Son 30 yılda ne oldu?

Metiner Sezer

Kim ne derse desin, Türkiye hiçbirimizin hayal edemediği kadar güçlü bir ülke: Ölüsü bile para ediyor. Müthiş bir coğrafi konuma sahip çünkü… Türk ihracatçısı, üç saatlik uçuşla iki milyar insana ulaşıyor. Büyük bir pazar ve Türkiye bu pazarın lideri…
Her sene yüzde 7 ila 10 büyüme potansiyeline sahip bir kere. Kulak asmayın siz “3 sene yüzde yedi büyür, sonra dip yapar” diyenlere. Eğer plan ve program alışkanlığı olsa, iç tasarrufu yok denecek kadar az olmasına rağmen her sene gerçekleştirebilir bu büyümeyi.
Batılı ülkeler yüzde 2-3 büyüse öpüp başlarına koyacaklar ama o kadar profesyonelliğe rağmen gerçekleştiremiyorlar bunu. Türkiye ekonomisi ise çok kötü yönetildiği dönemlerde bile yüzde 4 büyüyor. Dedim ya; potansiyel meselesi…
Batı nereye koşuyor?
1980 yıllara gelindiğinde Batı ülkelerinin nüfusu yaşlanmış, tüketim kabiliyeti düşmüştü. Ne yaparlarsa yapsınlar ekonomileri büyümüyordu!
60-70 yaşındaki insan ev eşyasını yeniler mi? Yenilemez. Otomobil de öyle; eskisiyle idare eder. Buzdolabının ya da televizyonun eski model olmasına pek aldırmaz. İyi bir tüketici değildir yani!
Batılı siyasetçiler tüketimi seven genç nüfusu arttırma yolunu denemedi değil; denedi ama toplumun tüketim performansı düştüğü gibi yatak performansı da düşmüştü!
Sırt sırta verip yatan insanların üremesi mümkün mü? Denemeler sonuç vermedi!
Ya Suriye? Bir de Suriyeliye bakın… UNİCEF daha dün açıkladı. Savaşta 3 milyon 700 bin çocuk doğmuş… 127 bini Türkiye’de… Bu coğrafyanın gerçeği de bu: Her halükarda ürüyor.
 
Para uyumaz
 
Her şey uyur para uyumaz… O aşka düşkündür... O çoğalmak ister…
1980’li yılların sonunda Batılı siyasetçiler gözlerini Doğu’ya çevirdi. Demir Perde arkasında yaşayan Çin, Rusya gibi ülkeler vardı. Hindistan vardı. Bütün gelirlerini savunma sanayiine yatırım yapan bu ülkelerde yaşayan üç milyara yakın insan tüketime açtı.
Onlara “Siz çalışkan insanlarsınız. Biz fabrika kuralım, siz çalışın” dediler.
Onlar da kabul ettiler…
Çin efsanesi böyle doğdu…
Zengin korkaktır, para ürkektir.
Kısa sürede trilyonlarca dolar sermaye Doğu’ya yatırım yaptı.
O sermayenin güvenliğinin sağlanması lazımdı. Kuzey Kore gibi bir tehdit vardı. Onu Güney Kore, Çin ve Japonya kıskacına alıp rahat uyku uyumaya başladı Batılı.
Orta Doğu’da ise petrol rezervleri vardı ve Batılı kontrol ediyordu bu 100 trilyon dolar değerindeki rezervi. Saddam, Kaddafi, Beşar Esad gibi liderler bu rezervler için birer tehditti. Saddam mesela. Kafası bozuldu İran’la savaştı. Kuveyt’i işgal etti. Bu tehdidin bertaraf edilmesi lazımdı.
“Arap Baharı” fırtına gibi esti ve Saddam’ı alıp götürdü. Kaddafi’yi götürdü. Esad’ın durumu malum. Üç aşağı beş yukarı muvaffak oldular.
 
Batı tasarım bölgesi
 
Batı sanayi ülkesi olmaktan vazgeçme kararı aldı. Doğu’da satacağı malı Doğu’da üretecekti. Bir miktarını da kendi ülkesine getirecekti.
Batı kendini tasarım ülkesi olarak yeniden konumlandırdı. Batı’da tasarlayıp Doğu’da üretecekti. Öyle de yaptı.
Bu değişim elbette ki sancılı oldu. Fabrikalar kapandı, işsizlik problemi yaşandı ama sistem yavaş yavaş oturuyor. Birkaç sene sonra Batı istikrara kavuşur ve bilgi çağını yaşamanın tadını çıkarır.
 
Türkiye ne yapıyor?
 
Türkiye de değişti. 2001 Krizi Türkiye’de çok şeyin değişmesine neden oldu.
Krizden sonra 24 banka battı ama çıkarılan kanunlarla bankacılık sektörü sisteme kavuştu ve güçlendi. 
Kamu bütçe alışkanlığı kazandı. Tasarrufu ve para yönetimini öğrendi. Mali disiplinle tanıştı.
 
Restorancı holdingler
 
Özel sektör de önemli değişimler yaşadı:
2000 yılından önce her firma aynı zamanda restoran işletmecisiydi! Koca koca kazanları olan mutfakları vardı. Aşçılar, bulaşıkçılar ve garsonlar istihdam ediyorlardı. Her gün yemek pişiriyor ve çalışanlarını doyuruyorlardı.
Krizden sonra yeme içme, güvenlik, temizlik, ulaştırma, lojistik gibi destek hizmetleri profesyonel firmalara verdiler ve asli işlerine odaklanma fırsatı yakaladılar. Araç kiralama filoları kuruldu ve şirketlerin araç ihtiyacını onlar karşıladı.
Batı işi çok ileri götürü; tedarik ve hatta üretim işini dahi taşerona yaptırıyorlar. Türkiye, Batı’nın tekstil ve otomobil fasoncusu…
 
Farkımız
Batı ile Doğu arasındaki en belirgin fark ne biliyor musunuz?
Batı şartları görüp pozisyon alıyor.
Doğu ise pozisyonu görüp şartları zorluyor.
Rüzgâra doğru işeme durumu yani.
Türkiye birçok şeyi öğreniyor. Kimine ağır bedel ödeyip öğreniyor, kimini bedavaya getirip öğreniyor ama öğreniyor.
Öğrenemediği tek şey; birlikte çalışmak... İşbirliği yapmayı bir türlü beceremiyor!..
Batı’nın kalkınmasında kooperatif ve kalkınma ajansları önemli rol oynadı. Türkiye ise kooperatifçiliğin içini boşaltıp attı. Kalkınma ajansları da aynı yolun yolcusu olmaya namzet!
Franchising sistemi sürdürülebilir büyüme ve karlılığın yeni adresi. Siz o adrestesiniz. Doğru yoldasınız. Kutlarım sizi.
 
 Not: Bu yazı 16 Mart 2016 günü UFRAD — Ulusal Franchising Derneği Genel Kurulunda yaptığım sunumun özetidir.

metinersezer@gmail.com

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.