Türkiye’siz “TTIP’i Durdurun!”

Daha iki hafta önce Berlin’de yaklaşık 50 bin kişi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) arasında planlanan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) Anlaşmasını protesto etti. Avrupalı 470 siyasi parti, STK ve sendikanın yanında birçok vatandaşın bir araya gelerek oluşturduğu “stop TTIP! — TTIP’i Durdurun!” koalisyonu, TTIP’in hemen durdurulmasını, aynı zamanda AB ile Kanada arasında imzalanan CETA anlaşmasının da iptal edilmesini talep ediyor.

Öte yandan TTIP’in durdurulması için internette başlatılan kampanyada imzacı sayısı 3 milyonu aştı. Haziran ayında rakam 2 milyondu, aradan geçen sürede imzacılara 1 milyon kişi eklenmiş oldu.

İmzacılar ve göstericiler, TTIP’in yürürlüğe girmesi durumunda eğitim, sağlık ve iş alanından demokratik haklara kadar tüm AB kazanımlarının tehdit altında olduğunu iddia ediyorlar. TTIP ile birlikte pek çok tarım işletmesinin kapanacağı gibi başka iddialar da var.

Ancak Avrupalıları bu iddialara götüren asıl sebebin ‘bilinmezlik’ olduğu söylenebilir. Çünkü 2013 yazından bu yana gizli şekilde yürütülen TTIP müzakerelerinin içeriği konusunda tarafların açıklama yapmaması ve kamuoyunu bilgilendirmemesi, tartışmalara ve eleştirilere neden oluyor.

Hatta WikiLeaks, geçtiğimiz günlerde anlaşmanın taslak metnini kendilerine sızdıracak kişiye 100 bin Euro para ödülü vereceğini duyurdu ve ödülün toplanması için de bir fon oluşturdu.

Eski Yunanistan Maliye Bakanı Varufakis, ünlü modacı Vivienne Westwood, gazeteci Glenn Greenwald ve WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange, fona destek veren isimler arasında yer alıyor.

Öte yandan gizlilik konusunda şikayetçi olan sadece “stop TTIP!” koalisyonu değil. Örneğin; Fransa hükümetinin Dış Ticaret Müsteşarı Matthias Fekl de gizlilikten yakınıyor. Ama bir farkla… Fekl, müzakerelerdeki tek yanlı ‘gizliliğe’ vurgu yapıyor. Avrupalı seçilmişlerin TTIP müzakerelerine ilişkin yeterli bilgiye ulaşamamalarını eleştiren Fekl AB Komisyonu’nu eleştiriyor ve “her ne pahasına olursa olsun böylesi bir antlaşmayı imzalamak yanlıştır” yorumunu yapıyor.

ABD’nin TTIP kapsamında iç pazarını AB ülkelerine yeterli oranda açmadığını, ama buna rağmen AB’den tam tersini beklediğini söyleyen Fekl, “eğer Fransa gibi bir ülke böylesi bir antlaşmayı istemezse, o antlaşma olmaz” diyor.

Fransa gibi Almanya da ABD’den şartlarını yumuşatmasını beklerken, İsveç, müzakerelerin hızlandırılmasını istiyor.

Tartışmalı anlaşmanın ilk müzakerelerinde, 2015 yılı sonuna kadar imzalanması hedefleniyordu. Ancak 11 turu geride bırakan görüşmeler gösterdi ki, aslında beklenen ilerleme kaydedilmiş değil.

Alman Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı ve Almanya Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, tüketicinin korunması ile çevre ve sosyal standartlar gibi alanlarda ‘hedeflenenlerin çok uzağında’ olduklarını söylüyor. Bakan aynı zamanda, ABD’deki başkanlık seçimlerinden önce bir ilerleme kaydedilebileceğine de ihtimal vermiyor.

Deutsche Welle’ye konuşan Alman Hristiyan Demokrat Birlik partisinin eski meclis grup başkan vekili Friedrich Merz ise konunun farklı bir boyutuna dikkat çekiyor ve “elektrik prizi, bilgisayar bağlantısı ya da herhangi bir elektrikli aletin teknik standardı son derece siyasi bir konudur. Bugün standartları belirleyen, yarın pazara sahip olacaktır” diyor.

Tarım ve gıda güvenliği

Standartlar konusuna gelmişken burada bir parantez açıp, sektörümüzü de yakından ilgilendiren tarım ve gıda güvenliği gibi, anlaşmanın en çetrefilli, en tartışılan başlığına da değinmek lazım. Hangi konular tartışılıyor? Öncelikle tartışma konusunun, gümrük duvarları, ithalat koşulları vb olmadığını söylemek lazım. Tartışmalar daha çok mevzuat ve uygulamaların uyumlaştırılması üzerine… AB ve ABD’de gıda ve tarımı düzenleyen mevzuat arasında önemli farklılıklar var. Bu durum, yani iki blokun kural ve düzenlemelerindeki önemli farklılıklar, ABD ve AB’nin bilimsel belirsizlik ve risk değerlendirmeyi nasıl ele aldığıyla da yakından ilgili aslında.

Örneğin; hem ABD hem de AB’de ‘ihtiyatlılık prensibi’, uygulamada kullanılmakta. Ancak İhtiyatlılık Prensibi, AB risk yönetiminin ve mevzuatının entegre bir parçasıyken ABD’de politikanın onayladığı bir bileşen değil.

Yine hayvan refahıyla ilgili AB düzenleyici rejiminin, ABD’ye kıyasla oldukça geliştiği belirtiliyor. ABD’de federal düzeyde çiftlik hayvanları için hayvan refahını koruyan herhangi bir düzenleme veya standart olmadığı biliniyor. Buna karşın eyalet ve yerel seviyelerde bazı standart ve korumalar bulunmakta.

Kimyasalları ve özellikle pestisitleri yönetme anlamında da önemli farklılıklar var. Bunun nedeni olarak, ABD’de kullanılan risk esaslı değerlendirme sistemi yerine AB’nin geleneksel olarak tehlike esaslı kesme noktalarını kullanması gösteriliyor.

Anlaşmanın, ABD’de yerel ve eyalet seviyesinde sürdürülebilir gıda sistemlerini, yani yerel gıda ekonomilerini ve küçük ve orta ölçekli üreticileri destekleme aracı olarak kamu ihalesini kullanmak yönündeki hassas kazanımları da tehdit ettiği ifade ediliyor.

Bunun dışında Avrupa Komisyonu’nun gıda güvenliği standartları, GDO’lara izin verilmesi ve hormonlu et, klonlanmış hayvanların ve yavrularının etleri ve diğer yeni gıdaları kapsayan mevcut yasaklarla ilgili özel “kırmızı” çizgilerini koruyacağı da konuşulanlar arasında.

Avrupalı tüketicinin gıdalara yönelik güvenini sürdürmenin önemi de vurgulanıyor. Avrupalı tüketicilerin tabaklarında görmek istediği ya da istemediği ürünleri seçme özgürlüğünün tehlikeye atılması istenmiyor. Gıda etiketlemesi, AB tüketicilerinin bilinçli tercihler yapmasına olanak tanımakta, sürdürülebilir tüketici uygulamalarını desteklemektedir. Bu nedenle TTIP’in tüketicilerin çıkarını koruma amaçlı düzenlemeleri etkilememesi gerektiği ifade ediliyor.

Avrupa Tüketici Kooperatifleri Topluluğu EuroCoop’a göre, TTIP müzakerelerinde AB’nin gıda güvenliği konusundaki çiftlikten çatala yaklaşımı ‘müzakere edilemez’ olmalı.

Benzer şekilde TTIP’in genetiği değiştirilmiş organizmaları (GDO) AB piyasasına sokmaya çalışan ve AB tüketicilerinin bilgi alma ve tercih etme hakkını fiilen engelleyen üstü kapalı bir araç olacağı yönünde endişeler de dile getiriliyor. Tabii, bu da iki blok arasındaki ihtiyatlılık prensibine yaklaşım farklılığından kaynaklanıyor.

Hayvansal üretimde büyümeyi destekleyen maddeler ve antibiyotikler, 2006 yılından beri AB’deki gıdalarda yasaklandı ancak ABD’de buna ilişkin federal bir mevzuat yok. Çiftlik hayvanlarında antibiyotik kullanımı önemli bir sağlık riski teşkil etmekte ve bakteriler antibiyotiklere karşı gittikçe daha dirençli hale geldiğinden hastalıkları tedavi etme olanağını sınırlandırmakta.

Tüm bu tartışmaların gölgesinde mevzuatların yakınlaşması amaçlanırken, TTIP’in gıda güvenliği ve tüketicilerin korunmasıyla ilgili standartları belirlemek için halen bir şansı olduğu da dile getiriliyor.

TTIP’siz Türkiye, Türkiye’siz TTIP

Standartlar dolayısıyla tarım ve gıda başlığında açtığımız bu parantezi kapatıp, biraz da Türkiye ve TTIP’e dönelim. Türkiye’nin TTIP’den ya da TTIP’in dışında kalmaktan duyduğu kaygıları herkes biliyor. Bugüne kadar hep Türkiye’nin TTIP’in dışında kalması durumunda yaşayacağı kayıplar konuşuldu. Ancak pek çok fırsatı da barındırdığı muhakkak.

Merkez Bankası’nın geçen yıl hazırladığı bir rapor, Türkiye’nin TTIP’e dahil olması ile birlikte hem AB hem de ABD’nin GSYH’larının artacağını ortaya koyuyor. Rapora göre TTIP’e dahil olmamız durumunda ülkemiz için de önemli ekonomik kazançlar doğacak.

Türkiye, aynı zamanda AB ile Gümrük Birliği içinde ve tam üyelik müzakereleri sürdürüyor. Geçtiğimiz aylarda her iki taraf da Gümrük Birliği’nde revizyona gidilmesi konusunda uzlaştı.

Geçtiğimiz hafta Avrupa Komisyonu, “Herkes için Ticaret: Daha Sorumlu Bir Ticaret ve Yatırım Politikasına Doğru” başlığı altında AB’nin yeni ticaret ve yatırım stratejisini açıkladı. AB’nin yeni ticaret politikasında Türkiye ile ticari ilişkilerin geliştirilmesinde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi önemli bir öncelik olarak yer alıyor. Türkiye’ye ilişkin bölümde, Gümrük Birliği’nin kapsamının sadece sanayi ürünleri ile sınırlı kaldığı ve anlaşmazlıkların çözümünde etkili bir mekanizmanın bulunmadığına dikkat çekiliyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesiyle birlikte, Türkiye’nin AB’nin üçüncü ülkeler ile akdettiği STA’lara ortak olma imkânının kolaylaştırmasının da beklendiği ifade ediliyor.

TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran- Symes de Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesinin, Türkiye için ileriki dönemde TTIP’e dahil olması için kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekiyor. TÜSİAD, Türkiye’nin hem Avrupa Birliği’ne üyelik, hem de TTIP’e taraf olma sürecinde önemli bir adım olan bu konuyu “Gümrük Birliği’nde Yeni Dönem ve İş Dünyası” başlıklı 140 sayfalık raporunda ayrıntılı olarak inceliyor. Bugüne kadar konu üzerine hazırlanmış en ayrıntılı rapor olduğunu söyleyebiliriz.

Bu noktada değişen dünya düzeninde Türkiye için en etkili yolun AB’ye tam üyelikten ve müzakereleri hızlandırmaktan geçtiğini söyleyebiliriz.

Bu konuda AB’nin de Türk tarafına yaklaştığı muhakkak. Her ne kadar şimdilerde Türkiye-AB ilişkileri tam üyelik müzakerelerinden mülteci müzakerelerine evrilmiş görünse de, AB’nin, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi, G20 dönem başkanı ve NATO üyesi Türkiye’yi pas geçemeyeceği de ortada.

TTIP’e dahil olma konusunda bize düşen ise bir yandan “Türkiye’siz TTIP’i Durdurun!” derken, diğer yandan ülkemizin kaynak, zaman ve enerjisini en iyi ve verimli şekilde kullanmaktır. Tarım ve gıda başlığında olduğu gibi müzakerelerdeki pek çok başlıkta tartışmalı konular var. Ama aynı Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) görüşmelerinde olduğu gibi bu konuların üzerinde bir şekilde mutabakat sağlanacağı muhakkak. Tümü üzerindeki müzakerelerin tamamlanmasının ardından TTIP’in yürürlüğe girebilmesi için ABD Senatosu ve AB’ye üye 28 ülke parlamentoları tarafından ayrı ayrı onaylanması, sürecin 2016’yı da aşacağını göstermekte. Biz de eğer dünya üzerindeki eksenimizi ayarlamak, yeniden konumlanmak, TTIP’e dahil olmak istiyorsak, bunlara hazırlıklı olmalı ve bu süreci hazırlık açısından iyi değerlendirmeliyiz. Öbür türlü, TTIP’e üye olsak bile, bu, çok şey kaybedeceğimiz anlamına gelir.

Like what you read? Give Metin Ertunç a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.