluğunu andığında.

Sonra Münih, oradan da Kabil’e geçmişti,

İngilizlere karşı savaşmak amacıyla.

Efkarlanmış mıdır acaba oralarda da?

Nerede Afganistan, nerede Midilli!

İşte, herşey çorap söküğü gibi gidiverdi.

Bizler ki koskoca bir padişah devirdik,

tüm dünyanın gözleri üzerimizdeydi.

Bizden soruluyordu Osmanlının geleceği.

Nasıl oldu da bu hallere gelebildik?

Allahım, bizler böyle ölmemeliydik.