“Tecrübeli” Bilişimci (İş Hayatı Özeti) #2

Image for post
Image for post

Türkiye’de Bilişim Teknolojileri sektörünün herhangi bir yerinde (Yazılım, Tasarım, IT, Teknik, Satış…) kariyer hedefleyen, umarım karşılaşmazlar ama önceden okumak ve önlemlerini almak isteyenler için…

Bu yazıda okuyacaklarınız yüksek ihtimalle başka sektörlerde de aynıdır ama ben tecrübe ettiklerimden mes'ulüm.

Image for post
Image for post

TDK’ya göre “deneyim, deney, görgü” anlamlarına gelen tecrübe kelimesi herkeste farklı bir şey barındırıyor. Freud’un söylediklerine ne kadar katılırsınız bilmiyorum ama ben tecrübenin öğretmen olduğuna inananlardanım. Göreceğim, öğreneceğim, tecrübe edeceğim daha bir sürü şey var. Bu kanıya; her seferinde “artık bunun daha büyüğü yoktur herhalde” deyip, yine her seferinde yanıldığımı görerek vardım. Önceki yazımda da amaçladığım üzre amacım; benim tırnaklarımla kazıdığım yılları, birilerimizin okuyarak geçmesi. Çünkü tırnaklarınız ileride lazım olacak…

Sektörle tanışmamı ve nasıl öğrendiğimi anlattığım yazıyı doğru anlayanlara selam ederek başlıyorum. Yazdığımın sadece anılarımı anlatmaktan ibaret olmadığını görebilenler için kocaman bir kalp bırakıyorum buraya. ❤

Lise bitiminde; küçüklüğümden beri hep istediğim Edebiyat bölümünü kazanmıştım ama babamın da desteğiyle, bilgisayarla alakalı bir bölüm hayaliyle bir sene daha hazırlanmaya karar vermiştim. Olsaydı, liseden sözel çıkışlı olup Bilgisayar Mühendisliği kazanan tek kişi olabilirdim ama daha acayip şeyler oldu… :)

→ Gençlik Spor Dönemi (hikaye başlıyor)

Dershanenin 2. ayında; Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne Bilgi İşlem ve Basın Sorumlusu olarak iş başı yaptım. Torpil falan yok, Teknik servis, grafik tasarım, web, fotoğrafçılık, sosyal medya yönetimi gibi bilgi işlem biriminin tüm işlerini tek başıma biliyordum, kurum da o birimi daha yeni kuruyordu…
Henüz 18 yaşındayım ve yıllardır çıraklığını yaptığım mesleğimin meyvesini yeme fırsatı gelmişti. Bazılarına göre hayatımı kurtarmıştım, birkaç yıla kalmaz kadro da gelirdi zaten…

Ben memur çocuğuyum. Babam 35 yılını sabah 8 akşam 5 mesaisiyle doldurdu. Çok iyi bilirim bir insanın hayatına etkilerini… Kendimde de düzeninden yaşantısına kadar sanki ömrümün geri kalanını görebiliyordum. Mükemmel hissettiriyordu. Bir insan daha ne isteyebilir ki? Babamı gururlandıran, benim de sevdiğim bir işim var. Arkadaşlarım üniversiteye hazırlanacak, okulu bitirecek, kpss var, atanması var varda var… Ben kravat takıp 8–5 çalışmaya başlamıştım bile.

Kurumda hemen bir oda-masa-bilgisayar ayarlandı, bir de memurlardan bir şef verildi tabi. ( Koyunun başına bekçi, bekçinin başına müdür fıkrası geldi aklıma… )

Başta her şey güzeldi, işimi yapıyordum. Sonraları çaycı abinin zoruna gitmiş olsa gerek ki defalarca Gençlik Spor il Müdür Yardımcısına gidip; “bu çocuk daha 18 yaşında masa başında oturuyor ama ben çay dağıtıyorum.” diye sitem etmiş. Ben işimin dışında yaptığım çay-temizlik gibi işlerin çaycı abinin siteminin sonucu olduğunu, kurumdaki hiç kimseyle konuşmayan, ses tonunu dahi çoğumuzun bilmediği mahkum işçiden sonradan öğreniyorum. Bana; “kendini koru çocuk, bunlar seni yiyor, hakkını yedirme.” dediğini hiç unutmuyorum.

Bir yandan angarya işler diğer yandan kendi işlerim derken zaman geçiyordu ama kurumda bilişim adına bir şeyler yerine oturdukça ben üretmekten uzaklaşıp robotlaşmaya doğru gittiğimi fark ettim. Hayat bu olmamalıydı, bunca şeyi sadece birilerinin saçma egolarını tatmin etmek için öğrenmiş olamazdım.

Çaycının idareye bastırması, idarenin beni angarya işlerde kullanması, benim çocuk aklımla kendimi korumaya çalışmam ve diğer yandan da işlerimi yapmaya çalışmam artarak devam ediyorken, şefimin izinli olduğu bir gün sabah yine ofisime geldim ve masamda birinin oturduğunu gördüm. Kuruma gelen antrenörlerden biridir diye düşünüp hoş geldiniz dedim, ayak üstü konuştuk, bana kendisini bilgi işlem birimi için partiden gönderdiklerini söyledi, görüşmek için müdür beyi bekliyormuş…

Tam o anda geldiğimi gören müdür yardımcısı benden çay istedi, ben de götürmedim ve müdür beyin odasına gittim, ilişiğimi kesmelerini istedim, “ben sizin için dershaneyi bırakmıştım” dedim ve eve döndüm…

Yaklaşık 1 yıl sürdü Gençlik Spor maceram. Babamın hiç hoşuna gitmedi, dayansaydım belki o zorluları atlatırdım ve işime halen devam ediyor olurdum.

→ İstanbul Dönemi

Teknik servis zamanlarımdan beri İstanbul’da bir “ağ uzmanlığı okulu”ndan bahsediliyordu. Oradan eğitim alanlar sektörde parmakla gösterilen kişiler oluyordu ve bizim memlekette sadece bu sektördekilerin kalbur üstü olanlarının dilindeydi o okul. Efsaneler anlatılır ya, öyle anlatıyorlardı…

Hem o okul hayali hem de kabuğumu kırma isteği birleşti. Kendimi geliştirmek, işimi daha iyi öğrenmek ve daha büyük işler yapmak istiyordum. Zaten babamı da hayal kırıklığına uğrattığım için yüzüne bakamıyordum ya, orası ayrı. Velhasıl tam zamanıydı…

Yaklaşık 1 ay bir teknik serviste çalışıp para biriktirdim, sonra valizimi topladım ve İstanbul'a gittim.

İstanbul'daki ilk işim teknoloji mağazasında satış müdürlüğü oldu, kısa bir süre sonra o meşhur ağ okulunun “Bilge Adam” olduğunu öğrendim. Hayalime çok yaklaşmıştım. Bilgi almak için gittim, bilgilendirdiler ve hemen arkasından çok taksitli senetler imzalattılar. Şimdi imzalamazsam kampanya kaçacakmış. :)

Çocuk yaşta boyundan çok büyük işlere kalkışmanın sonucu olarak maddi durumlar sebebiyle Bilge Adamdaki eğitimlere 4 gün gidebildim. İlk 3 gün tanışma-kaynaşma, 4.gün Adobe illustrator kurulumu…

Sonra zaten hayatla mücadele başladı.

  • 2011 yılında Gedikpaşa’da bir ayakkabı toptancısına 3.000₺ maaşla e-ticaret müdürü olarak işe alındım, ilk ayın sonunda maaş zarfına 300₺ koymuşlardı ve bana “burası İstanbul” dediler. Sigortamı da yapmamışlardı tabi. :)
  • Kısa bir dönem su arıtma cihazları sattım.
  • Üsküdar’da Yazılım Destek Uzmanı olarak Türkiye'nin önde gelen bir yazılım firmasında çalıştım.
  • 87 KPSS (Lise) puanıyla silivri cezavine gardiyan yada zabıt katibi olarak giremedim.
  • Polislik mülakatında hem sporcu olduğum hem de mesleğimle alakalı bilgi ve sertifikalarımdan dolayı çok kolay ve dereceyle geçtim. Evrak teslimi günü sabah uyandım, daha yatağımdan kalkmadan; “ben işimi yapacağım, kendi işimi ve üretmeyi daha çok seviyorum.” deyip geri uyudum…

Polislik konusu duyulduğu günden vazgeçtiğim güne kadar günaşırı arayan akrabalarım için de bir kalp bırakayım buraya…❤ :)

  • İlk şirketimi kurdum. Optisyenlik sektörüne hitap eden bir Yazılım şirketi. Çok güzel işler yaptım güzel de para kazandım ama karşıma dişli bir rakip çıkınca sonunda şirketi batırdım.
  • Kadıköy’de bir yayın evinde IT Müdürü olarak çalışmaya başladım, Grafik Tasarım yeteneğimi gören patron o işleri de bana yıktı. Çoğu halen satışta olan 2000 adete yakın kitap kapağı tasarımı yaptım.
  • Yine Kadıköy’de bir kartuş üretim firmasında IT Müdürü olarak çalıştım.

Kadıköy’deki işime devam ederken bir akrabam ulaştı bana, memleket derneğine gidip gelmeye başladım, görevler aldım, bayağı bir çevre edindim.

  • Derneğin web-grafik işlerini yaptım.

Bir yandan işime devam ederken diğer yandan derneğin web-grafik işleri, dışarıdan aldığımız işler derken kendi iş portföyümüzü genişlettik.

Bir sürü milletvekilinin sosyal medya danışmanlığı, web sitesi gibi işlerini yaptık. Artık kurumlar bile bize toplantı ve çalışma yerleri tahsis ediyordu.

Ben işimden ayrıldım, bir şirket kurduk ve projelere yoğunlaşmaya başladık.

→ Valilik Dönemi

Adıyaman Valiliğinin işlerini almıştık. Kendi memleketimin ilk profesyonel Logo ve Kurumsal Kimlik çalışmalarını ben yapmıştım. Logo ve siluet çizimleri sunumu yaparken Vali Bey’in koltuktan hışımla kalkıp “ben bu çizimleri şehrin girişine astıracağım” deyip geri oturduğunu gördüm. Adımın tarihe altın harflerle çizileceğini düşünüyordum. :)

Çizimlerde revizeler devam ederken Vali Yardımcısı beni aradı, Valilik bünyesinde büyük bir matbaa kurmak istediklerini, beni de başında görmek istediklerini söyledi. Mükemmel bir iş teklifiydi. Kim hayır diyebilir ki?

Hem Gençlik Spordan beri aklımdan çıkmayan “partiden gönderilen adam” olayı hem de ortağımı yarı yolda bırakmamak adına, gururlu bir 21 yaşındaki haşin genç olarak hiç düşünmeden; “sayın valim ben valiliğimizin her zaman her koşulda emrindeyim ama beraber yola çıktığım bir ortağım var, onu yarı yolda bırakamam. Bu yüzden izninizle hayır demek zorundayım.” dedim.

Bir gün sonra ortağım beni aradı, o güne kadar normal giden her şey hakkında anormal şeyler söyledi. Valiliğe iş teklif ettiğimi iddia eden laflar söyledi, başka başka saçma şeyler söyledi, telefondan iyice sürtüştük ama sonuçta bu konuşmadan sonra ortaklığın o’su bile olamazdı.

Akraba işi, söz senettir düsturuyla başlanılan ortaklık, ticaret tarihini onaylarcasına her zamanki gibi güçlü olanın lehine sonuçlandı. :)

Resmen yıkıldım, hiç beklemediğim birinden hiç beklemediğim şekilde bir ihanet. Hele o denli işler yaparken…

Bitmişti her şey… Hayalleri falan her şeyi bırakıp memlekete dönme vakti gelmişti sanki. Toparladım valizi, bir valizle geldik bir valizle dönüyoruz…

→ Muğla Dönemi

Muğla’da üniversite okuyan bir arkadaşım “gel birkaç gün yanımda kal, bu halde gitme memlekete. Kafanı toparla, ne yapacağına karar ver sonra istersen gidersin.” dedi.

Kabul ettim, zaten hayalet gibi olmuştum. 2,5 ay pencereden bile dışarı bakmadım, sakal boyum bir karışı geçmişti.

2,5 ayın sonunda para kazanmam gerektiğini hatırladım. Bilgisayarıma format atıp eski müşterilerden işler alıp kazanabilirim düşüncesiyle sokaktaki ozalitçiye boş dvd almaya gittim, Muğla’da evden ilk dışarı çıkışımdı…

Ozalitçi çay ısmarladı, sohbet ettik ayak üstü, bir özel eğitim merkezinin grafik tasarımcı aradığını söyledi, çalışmak istersen yönlendireyim dedi ben de olur dedim…

İş görüşmesine gittiğim özel eğitim merkezinde hikayemin özetini dinleyen patron iş yerindeki herkesi odaya çağırdı, bir daha anlattırdı…

En son yaşımı sordu, 21 deyince hepsi bir ağızdan küçük bir küfür etti. :) Beni 35 yaş civarında sanmışlar…

Velhasıl başladım işe, dışarıdan da grafik tasarım işleri alıp şirkete katkı sağladım. Sonra web ve yazılım işleri de almaya başladık.

Ajans gibi çalışıyorduk artık. Sonra patrona 10'a yakın iMac bilgisayar aldırdım, bir sınıf kurdum ve tasarım ve yazılım eğitimleri vermeye başladım.

→ 3. Şirketim

Muğla’da bu işlerle ilgili muhteşem bir boşluk keşfettim ve işten ayrılıp bir şirket kurdum. Yazılım, tasarım ve medya işlerini komplike bir halde sunan bir şirket.

2 yılın sonunda bir mobil uygulama startup’ı sebebiyle şirketimi kapattım.

Mobil uygulama projesiyle deyim yerindeyse ülkeyi salladık. TV kanallarına reklamlar verdik. Ayda 15.000 km.’den fazla yol yapıyordum. Her şehirde seminerler-eğitimler verdim. Bir sürü kişiye para kazandırdık, bu tarifsiz bir duygu.. Bu proje de başındaki zatın daha çok para ve daha kolay para sevdası yüzünden çöp oldu. :)

Sonra 2 yıla yakın kendi yazılım-tasarım işlerime yoğunlaştım. Eski müşterilerimin işlerini tekrar yapmaya başladım, yeni müşteriler bulup portföyümü geliştirmeye uğraştım.

Tam hayatın yine zorlaştığı dönemde bir arkadaşım bilgisayarımı ödünç aldı ve sonra geri vermedi. :)

Bir gün bir telefon geldi, Muğla’da bir firma Yazılım Geliştirici aradığını söyledi, bana sosyal medyadan ulaşmışlar. Görüşmeye gittim, o gün 4 tane Bilgisayar Mühendisiyle de görüşmüşler, sonuçta benimle çalışmayı uygun gördüler. Projenin benim görevim olan 4 ay sürede bitmesi planlanan kısmını 2,5 ayda bitirdim ve teslim ettim. 3. ay maaşımı eksik yatırdılar, oyaladılar, ben de işten çıktım. :)

O zamandan itibaren yaklaşık 6–7 aydır özel yazılım ve tasarım dersleri veriyorum, freelance ve remote çalışma prensibiyle projeler alıyorum.

Şimdi büyük bir firmadan bir iş teklifi var ama görüşmeye gidip-gitmemek arasında kararsızım.

Bu arada Valiliğe yaptığım işlerin parasını halen alamadım. Vali yardımcısı sosyal medyadan hikayelerimi halen takip ediyor… :)

Starbucks evime çok yakın. Gündüz orayı ofis olarak kullanıyorum, gece de evde çalışıyorum. Hiç durmadan, günde en az 15 saati üretmek için kullanabiliyorum.

Yeni teknolojiler, bu güne kadar girmediğim alanlar, yapay zeka, veri bilimi gibi öğrenebildiğim her şeyi öğrenmek için sadece kendi planlarıma sadık kalmam yetiyor.

Artık bir projenin en başından itibaren karşılaşabileceğim tüm adımlarını biliyorum. İş görüşmesinin başında o iş görüşmesinin sonucunu biliyorum, görüştüğüm kişinin tamamen niyetini biliyorum. Yeni bir projesi olan biriyle görüşürken onun bu projeyi bir gazla mı yoksa ciddi mi düşündüğünü bilebiliyorum.

Daha iyisi; küçük yada büyük herhangi bir startup yada projenin; piyasada nelerle karşılaşacağını, tüm yol haritasında karşılaşacağı iyi ve kötü her şeyi ve projenin sonuçta tutup tutmayacağını biliyorum. O projenin evdeki hesabını çarşıya uydurabilmek 15 yıla yakın bir tecrübeye mal olsa da değiyormuş.

Resmi kurumlarla nasıl iş yapılmayacağını, Vali de olsa milletvekili de olsa müşterinin müşteri olduğunu, bir şirketin batması için gereken tüm olguları, her şeyi artık bir çırpıda net bir şekilde haritalandırıyorum.

Coğrafya kader tabii ama kader de senin elinde. Hayallerinin peşinden gittiğin sürece engeller sadece daha yükseğe çıkmak için birer basamak haline geliyor. O engellerle baş etmeyi öğrenmek kadar olgunlaştıran başka bir şey görmedim.

Bizim sektörde masa başında çalıştığın için; dünyayı kurtaran algoritmayı da yazsan “2 tıklamayla para kazanıyor” deyip, dünyanın en güzel tasarımlarını da yapsan “beş dakikada yaptığın iş için biraz pahalı değil mi?” diyen. Tüm moralini alt üst edenlerle karşılaşacaksın. İşini iyi yapabildiğinden daha önemli olan şey; bunlarla ne kadar mücadele edebildiğin.

Bunları bir iki kere değil, tüm meslek hayatın boyunca duyacaksın. Tam da en çok uykusuz kaldığın gece, tam da en güzel tasarımı yaptığını düşündüğün zaman, tam da hayatının algoritmasını yazdığın zaman.

Emeklerin defalarca çöp olacak. Düşünsene; demir üretiyorsun. Üretim esnasında muhakkak fire vereceksin, kaçınılmaz. Aynı bunun gibi düşün şimdi, emek üretiyorsun! Tabii ki kayıplar yaşayacaksın…

Beklemediğinden duyacaksın, zamanında partiden koltuk verilmiş birileri söyleyecek sana yapman gerekeni. Ona sunum yapacaksın, takdir beklemeyi değil, sadece anlaşılabilmeyi düşüneceksin.

Hiç bir müşterin, parasını almadan başladığın işin sonunda paranı tam olarak vermeyecek. Etrafında senin hayallerinle hiç ilgilenmeyip, kendi hayallerini senden gerçekleştirmeni isteyen dostlarla dolacak.

Önce yaptıkların hakkında “harikalar yaratıyorsun” deyip, ödeme zamanında “yahu oturduğun yerden bu kadar para istiyorsun” diyenler olacak. Senin yaptığın işi 10'da 1 fiyatına yapanlar çıkacak.

Kendi işiyle ilgili sunumunu kıçıyla dinleyecek müşterilerin olacak.

Bunlar hep olacak, bunlar işin doğasında var üstadım.

Sonra öğreneceksin; bunlara rağmen yapabilenler zaten yapabilen olarak kalıyor. Diğerleri sadece pes edenler…

Bunu öğrendikten sonra level atlıyorsun resmen. Hani css’de flex yapısını bilmeden önceki ve sonraki halin var ya? Onun gibi.

Bu yazıdan itibaren daha teknik konular, püf noktaları ve Türkçe kaynak üretmek adına yazılar yazmayı düşünüyorum.

Sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle,
Muğla’dan selamlar… :)

Image for post
Image for post
Bana web sitemden kolayca ulaşabilirsiniz.

Written by

Full Stack Developer — Creative Designer

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store