
Simyacının Buruk Rüyası
Selim Çakır 1973 yılında gurbetçi bir ailenin ilk çocuğu olarak Antwerp’te doğdu. Erken yaşta futbola başladı. Anderlecht altyapısında bir süre oynadıktan sonra forma şansı bulabilmek için İspanya ikinci liginden Sporting Gijon’a profesyonel imza attı. Takıma hızla uyum saglayan Selim ilk yılında 13 maçta görev aldı. Altyapıda çoğunlukla forvette görev alan genç Selim, Gijon’daki antrenörü Esteban Ramirez’in yönlendirmesiyle ön libero mevkinde oynamaya başladı. Uzaktan etkili şutları sayesinde üç de gol atan Selim, Gijon’un La Liga’ya yükselmesiyle beraber Avrupa futbolunun gündemine yavaş yavaş girmeye başlamıştı.
Sezonun üçüncü maçı Real Madrid deplasmanıydı. Yüz bin taraftarın önünde oynayacak olmanın heyecanıyla gece boyu gözüne uyku girmeyen genç Selim, maçın henüz onyedinci dakikasında aldığı bir tekme darbesiyle iç yan bağlarının kopması nedeniyle yerini Gijon’un bir başka genç yıldızı olan Portekizli Joao Pinto’ya bıraktı.
Hastaneden gelen haberler iyi değildi, Selim sezonu kapatmıştı.
Yaz boyunca rehabilite olan Selim, sakatlıgı tamamen geçmesine rağmen ilerleyen yıllarda bir türlü bu erken problemin etkilerini üzerinden atamadı. Gijon da iyi bir sezon geçirememiş ve La Liga’da tutunamamıştı; sezon sonu ikinci lige geri dönüş gerçekleşti. Aradan geçen yıllarda sık sık hoca değiştiren takım, Selim’i farklı ekiplere kiralamıştı. Selim İspanya’da adeta Simyacı gibi dolanmış fakat bir türlü aradığını bulamamıştı. Bir ara gelen Türkiye tekliflerine bir türlü içi ısınamadığından olumlu cevap vermeyen genç Selim, Trabzonspor’un akrabaları aracılığıyla ilettiği teklifi de geri çevirmiş ve şansını denemeye karar vermişti.
Lakin beklenen patlama bir türlü gerçekleşmedi. Artık ‘genç’ olmayan Selim, La Liga’da geçirdiği toplam 8 sezonda ortalama 15 maçla vasat bir kariyere demir attı. Bulunduğu takımlarda ilk onbirde pek düşünülmese de sık sık hoca değiştiren asansör ekiplerde her gelen antrenörün ‘kumaşı belli, kadroda bulunsun’ diye kiraladığı Selim sırasıyla Sporting Gijon, Albacete, Real Valladolid, Oviedo, Getafe, Osasuna ve tekrar Sporting Gijon formalarını terletti. Büyük çoğunlukla sonradan oyuna dahil olduğu maçlarda kendisini tanıyanları şaşırtmayan estetik izler ve köşelere bazı sert şutlar bırakan Selim, futbolu sevmesine rağmen mental yorgunluğu bir türlü üzerinden atamamıştı. Henüz 29 yaşındayken futbola veda etme kararı aldı ve bir Malaga deplasmanı sonrasında aktif futbol yaşamına sessizce son verdi.
İspanyol spor basınının kalabalık gündemi arasında kaybolan jübile haberi, Marca gazetesinin yıllanmış spor muhabiri Pedro Muniez’in köşesinde kendisine yer bulabilmişti. Muniez Selim’in erken vedasını ‘Simyacının Buruk Rüyası’ başlıklı köşe yazısıyla kayda geçirdi. İflah olmaz futbol romantiklerinin sık sık bloglarına taşıdığı bu yazı, bir süre sonra kim tarafından kaleme alındığı bilinmeyen, ‘Garcia’ya Mektup’ tadında anonim bir efsaneye dönüştü ve bazı genç yıldız adaylarının kaderi oldu.
Sonrasında Antwerp’e döndü, bir yıl geçmeden de ailesiyle birlikte memleketi Trabzon’a kesin dönüş yaptı ve balık lokantası işletmeye başladı. Restoranının duvarlarını futbolculuk döneminden fotograflarla süsleyen Selim Çakır, mekana gelen her futbol meraklısı müşterinin aklından en az bir kez geçen ‘sakatlanmasa acaba nolurdu’ sorusunu kendisine her gün sorarak bugün kırkyedi yaşına bastı.
