Everything is illuminated’in yazari Jonathan Safran Foer’den su cumleyi okudum:
Kemiklerim, yasamadigim onca hayatin agirligi altinda agriyor bazen.
Kalbime bir sizi dustu. Olmak istedigini olamayan, yasamak istedigi hayati yasayamayan, elindeki tek hayati -ufak bicimlerde de olsa-, baskalarinin mutlulugu icin harcamis insanlarin farkina gec vardiklari bir histir bu sizi. Adini koymayi birak, tarifi bile yillar alir.
Mesela yazi yazmak gibi dogal bir ihtiyactan bile uzaklastirilabilirsin hayatta. Senin olmayan bir eylemdir. sevdigin uzaktan baktigin, bakmanin hos karsilandigi… Ama hasa, bir de kalemini kullanamaya basla da o zaman sevrey etrafini. Kimler nasil bakiyor sana? Yazilarini yayinlamayi basarmis bir erkek arkadasa, ‘nasil yaptin?’ diye sordugunda takindigi kasinti ifadesi, fikirlerine deger verilen ‘abi’lerden alinan ‘napicaksin sen bu isleri bosver, takil, hayatina bak’ tavsiyesi(!), aileden gelen ‘kizim ne zaman evleneceksin de cocuk yapacaksin’ hayata hep yanlis yerden baktigin alt metnini icerir. Kisi olarak ilgilerinin kabul gormemesi, veya gormezden kelinmesi, ancak fikirlerini gerceklestirememenin sebebinin cevren oldugunu anladiginda canini acitir. Sonra kendini, ‘amaan napicam yazi yazip, okuyorum iste o yeter!’ derken bulursun bir gun.
Sevdiklerinin kostek olmasi, azicik hayatla, disariyla ilgilenen her kadinin maruz kaldigi bir durumdur. Fikirlerini cesurca belirten kiz cocuklari buyuduklerinde ‘cok bilmis’, ‘ kezban’ olurlar. Sadece erkeklerin alindigi oyunlar belki kalmamistir cocuklar arasinda ama buyuklerin hayatinda oyle yerler var. Konumunu koruyamayanlar yetersiz, koruyanlar cadidir. veya ‘menopozlu’, veya ‘demir bakire’, veya ‘sevilmeye muhtac’, veya ‘erkek kilikli’, veya…
Kendini bildin bileli mucadele edersin de ne icin? Hic gelemeyen zafer icin mi? Peki ya o zafer gelmezse ne olacak? Nasil gecireceksin hayatini? Yasayamadigin onca hayatin agirligini nasil tasiyacaksin? Seni tuketen cevreye hapsolduysan nasil yapmali ne etmeli de yine yasadiginin nefes aldiginin farkina varabilmeli?