Bunun ‘Kuralı’ Bu! : Bir Metrobüs Hikayesi

Metrobüse Giriş Temsili

Günlerden cuma, hemen geride bıraktığımız. Mahşer yerinin dünyadaki örüntülerinden biri olan Uzunçayır metrobüs durağından, Levent’teki işime gitmek için yola koyulanlardanım her Anadolu-Avrupa hattı çalışan birey gibi. Sabah saatleri, son mesai günü ve insanların yüzündeki ‘bitse de gitsek’, hakem ’90 + 1 bitir!’ heyecanının haftasonu planlarına dönüşünün garip mutluluğunu sezer haldeyim.

Uzun kalabalıkları aşıp, merdivenlerden çıktıktan sonra herkes ‘acaba metrobüste oturabilir miyim?’ başlıklı kitabın metrobüse biniş kısmını açar. Her gün açılan bölüm olduğu için, tecrübeliler adeta oyun sahneler gibi ezber yapmışlardır ve duracağı yeri çok iyi bilirler. Bu an ‘acımasızdır, zalimdir’. İnsanların, av hayvanlarına dönüştüğü, bedava yiyecek dağıtılan kuyruklar gibi birbirini itelediği ve kadınların Zara ya da Mango’daki indirimin son gününü kaçırmama telaşında bir parça kıyafet için birbirlerine savaş açtığı an gibidir, metrobüste yer kapma daha da ötesi metrobüse binebilme erdemi.

Neyse, gelelim asıl hikayeye. Şanslı günümdeydim, hemen kendime olasılıksal olarak en güzel noktayı seçtim ve 1 dk sonra gelen metrobüse, ön kapısından bindim ve… Ta ta taa tam! İki ablamızı birbirine laf yetiştirirken buldum. Kulağımda kulaklık, Glass Animals’tan Hazey dinlemekte olduğumdan (ki bu grubun önemine yazı sonunda değineceğim) hemen sesini kıstım ve o konuşmalara şahit olmak istedim. Mağdur olan ablamız, metrobüsle ilk kez tanışan bir vatandaşımız. Diğeri ise, metrobüsün kitabını yazmış cinslerden. Maduremiz, ‘biraz daha saygılı olabilirsiniz, niye ittiriyorsunuz?’ temalı bir cümle kurarken, karşı taraf hemen savunmasında klasik türk akımı gibi, sen ‘asıl saygılı ol, herkes öyle’ diyerekten sen şöyle ben böyle tartışmasının fitilini ateşliyor. Bu söz dalaşı devam ederken, ortaya üçüncü bir şahıs giriyor. ‘Bunun kuralı bu, herkes böyle biniyo, kural bu!’ cümlesini kurarak, benim en sevdiğim yaklaşımlardan biri olan ‘herkesleştirme’ akımına kolektif bir katkıda bulunuyor. Benim bu cümleyi duymam ile kadına dönmem ,ki güneş gözlüğüm vardı bakışıma şahit olamadı, gülümseme atmam, müziğimin sesini açmam ve umursamaz tavırla düşünmeye dalmam bir oldu. Bu üçüncü ablamızın, metrobüs kanunu açıklaması ile birlikte tartışma bitti, herkes kendi yolculuğuna, hayat akışına hiç bir şey olmamış gibi devam etti. Bense sorgulamaya, iç yolculuğuma, insanlığa, bu kabullenmiş, değişen toplumsal algımıza doğru yolculuk yapmak zorunda kaldım. Peki, gerçekten böyle mi? Bu mu? İnsan olmaktan uzaklaşmak, bunun kuralı bu deyip herşeyi kabullenmek, bi şeyleri değiştirmek için çabalamamak, özür dilememek, insanları kırıp geçmek mi? Bu muyuz biz, insanoğlu? Önce insan olmak değil mi önemli olan, her şeyde olduğu gibi aklımızla algımızı birleştiremeden, bazı şeyleri düşünmeden, kendimize dahi olsun iz bırakmadan göçüp gitmek mi bize biçilmiş yaşam.

Seni bilmem ama hanım ablacım, ben ‘bu kuralına’ uymuyorum. Bu kuralı da kabullenmiyorum. Akıl ve mantığıma uymayan, kabullendirilmiş ya da kabullendirilmeye çalışılan diğer kurallar, kanunlar gibi. Önce insanım, sonra diğer sıfatlara sahibim. İnsan gibi yaşamayı, birbirine saygı duymayı, biribirini dinlemeyi ve haklarıma sahip çıkmayı seçiyorum, insanca yaşama ve değer görme haklarıma. Ben, insanlığı seçiyorum ve bunu hayatıma uygulamaya ‘çabalıyorum’. Diğer gün yine metrobüse bineceğim ve yine herkese yol vereceğim, yolu yarmayacağım. Sen de bir denesene? İnsan gibi davranmaya çalışmak çok güzel, gel sen de!

Şuraya da Glass Animals’ın son albümünü bırakıyorum, albümün adı ‘ how to be a human being’ . https://www.youtube.com/watch?v=9lUfunQW84U&list=PLUKOjXQGgmV_aDKuRG2_PwhkWGKejCJS3

Saygılar.