SCHLİEFFEN PLANI

Savaş tarihinin en meşhur planı, Alman Genelkurmay Başkanı Schlieffen’in adını taşır. 1891–1906 arasında bu unvanı taşıyan Schlieffen, Fransa’ya taarruz planını 1897–1905 yılları arasında gerçekleştirdi. 1906'da emekli oldu, fakat öldüğü 1913 yılına kadar planı üzerinde çalışmayı sürdürdü. Planın 1914 yılında uygulanışını göremedi.

Schlieffen büyük orduların ve artan ateş gücünün cepheleri kilitleyebileceğini görenler arasındaydı. Ayrıca uzun bir savaşın yıkıcı olacağını anlamış ve bundan kaçınmak için merkezi konumundan yararlanıp Fransa ve Rusya’yı sırayla saf dışı etmeyi düşünmüştü. Moltke, Fransa’ya karşı savunmada kalıp önce Rusya’yı yenmeyi önermişti. Ancak Schlieffen ricat için geride büyük arazileri olan Ruslara karşı imha savaşı yapılamayacağını öngördü. Önce Ruslara karşı küçük bir örtme gücü bırakıp güçlerinin çok büyük bölümünü Fransa’ya karşı imha muharebesi yapmak için kullanacak, en büyük düşmanı böylece saf dışı ettikten sonra doğuya dönüp Rusya’nın işini bitireceklerdi. Fransa’daki savaşın sona ermesi, tam bir imha muharebesi gerektiriyordu, çünkü Fransızlar çekildikleri takdirde savaşın sürüncemede kalarak felakete yol açacağını biliyordu.

Alfred von Schlieffen

Tüm bunları göz önüne alarak, Schlieffen cepheden saldırı yapımında dev bir çevirme harekâtı planladı. Güçlü iki ordu Belçika ve Lüksemburg üzerinden Manş Kanalı’nı sıyırarak güneye inecekler ve daha sonra doğuya dönerek kuzeyde sıralanmış Fransız ordularını çevireceklerdi. Bu ordular kuşatılıp imha edilmediği ve sadece bir zaferle yetinildiği takdirde savaş uzayacak ve zaman Almanya’nın aleyhine çalışacaktı. Bu nedenle ateş gücüne, seyyar topçuya, iletişim ve ulaştırma işlerine, demiryolu istihkamcılarına ve keşif kollarına özel önem verdi ve genç subayları savaşta inisiyatif alacak şekilde yetiştirmeye başladı. Dupuy, Schlieffen’in stratejik düşüncesinin günümüzde taarruz, manevra, güç merkezi ve kuvvet tasarrufu olarak ifade edilen prensiplere dayandığını belirtir. Şahsım adına bu görüşe ben de katılıyorum, belki zamana bağlı olarak bakış açısı değişmiş-gelişmiş olabilir, fakat nihayetinde hedef-amaç ilişkisi, gerekse de stratejik hamlelerin arka planı beni de bu düşünceye sevk ediyor. Neyse, konuyu dağıtmayayım… Bu prensiplerin uygulanmasının duruma, eldeki güçlere ve düşmanın eylem ve mevzilenmelerine bağlı olacağını ifade etmiştir. Düşmanın cephesine değil de yanlarına güçlü hücumlar yapmak suretiyle kayıpların azaltılacağını, düşman dengesinin bozulacağını ve onu inisiyatifsiz bırakacağını düşünmüştür. Ona göre bu prensipler hem taktik hem de stratejik operasyonlar için geçerliydi.*

Fransa’nın 42 gün içinde dize getirilmesini öngören Schlieffen Planı son derece hassas bir zamanlamaya dayanıyordu. Yüz binlerce telgraf yerine ulaşacak, birlikler düzenli olarak seferberliği tamamlayıp yığınak bölgelerine intikal edecekti. Van Creveld bu planın çok hassas zaman tablolarına dayandığını ve Moltke’nin, ‘’strateji sadece somut durumlara çözüm bulmaktır.’’ şeklindeki kaziyesine aykırı olduğunu söylemektedir. Bu dönemde motorlu araçlar ordulara girmeye henüz başlamış, birlikleri izleyen telgraf hatları döşenmiş, telefonlar karargahları birbirine bağlamaya başlamıştı. Ama tüm bunlar henüz karargâhların büyük orduları yönetmesine yetmiyordu. Ayrıca ordu levazımatı trenlerle indirme noktalarına getirilip boşaltıldıktan sonra birliklere at arabalarıyla teşınıyor ve trenden indikten sonra haftalarca yürüyen yorgun birliklere çoğu kez zamanından ulaşamıyordu. İletişim aksaması çok yaygındı. Telefon ve telgraf hatları çok sık kesiliyordu. Radyo kullanımı ise son derece sınırlı olup ilk başta sadece ordu karargâhlarında kullanılıyor ve Alman radyoları Eiffel kulesine yerleştirilmiş bir vericiyle elektronik karıştırmaya tabi tutuluyordu. Sonuçta, bunların ve başta İngiliz Seferi Kuvveti’nin birkaç tümenle de olsa muharebeye katılması da dahil birçok faktörün birleşik etkisiyle Alman sağ kanadını teşkil eden Birinci ve İkinci Ordular arasında bir boşluk oluşmaktaydı. Bundan teleşa kapılan Moltke, durumu öğrenmek üzere Hentsch adındaki bir yarbayı cepheye gönderdi. Hentsch erişebildiği komutanlarla yaptığı görüşmelerden sonra Alman sağ kanadını Aisne Nehri’nin arkasına çekerek bu boşluğun kapatılması kararının alınmasına neden oldu. 9 Eylül 1914 günü, yıllar süren planlama ve hazırlık, bir yarbayın kararıyla boşa gitti. Çevirme manevrası yapılamadı ve savaş yıllarca sürecek bir siper dehşetine dönüştü. Bu tür bir manevranın yapılabilmesi için motorize birliklere, uçaklara ve radyo iletişim sistemine ihtiyaç vardır. Almanlar 1940 yılında bunlara sahip olarak Fransa’yı gerçekten de 42 gün bile sürmeyen bir seferle dize getirecekti. Neyse bu, modern savaşın konusudur…

Schlieffen Planı ile ilgili olarak Martin von Creveld’in birkaç başka değerlendirmesine değinmekte de yarar var. Planın operatif yanı üzerinde sayısız kaynak bulunmaktadır, fakat Creveld eksij olan lojistik yanı incelemiştir. Schlieffen’in kendi planının lojistik yanına yeteri kadar önem vermediği, eksikleri gördüğü, fakat çözmek için gerekli tedbirleri almadığı sonucuna -Supplying War’da- ulaşmıştır.

Helmuth Johannes Ludwig von Moltke

Moltke’nin bu eksikleri gidermek için bazı çalışmalar yaptığını, demiryollarının sabotajlara ve diğer sorunlara rağmen gerekli malzemeyi taşıyabildiğini, ama demiyolu boşaltma noktalarından sonra büyük tıkanıklık yaşandığını ifade eder. Atlı ağır nakliye bölüklerinin o günlerdeki büyük ilerleme hızına yetişemediğine, tek bir yolun birden fazla kolordusunun ikmaline yetmediğine ve lojistik sorunların daha fazlasına izin vermeyeceğine hükmeder. 1914 yılında birkaç demiryolu tüneli havaya uçurulsaydı Almanlar planın uygulayabildikleri kadarını bile gerçekleştiremeyeceklerdi. Creveld’e göre planın genişliği ve ufku, dönemin taktik nakliye olanaklarının çok üzerindeydi. Müttefikler bunu görmüş ve 1940 yılında bütün demiryolu tesislerini mayınlamışlardı, ama bu kez de savaşın çehresi yine değişmişti. Burada kastedilen kuşkusuz ki motorlu nakliyecilerin orduları demiryollarına bağımlılıktan büyük ölçüde kurtarmasıdır.

I. Dünya Savaşı buhar ile içten patlamalı motor, telgraf ile telsiz, balon ile uçak, at arabası ile kamyon arasındaki geçiş dönemini oluşturur. Bu yenilikler envantere girmiş, ama henüz seferlerin sonucunu etkileyecek ölçüde yaygınlaşmamıştı. Savaşanlar at arabasına dayanan piyade(sonraları piyade-topçu) ordularıydı. Batı cephesinde süvarinin hiç bir rolü olmadığı gibi, yıllarca ümit edilen yarmadan sonra kullanılmak üzere boş yere bekletildiler. Geniş alanlara yayılan Doğu cephelerinde ise hâlâ işe yaradıkları bazı durumlara rastlanıyordu. Kısacası, yeni vasıtalar yeni bir düşünce yapısı, yeni zaman kavramları gerektiriyordu. Ordular birkaç on yıl içerisinde buna adapte oldular, ama süreçte yaşanan geciklemelere ve/veya kaynağı olanlara büyük avantaj sağladı. Almanlar 1939–42 arasındaki zaferlerini(kendi içlerindeki çatışmalara rağmen) büyük ölçüde yeni düşünce yapısına adapte olarak kazandılar. Bundan sonrası içinse kaynakları yetmeyecekti…

Eren Taştan

*; T. N. Dupuy, A Genius for War, The German Army and General Staff 1807–1945.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.