Satın almasız bir yıl

Bu yazıyı yazmaya başladığımda, Amerika ve dünyadaki birçok ülkede çeşitli indirimlerle kutlanan Kara Cuma haftasıydı. Tüketimin anavatanında olup, satın alma çılgınlığının sonuna kadar pompalandığı bir haftada, tüm olan bitene uzaktan bakmak açıkçası biraz zor geldi. Uzaktan baktım, çünkü 2017 başında 1 yıl boyunca giysi almamak için kendime söz vermiştim.

Normal şartlar altında, çok kıyafet satın alan bir insan değilim. Bir şey aldığımda da genellikle en düz, en standart olanını tercih ederim. Ama yine de senelerin getirdiği bir alışkanlık alışveriş; “Zara’da indirim ne zaman başlıyor?”, “Massimo talan olmuştur şimdiye.” diyerek mevsim geçişlerini yaşadım, sayısız mağazaya yürüme mesafesinde yıllarca çalıştım. Ayrıca hangimize çılgınlar gibi kargo gelmedi ki online alışveriş siteleri meşhur olduğunda? Kabul, ortalama beyaz yakalıya göre az, ama yine de gereksiz ve çok alışveriş yapıyordum.

Bu davranışım Amerika’da biraz değişti. Hem işte daha spor kıyafetler giydiğim için artık iş ve dışarısı için tek dolabım vardı, hem de öğle arasında “hadi Zara” diyen kimse yoktu. Yine de yeni öğrendiğim markalara ya da kur sebebiyle daha ulaşılabilir hale gelenlere göz atmaktan kendimi alamıyordum.

Bu arada, ben fazla eşyayı hiç sevmem. Bu sebeple bir zaman önce, mümkün olduğunca az eşya ile yaşamaya karar vermiştim. İki nevresim var mesela evde, biri yıkanıyor, biri kullanılıyor. Ama bunu kıyafetler konusuna uygulayamamıştım henüz. O yüzden 2017 başında, bir yıl kıyafet almamaya karar verdim.

Peki yapabildim mi? Bana göre evet. Peki aldığım bir şey oldu mu? Ona da evet. Peki, nasıl yani? Açıklayayım. İki tane kıyafet aldım: bir tanesi rahat bir eşofman altı (eşofman altı deniyor mu hala? :) ), diğeri de Uniqlo’nun meşhur hafif ceketlerinden. Eşofman altını alma sebebim çeşitli seyahatlerde rahatlık olsun diye giydiğim evdekinin pamuklanması, dizlerinin çıkması ve beyazlamasıydı, ki yenisini o kadar çok giydim ki, zorunlu ihtiyaçtan sayılabileceğine karar verdim. Uniqlo’yu tanıyanlar da ne kadar kullanışlı bir ceket olduğunu biliyordur, elimdekini 3 yıldır giyiyordum, resmen kokmaya başlamıştı. Kaliforniya havasında pek de başka bir şey giyilmiyor, her gün yanımda neredeyse, bundan da pişman değilim.

Peki başka bir şeyler almak istemedim mi hiç? Evet, istedim, ama çok da zor bir şey değildi almamak. Hatta bayağı özgürleştirici bir hissiyattı benim için. Özellikle bir alışveriş merkezine gittiğimde hiç bir şeye bakmak zorunda olmamak duygusu beni çok rahatlattı. Sanki önceden zorla baktırıyorlardı gibi oldu, ama sonuçta alışkanlıktan dolayı özellikle indirim zamanlarında bir şey almazsam, bir fırsat kaçırıyormuş gibi hissediyordum. Şimdi nasılsa almayacağımı bildiğimden hiç bir şeye bakmak, karar vermek zorunda olmadığımı bilmenin hafifliğini yaşadım. Bunu özellikle hediye almak için gittiğimiz outlet’te çok iyi hissettim. Hediyeleri aldık ve işimiz bitti; binlerce mağaza, indirim, sezon sonu ürün vb. ile kafamı yormadan öylece çıkıp gittim.

Bu deneyimden bir başka çıkarımım ise neyi giymeyi sevdiğimi, neyin benim için kullanışlı olduğunu çok iyi anlamak oldu. Daha önce bir kıyafeti zaten yeterince giymeden, yeni aldığım başka bir favorim olurdu. Ya da, herhangi bir şeyi eskitmeden yenisini almış olurdum. Şimdi bir yıldır dolabımda bir ekleme yaşanmadığı için; kıyafetlerin ne sıklıkla giyildiğini, neyi severek giydiğimi, neyi hiç giymek istemediğimi, neyin eskidiğini çok net gördüm ve küçük bir aydınlanma yaşadım.

Peki, neler eskidi? 3 kot pantolonla çıktığım bu yolculukta, 2 tanesi sıklıkla giyildiğinden inceldi. İkisini de çok sevdiğimden gidip aynılarından alacağım. Sürekli giydiğim ayakkabılarım eskidi, artık insan içine çıkılmaz hale gelince -dışarıdan belli oluyordu astarının döküldüğü-, eşim yenisini hediye etti. O almasa da sene sonuna kadar idare ederdim gerçi, 1.5 ay kalmıştı. Yine bir çok şeyin içine ya da altına giyilen basic t-shirt, atlet gibi parçalar yıprandı. Kısacası her hafta mutlaka giyilen her şey eskidi.

Peki, ne öğrendim? 1. Hiç bir şey almamak bir özgürlük! 2. İhtiyaçlarının ne olduğunu anlayabilmek önemli bir netlik sağlıyor! 3. Kıyafetlerin eskidiğini görmek büyük bir mutluluk!

Yukarıdaki üç madde de dünya genelindeki problemler düşünüldüğünde çok küçük ve anlamsız şeyler. Zaten sadece 1 yıl ve sadece kıyafet almayarak deneyimlediğim bu süreci bir başarı olarak da görmüyorum. Ama benim küçük dünyamda davranışlarımı normale çekmeme, odaklanmama yardımcı olan bir uygulama oldu. Yani benim için büyük, dünya için küçük bir adım.

Peki, bundan sonra? Sadece ve sadece eskiyen şeylerin yerine, ihtiyaçtan doğan kıyafetler almaya karar verdim. Mesela eskiyen 2 pantolonumu yenileyeceğim. Ama başka bir ek yapmayacağım. Eskiden aldığım kadar veriyorum diyordum, ama bu bile kabul edilebilir değil artık benim için. O ihtiyaca karşılık gelen, kullanılabilir bir şey varsa, yenisini almak yok. Çünkü bunun sonu yok. Allah utandırmasın diyor, sözlerimi burada bitiriyorum. :)

Like what you read? Give Merve A a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.