Harvard’taki “Hayatın Yansıması” dersinden bir soru: Bilgece Bir Hayat Nasıl Yaşanır?

The New York Times gazetesinde çıkan Harvard’lı bir profesörün bilgelik hakkındaki bir yazısından bahsetmek istiyoruz bu hafta size. Ve bu yazının Mentorink ile ilgili olan ilişkisinden.

Kuşkusuz ki bilgili olmak hepimiz icin çok önemli. Internet çağında artık bilgiye ulaşmak ise çok kolay, Dr Google tek bir tıkla her aradığımız bilgiyi önümüze koyuyor. Peki bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken biz neden hala ne yapacağımıza karar vermekte zorlanıyoruz? Ne istediğimizi, neyi en iyi yapabileceğimizi ya da bizi neyin mutlu edebileceğini bulmak neden hala zor? Bulsak bile karar vermek neden bu kadar sancılı?

Cevap basit, çünkü bu soruları sizin için Dr Google cevaplayamaz. Bilgili olmak ve bilge olmak arasındaki fark tam da burda yatıyor. Bu sorulara ancak siz ve sizin yolunuzdan geçmiş/geçmekte olan birileri ile fikir alışverişi yaparak birbirinize ayna tuttuğunuzda cevap bulabilirsiniz. Mentorink’in 2’nin Gücü olarak adlandırdığı bu oluşum, size bilgiyi değil, edindiğiniz bilgileri kendiniz için nasıl kullanmanız gerektiğini (yani bilgeliği) gösteren bir pusula olur.

Harvardlı Profesörler de öğrencilerdeki bilgeliğe ulaşma ihtiyacını farkedip “Hayatın Yansıması’ adlı bir ders açmışlar. Bu derste öğrencilerin özellikle ilgi çekici bulduğu 5 egzersizi sizin için Türkçe’ye çevirdiğimiz bu aşağıda bulabilirsiniz.

Siz de Mentorink’te bir menti ya da mentorle eşleşip bu egzersizleri uygulamak ve “Bilgece yaşamayı öğrenmek” için kendinize bir fırsat tanımak ister misiniz?

Seni de aramızda görmek için sabırsızlanıyoruz! www.mentorink.com

******************

Bilgece Yaşamak // Bilgece Bir Hayat Nasıl Yaşanır?

Bir günlüğüne üniversitenin rektörü olduğunuzu düşünün. Üniversite hayatını unutulmaz kılmak adına gerçekleştireceğiniz ilk değişiklik ne olurdu?

Ben bu soruyu öğrencilerime yıllardır soruyorum. Bir çok ufuk açan yanıtla karşılaştım. Deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki; son yıllarda aldığım yanıtlar “Tarih derslerini kısaltmak” ya da “Laboratuvar derslerinin işleyişini değiştirmek”ten çok öteye gidiyor, “Bilgece yaşamayı öğrenmek” üzerine yorumlar ortaya çıkıyor.

Güzel bir hayat yaşamak ne anlama gelir? Ya da üretken ve verimli bir hayat nasıl olur? Mutlu bir hayat? Peki, ben tüm bu sorulara verilecek cevapların birbiri ile çatışması halinde nasıl düşünebilir ve zamanımı bu zor sorulara cevap üretmek için harcayabilirim?

Artık bir çok üniversite, öğrencilerinin bu sorularla yüzleşebilmesine imkan sağlamak için çalışıyor. Benim üniversitemdeki (Harvard Üniversitesi) bir grup öğretim üyesi de “Hayatın Yansıması” adlı bir seminer dersi açtı. Dersin formatı oldukça basit; 12 birinci sınıf öğrencisinden oluşan gruplarla 90 dakikalık 3 tartışma seansı yapılıyor ve bu seanslar fakülte üyeleri tarafından yönetiliyor. Dönemde 100’den fazla öğrenci bu seanslara katılabiliyor.

Tartışma seanslarında öğrencilerin özellikle ilgi çekici bulduğu 5 egzersizi burada paylaşmak istiyorum. Her bir egzersiz, öğrencinin hedefini belirleyebilmesi, bu hedefi çerçevesinde yapmak istediklerini hayatına yansıtmasını ve üniversitede gerçekten ne yapmak istediğini keşfetmesi için tasarlanmıştır.

  1. Onlara “Üniversitede vaktini nasıl geçirmek istiyorsun? Senin için ne önemli?” diye soruyoruz. Bu sorunun yanıtı bir dersin zorunlu kitaplarını okumak, yakın arkadaşlarla vakit geçirmek ya da kampüs dışında gönüllü bir aktivitede yer almak olabilir. Öğrenciler bu soruyu yanıtladıktan sonra onlara ikinci sorumuzu soruyoruz: “Vaktinizi gerçekte nasıl geçiriyorsunuz?”.

Son olarak da asıl sorumuzu yöneltiyoruz: “Yapmak istedikleriniz, hedefleriniz, gerçekten yaptıklarınız birbiri ile örtüşüyor mu?”.

Çok az sayıda öğrenci yanıtlarının birbiri ile örtüştüğünü görüyor. Yapmak istedikleri ile yaptıkları arasında bir bağ göremeyenler ise oldukça şaşırıyor. Ancak asıl zorluk bu farkındalığı yakalamak değil, kişisel isteklerini ve yapmak istediklerini hayatına yansıtmaya çalışmak.

  1. Üniversitede uzmanlaşmak istediğiniz bölüme karar vermek inanılmaz zor olabilir. Grubumdaki bir öğrenci politika ve bilim arasında ciddi kararsızlık yaşıyordu. Peki öğrencim boş zamanlarda ne yapıyordu dersiniz? Politika Kulübü’nde aktif rol oynuyor, Model United Nations aktivitelerine katılıyor ve Politika Dergisi’nde düzenli olarak yazıyordu. Kısacası “laboratuvar” kelimesini bile anmıyordu. Tartışma sırasında bu gerçeği onunla paylaştığımızda öğrencinin yanıtı şöyle oldu: “Boş zamanlarımdan bahsederken neden laboratuvarları anlatayım ki?” Ancak seanstan yarım saat sonra öğrencimden ona bu soruyu sorduğumuz için teşekkür eden bir eposta aldım.
  2. Ben bu egzersizi şöyle adlandırıyorum; “Enginlere mi, Derine mi?”. Tek bir şeyi çok iyi yapmak ve bir çok şeyi yetecek kadar iyi yapmak arasında kalsaydın hangisini seçerdin? Bu uygulama ile öğrencilerimizi üniversite hayatlarını seçtikleri hedefe giden yolda nasıl organize edeceklerini düşünmeye davet ediyoruz.
  3. Temel Değerler Egzersizinde öğrencilere içerisinde 25 farklı kelime bulunan bir kağıt veriyoruz ve onlardan kendilerini en iyi açıklayan 5 değeri işaretlemelerini istiyoruz. Gurur, sevgi, şöhret, aile, mükemmellik, servet, bilgelik… Daha sonra, öğrencilere seçtikleri temel değerlerin birbiriyle karşı karşıya kaldığı durumlarda nasıl hareket edeceklerini soruyoruz. Öğrenciler bu soruyu özellikle zorlayıcı buluyorlar. Bir öğrencim bu sorunun ardından kendi ikilemini benimle paylaştı. Kendisi hem iyi bir cerrah hem de çok iyi bir baba olmak istiyordu, aile ve yararlı olmak onun temek değerleriydi. Ancak bu ikisini bir arada yapabileceğinden emin değildi.
  4. Paylaşacağım son egzersiz küçük bir adada mutlu bir hayat süren balıkçının hikayesini anlatıyor. Hikayedeki balıkçı her gün birkaç saat balık yakalıyor. Yakaladığı balıkların birkaçını arkadaşlarına satıyor ve günün geri kalanında karısı ve çocuğu ile vakit geçiriyor, dinleniyor. Rahat ve huzurlu hayatında değiştirebileceği en ufak bir şey bile görmüyor.

Yakın zamanda adaya bir MBA ziyareti gerçekleşiyor ve ziyaretçiler balıkçının ne kadar hızlı bir şekilde zengin olabileceğini görüyorlar. Balıkçı daha fazla balık yakalar, küçük bir girişim kurar ve balık pazarına girer, sonrasında bir fabrika kurar ve hatta halka arza bile gidebilir. Sonuçta, balıkçı gerçekten başarılı olmak isteyen biri. Kazandıkları ile dünyadaki aç çocuklara balık bağışlayabilir ve hatta onların hayatını kurtarabilir.

Balıkçı sorar: “Peki ya sonra ne olacak?”

“O zaman ailenizle daha fazla zaman geçirebilirsiniz.” diye yanıtlar ziyaretçi. “Yine de dünyada bir fark yaratmış olursunuz. Bütün gün sadece ortalıkta gezinmek yerine, yetenekli çocukları keşfeder, onları kullanır ve yoksul çocuklara da yardım edersiniz.”

Öğrencilerimizden bu hikayeyi alıp kendi hayatlarına uyarlamalarını istiyoruz. Sizce; küçük kalmak, rahat ve mutlu olmak, ailenizle ile vakit geçirmek mi daha önemli midir? Yoksa; çok çalışmak, bir iş başlatmak, yeteneklerinizi kullanmak, bu yolda çalışırken dünyanın daha iyi bir yer olması için çaba sarf etmek mi daha önemlidir?

Beklenildiği üzere, bu soru bazı fikir ayrılıklarına yol açıyor. Ancak bu ayrılıkların ve tartışmaların, öğrencilerimizin kendilerini ve isteklerini keşfetmesinde önemli rol oynadığına inanıyoruz.

Seansların sonunda öğrencilerime; “Bu yıl hakkında fikir değiştirdiğiniz bir şeyi benimle paylaşın.” diyorum. Aldığım yanıtların büyük bir çoğunluğu müthiş bir iç görüş ve farkındalık yansıtıyor. Üç yıl sonunda, neredeyse tüm katılımcılarla yaptığımız tüm anketlere baktığımızda yapılan tüm tartışmaların çok değerli olduğunu ve üniversite hayatını keşfetme sürecine dönüştürdüğünü görüyoruz.

Prof. Richard J. Light

Harvard Graduate School of Education

Yazının orjinal versiyonu: The New York Times

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.