Cameron ve Trump ne diyorlar?

Metiner Sezer

İngiltere Başbakanı David Cameron ve ABD Başkan Adayı Donald Trump. Bu iki siyasetçi sarf ettikleri rencide edici sözlerle Türk toplumunu yüreğinden yaraladılar. Öfkelendirdiler. Huzurunu kaçırdılar.
 
Cumhuriyetçi Parti Başkan Aday Adayı Trump “Başkan olursam bazı camileri kapatacağım” ifadesini kullandı.Onunla da yetinmedi, Amerika’da yaşayan Müslümanların fişlenmesi gerektiğini ileri sürdü.
İngiltere Başbakanı Cameron ise “Türkiye 3000 yılına kadar AB üyesi olamaz” dedi. En son ise “Türkiye’nin AB üyesi olması için en az 30 sene geçmesi lazım” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın açıklamalarına tepki gösterdi ve Trump’ın iş ortağı Aydın Doğan’a birlikte inşa ettikleri “Trump Towers”ın ismini kaldır çağrısı yaptı.
İngiltere’nin “AB Referandumu”nda ve ABD’nin başkan adayı seçiminde yaşanan bu olaylar “Türkiye’ye yapılan İslamofobiktir” ya da “İsmini süratle kaldırması lazım” diyerek savuşturulamayacak kadar ciddi olaylar ve Türkiye’nin takkesini önüne koyup düşünmesini gerektiren olaylar.
Trump ya da Cameron’ın dillendirdiği “İslam düşmanlığı” veya “Türk korkusu” aslında sadece bu iki liderin hobisi yahut da onların taraftarlarının hüsnükuruntusu değil. Batı ülkelerinin tamamı bu korkuyu yaşıyor.
Barış ve kardeşlik dini olan İslamiyet nasıl olur da milyonları korkutur? Kötü niyetli insanlar İslamiyet’i yanlış mı anlatıyor yoksa? Din adına yanlışlar mı yapılıyor ki, Batı toplumu, Müslümanı tanıyamıyor?
Öyle esip gürlemekle geçiştirilecek bir mesele değil bu mesele. Şayet bu korku bir “kuruntu”dan ibaret ise o kuruntuyu taşıyan Batılı insanların bilgilendirilmeleri ve ikna edilmeleri gerekiyor. Yok, İslam adına hareket edenler yanlış yapıyor ve insanların bu korkularında haklılık payı varsa, o zaman da gerekli tedbiri alıp suçlanan insanları eğitmek lazım, değil mi?

Batı yeni bir düşman mı arıyor?

Batı üzerine Birleşmiş Milletler (BM) zırhı geçirmişti ve aynı zamanda kendini NATO gücü ile savunuyordu. Dünyanın barış ve güvenliğini sağlamak maksadıyla 1945 yılında BM kuruldu. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü anlamına gelen North Athantic Traty Organization (NATO) kuruldu. NATO savunma amaçlı bir örgüttü. Üye devletlerden birin saldırıya uğraması durumunda öbürleri saldırgan ülkeyle işbirliği içinde savaşmayı kabul etmişlerdi. BM ve NATO son senelere kadar Batı’nın huzurla yaşamasını sağladı da fakat Berlin Duvarı yıkılıp komünizm tehdidi ortadan kalkınca bu iki örgüt eski fonksiyonunu yitirdi. Haliyle iş başa düştü ve NATO ile BM örgütlerinin kurucu üyesi olan Amerika kendi işini kendisi görmek zorunda kaldı. Afganistan, Irak ve Suriye örneği en canlı örneği bunun.
Komünizm bitince, NATO ve BM güç kaybı yaşamaya başladı. Gelişmiş ülkelerin arada bir duydukları ihtiyaç, bu örgütlerin eski güçlerine kavuşmalarına yetmiyor.
Gelişmiş ülkelere yeni bir düşman lazım! Müslüman ülkeler neden olmasın? Batılı siyasetçiler, bir milyar 500 milyon Müslümanın yaşadığı ülkeleri terörist ülke ilan etmeye hazırlanıyorlar. Onların işlerini kolaylaştıran o kadar neden var ki? Sadece, IŞİD, Boko Haram, El Kaide gibi örgütlerin eylemleri dahi onların kamuoyu oluşturmalarına yetiyor. Buna şimdi bir de mülteci olayı eklendi buna. Milyonlarca insan Avrupa sınırlarında bekliyor. Bunu, tehdit olarak görüyorlar. Milliyetçilik her geçen gün gelişiyor.
Batı şayet Orta Doğu, Türkiye, Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerini terör ülkesi ilan eder kapılarını Müslümanlara kapatırlarsa, bu ülke insanları kazandıklarını silaha yatırıp birbirlerini yerler. Liderlerin bu tehlikeyi görüp ona göre strateji geliştirmeleri gerekiyor.

Demokrasi anlayışı bu işte

İngiltere’de ikinci referandum için 700 bin imza toplandı. İngiltere’nin AB’den çıkmasını istemeyen İngilizler ikinci bir referandum istiyor. Buna karşı olan İngilizler ise onları “Demokrasiye inanamamakla” suçluyorlar.
İngilizlerin yeni bir referanduma gitmesi ya da İngiltere’nin AB üyeliğinde kalıp kalmaması bir yana; “Demokrasi” anlayışları bir yana. “Sandıklar açıldı ve sonuç ortada. O sonuca saygı duymamız lazım.”
 Cameron'ın "istifa kararına"na ne demeli? Dört dörtlük bir demokrasi örneği, değil mi? “İstediğim olmadı. Gitmem lazım.”

25 Haziran 2016

metinersezer@gmail.com

Like what you read? Give Metiner Sezer a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.