İntikam mı? Alışkanlık mı?
İspanya ve İtalya… Dünya Kupası’nı 4, Avrupa Futbol Şampiyonası’nı 1 kez kazanan, başlı başına bir futbol ekolü Azzuriler ile; son 4 büyük turnuvanın 3'ünde zafere ulaşmış, Barcelona sayesinde Avrupa futboluna yeni bir ekol kazandıran Boğalar Euro 2016 son 16 turunda karşılaşacak..
Hem de ne karşılaşma.. Euro 2008'den bu yana Avrupa Şampiyonaları’nda birbirleriyle mücadele etmeyi alışkanlık haline getiren iki ekip her maçın ardından bir değişim yaşıyor..
Euro 2008'de Ernst Happel’deki maça İtalya, son Dünya Kupası şampiyonu unvanıyla çıksa da, Berlin’de kupayı kazanıp ‘’artık bizden bu kadar’’ diyen Totti, Del Piero, Gattuso ve Materazzi gibi bir çok oyuncusu olmadan ne yapacakları soru işareti olan bir takım görünümündeydi..
İspanya ise deneyimli, birbirleriyle oynamaya çocuk yaşlarından beri alışkın, birbirlerini tanıyan kaliteli oyuncularla oluşan kadrosuyla daha turnuva başlamadan favoriler arasında gösterilen bir ekipti..
Ölüm grubu denen C Grubu’ndan 2. sırada çıkan İtalya, çeyrek finalde 0–0 biten maçın ardından penaltı vuruşları sonucunda İspanya’ya elenmekten kurtulamamış, bu sonuçla Boğalar, 1920'den beri İtalyanları Olimpiyat Oyunları ve hazırlık maçları dışında ilk kez resmen yenmişlerdi..
Yolları bu kez 2012 Avrupa Şampiyonası’nda, yine bir C Grubu’nda kesişen İspanya ve İtalya gruplarının açılış maçlarını oynamışlardı ama bir farkla; bu kez son Dünya Kupası şampiyonu unvanı Boğalar’daydı!
Di Natale’nin golünün Fabregas’ın golüyle cevaplanması bu maçtan da beraberlik çıkmasını sağladı. Fakat henüz hiçbir şey bitmemişti, bu iki ekip Kiev’de final maçında karşılaşacaklarından habersiz şekilde sahadan ayrıldıklarında İtalya; 1994 ve 2000'deki bireysel yıldızlar veya 2006'daki yıldızlar karması kadrosunun yerine gerçekten bir takım haline gelmiş, tecrübeli futbolcuların arasına Balotelli, Giovinco gibi yeni yetme oyuncuları da serpiştirerek gerçekten bir ‘takım’ görüntüsü vermişti.
İspanya ise 2008 ve 2010'un şampiyon kadrosunda büyük değişiklikler yapmadan, gelenin gideni aratmadığı yeni yıldızlar ekleyerek gücüne güç katarak Avrupa’ya gözdağı veren bir takım halindeydi. Zaten son derece yetenekli olan orta saha, bir de Alman disiplini özelliği kazanmış, skora bakmadan sürekli aynı standartta bir oyun oynar hale gelmişti.
Ve final günü gelip çattığında, Polonya’daki grup maçının ardından şimdi Ukrayna’da kupa için karşılaşan iki ülkenin maçı hiç de beklenildiği gibi kora kor gitmedi. İspanya, 1972 Belçika’da Almanlar’ın Sovyetleri 3–0'la geçerek, final maçlarının en farklı skorunu kazanan ülke unvanını ele geçirdi; 4–0! İtalya’nın beyni Pirlo’yu sahadan silen Xavi, üstüne bir de 2 asist yapmış, takımını sahada adeta kahraman bir komutan edasıyla yönetmişti. Silva’nın 14'te açtığı gol perdesi 88'de Mata ile kapanmış Boğalar Azzuriler’i adeta ezmişti.
İtalya’nın sahada bu debli yok olmasında bir başka etken de Chielli’nin 28'de sakatlanarak oyundan çıkması ve çizme ekibinin hocası Prandelli’nin, İspanya’nın pas trafiğini kesmek için 3'lü defansa önde basın komutunu vermesi oldu. Yan paslarına alışık olduğumuz İspanya sürekli dikine paslarla İtalyanlar’ın kalesine gitmiş bunun meyvelerini de 4 kez almıştı.
Gelelim Euro 2016'ya… Bugün sahada ne ‘son Dünya Kupası şampiyonu’ bir takım var ne de Avrupa’ya korku salan iki ülke.. Xavi’si elinden alınan bir Iniesta’nın yaratıcılığına bakan İspanya, alışılagelen oyununu oynamaya çalışsa da her zaman aynı verimi alamadığını görüyoruz. Torres, Mata ve Diego Costa’sız hücum hattı genç Morata’ya emanet.
İtalya Milli Takımı’nda ilk 11, Euro 2012'de sahayı göz yaşlarıyla terk eden Buffon ve hemen önünde oynayan Chiellini, Barzagli, Bonucci dışında neredeyse tamamen değişti. Bireysel anlamda yıldızı bulunmayan İtalyanlar yine tecrübelerine ve turnuva takımı olmalarının verdiği alışkanlığa güveniyor.
Son sözümüzde İtalya’nın, İrlanda’ya yenilerek Türkiye’nin elenmesinin ‘baş sorumlusu’ haline getirilmesini ve maçı da Cüneyt Çakır’ın yönetecek olmasını fırsat bilip ortaya çıkıveren ‘kaos sevicilerin’ senaryolarının deli saçması olmaktan öte gidemeyeceğini hatırlatmak olsun’
ve iyi olan kazansın..
Melih Tota