İran ne vaat ediyor?

35 yıldır dünyanın siyasi dengelerini alt-üst eden ilginç bir ülke İran. Bu nedenle P5+1 ülkeleri ile İran arasında 14 Temmuz’da varılan anlaşma, doğal olarak tüm dünyanın gözlerini yeniden bu ülkeye çevirdi. Ama farklı bir bakışla…

P5+1 için belki de en önemli talep, şüpheli nükleer etkinliklerin olduğu düşünülen askeri üslerin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tarafından denetlenmesiydi. Tahran yönetimi, uzun süredir direndiği bu talebe, anlaşma ile olumlu yanıt vermiş oldu. Tabii, beraberinde uranyum zenginleştirmede kullanılacak santifrüj sayısını üçte iki oranında azaltmayı ve önümüzdeki 10 yıl içinde zenginleştirilmiş uranyum biriktirmemeyi de kabul etti.

Anlaşma sonrasında petrol, doğal gaz, finans, hava ve deniz lojistiği gibi alanlarda uygulanan yaptırımların kalkması da beklentiler arasında. Ancak yine de bu uzlaşmaya karşın, İran’a uygulanan silah ambargosunun daha uzun süre devam etmesi bekleniyor.

Öte yandan, sağlanan uzlaşma doğrultusunda ilk etapta İran’ın petrol gelirleri karşılığında elde ettiği ve yaptırımlar nedeniyle çeşitli bankalarda bloke edilmiş olan yaklaşık 100 milyar doların ülkeye transfer olacağı konuşuluyor.

Bu devasa miktardaki paranın dünya ticaretinde dolaşıma gireceği beklentisi ve yaptırımların kalkmasıyla İran’ın ticaretindeki genişleme ihtimalinin, en başta, yaptırım uygulayan ülkelerin ve şirketlerinin bu ülkeye akın etmesine sebep olduğunu söylemek, sanırım çok da yanlış olmaz.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, İran’ın, nükleer programıyla ilgili P5+1 ülkeleriyle yaptığı anlaşmanın uygulanması sürecinde iyimser olduğunu açıkladı. Nitekim, nükleer müzakerelerde nihai anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ı ziyaret eden ilk siyasetçilerden biri, Almanya Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel oldu. Daha birkaç hafta önce ise Fransız Tarım Bakanı Stephan Le Foll, İran Ziraat Bakanı Mahmut Hücceti ile bir araya geldi ve iki ülke, tarım ve gıda güvenliği alanında 5 büyük anlaşmaya imza attı.

İran, yine kısa bir süre önce, bir zamanlar savaştığı Irak ile olan ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 20 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen yatırım, maliye ve gümrük alanında üç işbirliği anlaşması imzaladı.

Fransa, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa firmalarının İran’da iş yapmak için sıraya girmesine karşın, Amerikan şirketlerinin görece Avrupalılara göre daha temkinli durduğu gözleniyor. Chevron sözcüsü Kurt Glaubitz; İran ile ilgili sonuçların net ortaya çıkması ve ABD hukuku ile çelişmemesi için çalıştıklarını söylerken, Boeing de (üstelik İran 20 milyar dolarlık uçak alımı yapacağını açıklamışken) ABD hükümetinden geniş çaplı bir yönlendirme gelinceye kadar yorumda bulunmayacaklarını belirtti.

Oysa pek çok Amerikan şirketi yöneticisi için İran’ın, özellikle son iki yıldır günübirlik uğrak merkezi olduğu ve kulaktan kulağa ‘aslında büyük çaplı milyar dolarlık projelerin çoktan ABD’li şirketlerce kapatıldığı’ fısıldanıyor.

Türkiye ise 400 yılı aşkın komşu olduğu bu ülkedeki gelişmeleri titizlikle takip ediyor. P5+1 anlaşmasının ardından Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım Başkanlığı’ndaki bir Türk İş Heyeti, 8–11 Ağustos 2015 tarihleri arasında İran’ı ziyaret etti. Türkiye, dev Batılı ülke ve şirketlerin uğrak merkezi haline gelen İran pazarında rekabette avantajlı konumunu kullanmak istiyor. 1 Ocak 2015’te yürürlüğe giren Türkiye-İran Tercihli Ticaret Anlaşması’nın (TTA) pek çok avantajı beraberinde getirdiği muhakkak. Serbest bölge girişimleri, lojistiğin iyileştirilmesi, gümrük mevzuatlarının uyumlaştırılması ve yatırım imkanları konusunda hummalı bir çalışma yürütülüyor.

Yeni fırsatlara kapı aralandı

Yaptırımların kalkacak olması nedeniyle hemen tüm ülkelerin radarına giren İran, sınır komşumuz olarak Türkiye’nin dış ticaretinde de yeni fırsatlar sunuyor.

Türkiye’nin 2014’te en fazla ihracat yaptığı 10. ülke olan İran, toplam dış ticaret hacminde de önemli bir yere sahip.

Türkiye ile İran arasındaki dış ticaret hacmi, 2000 yılında 1 milyar dolar civarında iken, 2012’de 22 milyar dolar seviyesine çıktıktan sonra geçen yıl, bu ülkeye uygulanan yaptırımların da etkisiyle 13.7 milyar dolar seviyesine geriledi. 2014 yılında İran’a ihracatımız 3.9 milyar dolar, ithalatımız ise 9.8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye’nin Orta Asya pazarlarına açılımında en kısa güzergaha sahip olan İran’a ihraç edilen ürünlerin başında mücevherci eşyası veya aksamları geliyor. Başkent Tahran’da, çoğu ithalat ve ihracatla ilgilenen 100’e yakın Türk firması faaliyet gösteriyor.

İran’ı 2014–2015 döneminde ihracatta hedef ülkelerden biri olarak belirleyen Ekonomi Bakanlığı’na göre, ekonomide büyük bir dönüşüm yaşayan ülkede özellikle turizm, enerji, bankacılık, petrokimya, telekomünikasyon, ulaştırma ve otomotiv sektörlerinde büyük fırsatlar bulunuyor.

Yaptırımların yürürlükten kalkmasından sonra İran’la imzalanan ve Ocak ayında yürürlüğe giren Tercihli Ticaret Anlaşması’nın da katkısıyla iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin hızlı bir ivme ile gelişeceği ve süreçte bir kesinti yaşanmadığı takdirde çok da uzun olmayan bir vadede 30 milyar dolarlık dış ticaret hacminin yakalanabileceği belirtiliyor.

İran pazarında Türkiye’nin avantajlı olduğu sektörleri enerji, gıda, kimya ve otomotiv olarak sıralayan Türkiye-İran İş Konseyi Başkanı Rıza Eser, “Enerji, gıda, kimyasal ve otomotivde daha aktif olmamız gerekiyor. İş Konseyi olarak bu süreçte firmalarımıza her türlü desteği vermeye hazırız” diyor.

Yatırım iklimi elverişli hale geliyor

İran yabancı yatırımlar için ülkede elverişli bir yatırım iklimi yaratmak suretiyle önemli miktarda yabancı yatırımı ülkeye çekmeyi hedefliyor. Bu çerçevede yabancı yatırımlar için sınırlamaları ve ithalat vergilerini azaltıyor, serbest ticaret bölgeleri oluşturuyor. Ülke genelinde halihazırda 31 özel ekonomi bölgesi ve altı serbest ticaret merkezi bulunduğu biliniyor. İran Yatırım Ajansı ise bölgesel yatırım projelerini düzenli olarak ilan etmekte. Bu projelere www.investiniran.ir adresinden ulaşılabiliyor.

Türkiye-İran Tercihli Ticaret Anlaşması

Türkiye-İran Tercihli Ticaret Anlaşması ile Türkiye’nin bazı tarım ürünlerinde İran’a tarife indirimi vermesi, buna karşılık İran’ın ise bazı sanayi ürünlerinde Türkiye’ye tarife indirimi sağlaması kararlaştırıldı.

Ülkemizin Serbest Ticaret Anlaşmaları dışında ticaretin artırılmasına yönelik yaptığı ilk anlaşma olan ve 1 Ocak 2015 itibariyle yürürlüğe giren Türkiye-İran Tercihli Ticaret Anlaşması’nın, yeni dönemde, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilere ivme kazandırması ve her iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini güçlendirmesi bekleniyor. Anlaşma kapsamında, her iki ülke de birbirlerine sağlamış oldukları tavizleri daha da genişletmek üzere çalışmayı taahhüt etti.

İlk giren şirketler avantajlı olacak, ama…

Ekonomi Bakanlığı bürokratları Bilgehan Ramazan Caner ve Ömür Atılgan, ambargonun kaldırılmasının ardından İran’a ilk giren şirketlerin avantajlı olacağını belirttiler ama uyarıda bulunmayı da ihmal etmediler: “İran pazarının avantajları yanında, göz ardı edilemez zorlukları da var!”

Eylül ayında Egeli ihracatçıları bilgilendiren bürokratlar, İran pazarına iyimser ama temkinli yaklaşılması çağrısında bulundular.

İran pazarı ile ilgili riskleri ise “İran’ın, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmaması, ekonomide sıkı korumacı politikaları, mevzuatındaki belirsizlikler, iç politik riskleri, iş yapma zorlukları, global ekonomiden kopuklukları” olarak özetlediler.

Rakipler zorlu

İran pazarında başta Çin ve Almanya olmak üzere, katma değeri yüksek ürünler üretebilen rakip ülkeler olduğunu, ancak Türkiye’nin lojistik açıdan avantajlı olduğunu ve bu pazara düşük maliyetli ve hızlı ihracat yapabileceğini vurguladılar. Ancak İran pazarına ihracatta yaşanan sorunlara ilişkin belki de en önemli vurgu; ‘iki ülke arasındaki siyasi belirsizliklerin olduğu’ vurgusu oldu.

İran Ekonomisi: Algılar, Koşullar ve İmkanlar

Belki bu uyarılara şunu da ekleyebiliriz: DEİK İran İş Konseyi’nin İran ekonomisine ışık tutan ve 2011 yılında hazırladığı İran Ekonomisi: Algılar, Koşullar ve İmkanlar isimli çalışmada; ‘İran ekonomisinin geleceği pek çok iç ve dış değişkene bağlı’ deniliyor ve 4 temel değişkenden bahsediliyor. Bunlar; Ambargoların şiddeti, petrol ve doğalgaz fiyatları, yeni sübvansiyon politikalarının başarısı ve özelleştirme süreci olarak sıralanıyor. Bunlara, ülkenin küresel ekonomiye ve sisteme entegrasyon süreci ile bağıl koşullar da eklenmiş. Çıkarımlara göre, İran ekonomisinin gelişmesi için; ambargoların kapsamı genişlememeli, petrol 90 doların altına düşmemeli, hanelerin satın alma gücü düşmemeli ve 100 milyar dolarlık özelleştirme portföyünün özel sektöre devri aksamamalı.

Bugün de bu çıkarımların geçerli olduğunu belirtmek lazım. Yaptırımların en erken 9–12 ay içerisinde yumuşayacağı, ayrıca seyrinin nasıl olacağı, petrolün 40 dolarlar seviyesinde olduğu, İran’da hane halkı gelirlerinin düştüğü ve devlet elindeki işletmelerin özelleştirilmesine istekli olunmadığı düşünüldüğünde aslında İran pazarının vaat ettiklerinin avantaja dönüşmesinin epey vakit alacağı söylenebilir.

G�8V�a�

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.