Metallica | Hardwired… to Self Destruct — Detaylı Albüm İncelemesi

Başlık atmak çok zor…

Bu albümü anlatmak inanın çok zor… Bu adamların benim kuşağımı, önceki kuşağı ve sonraki kuşağı etkilemesinin tek sebebi müzik değil,aynı zamanda tavrı ve varoluş hikayeside. Metallica ne yapacağı belli olmayan her an sizden ayrılacakmış gibi duran ama yine de nedensizce çok sevdiğiniz sevgiliniz gibi. Aslında nedensiz değil, çünkü biliyorsunuz onda farklı bişeyler var ve sizi kalbiniz yerinden çıkacakmışcasına heyecanlandırıyor. İşte benim ve benim gibi bir çok insanın bu adamları sevme şekli tam olarak bu.

12 yaşında bu kulakların 1984’de single olarak çıkmış Jump in the Fire’ı duymasıyla hayatında sıkı bir rock şarkısını bile o yaşa kadar adam akıllı dinlememiş olan ben, çıkan sesten hem rahatsız olup hem de ilginç bulmuştum. O günden sonra Metallica ile ilgili önüme ne gelirse satın aldım, dinledim, onlar eşliğinde eğlenip yine onlarla kederlendim. Bir şekilde bilenler bilir, herhangi bir grupla bu şekilde bağ kuran bir dinleyici için artık onlar sensindir, sen de onlardır. Dolayısıyla ortaya çıkan müziğe bir noktadan sonra objektif yaklaşabilmek çok zor.

Hazırlık Süreci

2011 yılı itibariyle Death Magnetic’den sonra yeni bişeyler karalamaya başlayan Metallica Rick Rubin önderliğinde yine bizi heyecanlandırmayı başarmıştı yeni müzik haberleriyle. Bundan tam 2 yıl sonra yani takvimler 2013‘ü gösterdiğinde ise Lars bey ‘’Death Magnetic devamı bişeyler yapıyoruz albüm bu yıl çıkmaz boşuna beklemeyin’ minvalinde bişeyler söylemiş ve bundan kısa bir süre sonra verdiği başka bir ropörtajda ‘2105 albümü patlacağımız yıl olacak’ diyerek bizlerin gökkuşağından kayma vb. gibi türlü mutluluk aktivitelerine koşmasına sebep olmuştu.

Lakin o işler öyle olmadı ve o yıl Metallica, Metallica by Request isimli, seyircinin oy kullanarak playlisti belirlemesi gibi düşünce olarak çok anlamlı ama garip seyirci kitlesi yüzünden yine aynı şarkıları çaldığı bir turneye çıkmıştı. Bu turnede de hepimizin ilk duyduğunda müthiş heyecanlandığına inandığım Lords Of Summer’ı çalmışlardı. O yıl aynı dönemlerde Kirk Hammet, Kopenhag Havalimanı’nda içinde yeni albüm için bütün rifflerini biriktirdiği telefonunu kaybetmiş ve bütün herşeye silbaştan başlamak zorunda kalmıştı.

2015 yılının bahar aylarında yine arsızca konuşan Lars Bey, 20 şarkı yazdıklarını ve yıl sonuna kadar bir kaçını yumurtlamayı planladıklarını söylerken, aynı dönemlerde Kirk bey 2016 sonu 2017 başı gibi bir albüm yayınlayacaklarını net olarak söylemişti.

Nihayet Şubat 2016 ’da James kayıtların çoğunun bittiğini baharda albümü bitirmeyi hedeflediklerini söylemiş ve yeni albümde Death Magnetic’in miksini yapan Greg Fidelman ile stüdyoda olduklarını söylemişti. Daha önce Rick Rubin ile devam edeceklerini açıklamalarına rağmen bu haber bir kafa karışıklığı yaratmasına müsade etmeden durumu açıkladılar ve Rick Rubin’in yerinde durduğunu fakat Metallica için yapımcı kavramının biraz şekil değiştirdiğini ve Bob Rock tarzında bir yapımcı beklemememiz gerektiğini ima etmişlerdi. Benim bu konu hakkındaki düşüncem Greg Fidelman sahada işleri çözen adam Rick Rubin ise masa başında değil de bütünüyle ortaya çıkan şey hakkında grubu yönlendiren bir adam imajı çiziyor gibi görünüyor.

Albüm Hakkında / Şarkı İncelemeleri

Albüm tamamen Lars ve James tarafından yazılmış. Albümü 2014 de Kirk’ün başına gelen talihsiz kayıp riffler olayının hemen akabininde zaten James ve Lars zaten yazmaya başlamış ve bir hayli de yol almışlar. Dolayısıyla Kirk bu albümün yazımına sololar dışında hiç dahil olmamış ve Metallica kariyeri boyunca ilk defa bir albüm kaydına katkıda bulunmamış.

Albüm kapağında ve bir çok yerde grup üyelerini farklı farklı şekillerde gördüğünüz birbiri içine geçmiş silüetler ve yüzler Herring&Herring ismini kullanan, daha çok moda çekimleri yapan ve ünlülerin fotoğraflayan Dimitri ve Jesper adında iki fotoğrafçının ortak yaratımı bir çalışma. Başta pek hoşuma gitmese de konsept hakkında farklı görseller gördükçe hoş gelmeye başladı bana. Eğer fotoğrafla ilgiliyseniz bu iki adamın diğer işlerine de bakmanızı tavsiye ederim, kafa açıcı işleri mevcut.

Albümde garip şekilde kendi külliyatına, ustalarına ve kahramanlarına referans durumu var. Her şarkı mutlaka bir dönemlerinden bir trik ile değişebiliyor ya da bir anda ‘aa tam Iron Maiden olmuş’ gibi şeyler düşünürken bulabiliyorsunuz kendinizi. Murder One, Lemmy’e ithafen yazılmış gibi örnekleri çoğaltabileceğimiz bir çok güzel hadise mevcut. Şarkıları anlatırken de sık sık Metallica diskografisinden referanslar gösterdim, benzetmeden ziyade aslında albümün ne kadar da herkesi kucaklamaya çalıştığı ve herkesi memnun etmeye yönelik bir albüm olduğu fikrini kanıtlamak adına bunu yapmaya çalıştığımı şimdiden belirteyim.

Öncelikle Deluxe Edition’ı saymazsak bu albüm 2 cd’den, toplamda 12 şarkıdan oluşuyor ve bu da tamı tamına 1 saat 18 dk demek. Henüz play tuşuna basmadan şarkı sürelerine baktığınızda yine top çevirmişler diye düşündüğüm albümün hayırlısıyla ilk play tuşuna bastım!

Lords Of Summer’ı saymazsak ilk tadımlıkları Hardwired ile açılışı yapan albüm sanki Death Magnetic’in devamıymış gibi başlasa da 2. şarkı Atlas, Rise!’ı daha önceden bildiğim ve hakkında bir fikrim olduğundan hemen bu düşünceyi yavaşca kenara koydum.

Atlas, Rise! süper heavy ve nakaratta çok güçlü bir parça. Güçlü ve net şekilde Iron Maiden trikleri hissediliyor bu parçada ve aslında bir çok parçanın irili ufaklı bir çok bölümünde.

Now That We’re Dead tam Load bir şarkı o sinsi ilerleyişi kullandıkları gitarlar, riff yapıları, tam o albümlük bir şarkı olmuş.

Moth into Flame efsane güzel solo altı ritmleri, basları trafiği ve müthiş güzel vokal melodisiyle benim albümdeki ilk favorim, James bu şarkıyı 2015 yılında Amy Winehouse biyografisi olan ‘Amy’ filmini izledikten sonra yazmış. ‘Şöhret yüzünden düştüğü durum beni çok etkiledi ve bu durum artık şöhret dışında günlük yaşamada yansımış durumda’ diye de şarkının hikayesini paylaşmış bizimle.

Albümde 2. favorim,Dream No More. Cthulhu miti teması üzerine oturtulmuş the call of ktulu, the thing that should not be ve all nigthmare long gibi parçalardan bölümlerde direkt olmasa da hissettiren şarkılardan. Şarkı direkt Reload’dan fırlamış gibi tekinsiz, ve şahane! Ayrıca solo bölümünün içine de bir miktar Sad But True kaçmış gibi görünüyor!

Riffleri ard arda koyup uzun uzun şarkılar yapan Metallica dan 8.15 saniyelik bir şarkı görünce insan ürküyor doğal olarak, ama yok bu sefer olmuş bu işi zaten çok iyi biliyorlardı ve yeniden hatırlamaları harika olmuş. Halo On Fire ‘dan bahsediyorum evet! Şarkı müthiş akarken çat diye tam ortasında Mercyful Fate medley’i gibi tüm atmosferi değiştirip ‘’prayers cannot get through, return to sender’’ demek acayip iş. Müthiş epik bir şarkı, solo net olarak anımsatmasa da yürüyüş olarak tıpkı Blackend solo yürüşü gibi ilerliyor ve ‘’hello darknes say goodbye’’ dediği bölümde tüyleri diken diken olmayanınız varsa Metallica sevip sevmediğini oturup düşünmesini tavsiye ederim.

İkinci CD’nin ilk şarkısı Confusion, savaş ve aslında bu savaşa hepimizin bir şekilde bulaştığı fikrini anlatmaya çalışıyor, tam bir black albüm parçası şarkı. benim kalemim bir parça değil ama asla kötü olduğunu söyleyemem.

ManUNkind açılışıyla Iron Maiden — Dance of Death albümünden bir şarkı gibi görünüyor olsa da aslında hiç öyle değil, şarkı yazımında Lars ve James dışında bu sefer Rob da var. Şarkı James Hetfield’in son yıllarda hastası olduğu Ghost grubunun izlerini taşıyor gibi hissettim. Albümdeki 3. favorim oldu kendisi.

İşte bir Black Album klasiği olacakmışcasına bir parçayla yine karşınızdayız, Here Comes Revenge. Sanırım klibin etkisiyle birlikte bu şarkıdan biraz Of Wolf and Man tadı aldım. Güzel rifleri ve trafiği olan bir şarkı.

Am I Savage, bende Black Sabbath dinliyormuşum hissi uyandırdı. Keyifli ve tempolu bir girişten sonra şarkıyı düşürerek sürüklemeleri dinleyeni anında yakalıyor zaten. Diğerlerine göre albümün zayıf şarkılarından biri diyebilirim.

Sırada adını bu yıl kaybettiğimiz efsane adam Lemmy Kilmister’ın bas amfisinden almış bir şarkı var, Murder One. Şarkı Lemmy’e ithafen yazılmış ve şarkının solosu yine kaybettiğimiz bir başka efsane Cliff Burton için yazılmış Dyres Eve şarkısına referanslı şekilde gidiyor ve ben bu fikri çok beğendiğimi söylemeden geçmeyim.

ve kapanışı Kill Em All’dan fırlamış bir parça ile, Spit Out the Bone ile yapıyoruz. şarkının ortasındaki distortion bas zaten herşeyi anlatıyor bence. ‘’the flesh betrays the flesh’’ diye girdiği vokal melodisi üzerine Leper Mesiah da söylerseniz cuk oturur, ben denedim oluyor :) Albümdeki favori 4. şarkım.

Albüm Hakkında Çıkarımlar

Grubunun kendi plak şirketi Blackened Recordings’ den çıkması rahatlığı sanki grubun müziğine de yansımış, daha özgürleşmiş ve cesur adımlar atan bir grup haline getirmiş gibi görünüyor.

Bu albümü ilk dinlediğimde yayınlanmış 3 single parça dışındaki tüm şarkıları sindirmekte kısa bir süre zorlandım ve bir an iyi bir albüm olmadığı fikrine kapıldım. Gözlemlediğim kadarıyla benim gibi bir çok dinleyici de aynı hisse kapılmış ve özellikle twitter’da anında hayal kırıklıklarını ifade etmeye başlamışlar ilk izlenimin sıcaklığıyla.

Albüm özetle tüm Metallica hayranlarının severek dinleyeceği ya da sevdiği dönemlerinden bişeyler bulabileceği türden şarkıları içeren aynı zamanda da kendi ilham kaynaklarını da direkt olarak müziğine entegre eden ‘istediğiniz buysa o halde alın size albüm’’ tadında bir albüm. Kişisel görüşüm Metallica’nın her dönemini (Lulu dışında) ayrı ayrı seven biri olarak bu albüm beni çok mutlu etti.

Her şey bir yana artık Metallica bir şirket, kendi plak şirketi olan, kendi kuralları olan ve durduğu yerdeki tüm kuralları koyabilen kocaman bir şirket. Son dönemde yaptıkları bir çok açıklama da fazlasıyla para odaklı oldukları ve öyle düşündükleri Lars’ın ‘’albüm yapmaktan çok konser vermek daha karlı, bunu istiyoruz’’ gibi açıklamaları biraz büyünün bozulmasına yol açsa da müzikleri benim gibi bir çok insana yol göstermiş, ilham vermiş ve birşeyler paylaştığınızı düşündüğünüz bir grup aynı zamanda. Bu durumu kabul edip gruba bu gözle bakmaya devam edebilirseniz Metallica inişleri çıkışları olsa da hala iyi bir grup. Lakin grubun takındığı bu kapitalist yaklaşımı beğenmiyorsanız, Metallica bu saatten sonra ağzıyla kuş tutsa yine olmaz çünkü görünüşe göre büyü sizin için çoktan bozulmuş demektir.

Bu albüm için genel notum 4/5 ⭐️ ⭐️ ⭐️ ⭐️