Londra Nedir, Nasıl Yenir?

Londra Turkiye’den yaklaşık 4000 km uzakta, Fransa’nın kuzeyinde İskoçya’nın güneyinde, Avrupanın başkenti diye tabir edilse de aslında dünyanın bile başkenti olabilecek güzel mi güzel, pahalı mi pahalı, kalabalık mi kalabalık bir şehirdir.

Düşünülenin aksine Londra’ya uyandığınız her sabah karanlık ve yağmurlu olmayacaktır. Kısa ve öz yazları mevcuttur. Evlerin camları büyük ve yere yakındır, eğer çok zengin değilseniz yatağınız da bu cama yakın olacaktır, lakin büyük bir odada uyumak herkese nasip olmaz. Yatağın cama yakın olması güneşli günlerin değerini bilmenizi sağlar. Turkiye’deki beton yığınının aksine manzaranız gökyüzü, yapraklar ve minik camlı çatılar olacaktır. Güzeldir.

İşe gitme yolculuğunuz dünyanın her büyük şehrinde yaşandığı gibi olacaktır. Koşarak ve metroda sıkışarak... Eğer bir kadınsanız bu sıkışıklığı fırsat bilip ağzınızın dibinde gözünüzün içine içine bakan beyler olmayacaktır, göz göze gelindiğinde gülümseyip gözlerini kaçıran insanlar kuvvetle muhtemeldir. Her sabah duş alındığından kötü koku da sabahki problemleriniz arasında bulunmaz. İstasyon görevlisinin diafondan Guuud Morniing Piiğpıll nidasının sizi gülümsetmesi an meselesidir. Nitekim kendisi ‘Everyone has to smile today’ diye devam ederek günlük enerjinizi damardan verebilir. Bildiğimizin aksine öyle arabayla işe gitmeler pek mevcut değildir bu şehirde. Metro her köşeye yetiştiğinden 100 kisilik bir şirkette kimsenin arabasının olmaması kuvvetle muhtemeldir. Buna rağmen Avrupa’nın en kirli havası da bu şehirdedir, her güzelin bir kusuru var sonuçta…

Eğer bu şehirde öğrenciyseniz aile büyüklerinizin parası olduğundan ve sizinle paylaşmaktan memnuniyet duyacacaklarından emin olun, zira aç kalırsınız. Eğer bir çalışansanız ne mutlu size. Rakam olarak Türkiye’de aldığınız maaşın aynısını alarak lüks sayılabilecek bir Türk restoranında yemeğinizi 50 liraya yer iken burada 15 pounda yiyebileceksiniz. Her şeyi TL ye çevirip çok pahalı diye gözlerini belerten abilerimiz ablalarımızı umursamayınız, onlar beyaz peyniri 20 liraya alırken siz 5 liraya alacaksınız. Ekonomist amcalarımız bunu alım gücü olarak nitelendireceklerdir. Yine pahalı diye aldığınız bir ayakkabı 400 lira degil 80 lira değerinde olacaktir.

Geceleri dışarı çıkıp eğleneyim, sabahlara kadar içeyim diyen biri misiniz? Demeyin. Çünkü barlar 12'de clublar 3'de kapanacaktır. Öyle 12 de gireyim 5 e kadar bir birayla idare ederim dediğiniz geceler yok. Bundan mütevellit iş çıkışı aç karnına içmeye başlayıp saat 9 oldumu sarhoş olup titreyenler çokça mevcuttur bu sehirde. Kimse umursamayacaktır, kendi kendilerine yollarını bulurlar.

Ülkenin polisleri sevecendir. Fotoğraf çektirmek isterseniz gülümserler. Toplumu riske atacak bir durum içerisinde değil iseniz sarhoş olduğunuz geceler iyi birer dinleyici olabilirler (siz dinlediklerini sanırsınız, onlar sadece kafa sallıyordur ama zaten polise eski sevgilinizden bahsetmenin kime ne yararı var). Eski sevgili demişken, bu şehrin insanları içince bizler gibi derde tasaya düşmez, uyudun mu? mesajı atmaz, masada bardak kırmaz, dostların yıllanmış dertleriyle kanser olmazlar. Eğer İngiliz ırkının bireyleri iseler Allah düşürtmesin dedirtecek saçmalıklar yapar, ağzına çarpma isteği uyandıracak kadar sesli konuşur, sevişme isteğini açıkça belirtirler. Kavga ettikleri pek görülmemiştir.

Şehirde ortak kültür diyebileceğimiz tek şey saygıdır, zira dünyanın her yerinden insan gelip bir arada yaşamaktadır. İngiliz kültürünün şehirdeki varlığından bahsetmek de zordur çünkü ÇOK fazla yabancı vardır. Ufkunuzu açar, insan sevgisi aşılar, bu ne canim böyle bir şey mi varmış dedirtecek hayatlar görmenizi sağlar.

Memleketinizi daha az sevdirmez ama daha fazla bağlanmanıza da sebep olmaz. Çıkıp çıkıp gelinebilirse iyidir, vize varsa güzel yenir.