Global çalışma ortamında kültürel farklılıkları yönetme

TRT World dijital ekibinde çalışan biri olarak dünyanın her bölgesinden profesyonellerle birlikte çalışıyorum. Bulunduğum katta Amerikalı, Afrikalı, Hintli, Avrupalı, Afgan, Sri Lankalı vb. birçok farklı iş arkadaşım var.

7 farklı saat dilimini kullanan çalışanlarla aynı şirkette çalışmak

Kullandığımız dil profesyonel bir dil olduğu için birlikte çalışmakta sıkıntı yaşamıyoruz ama kültürel farklılıklara sahip olduğumuz da gözardı edilemeyecek bir gerçek. Edward T. Hall’un 1976'da yazdığı Beyond Culture kitabı da artan etkileşime rağmen önemini koruyan kültürel farklılıklardan bahsediyor.

Kültür ve Dil

Kültürel farklılıkların oluşmasında kullandığımız dilin önemli bir etkisi var. Sapir-Wharf hipotezine göre kullanılan dilin yapısı insanların düşünme biçimini ve karakterini belirliyor ya da önemli ölçüde belirliyor. Dil aynı zamanda insanın gerçekleştirdiği en kompleks beyin aktivitelerinden biri. Beyin hücrelerinin belli bir dile göre programlanması, benzer zihinsel aktivitelerde de benzer zihinsel modelleri kullanmamız manasına gelebilir.

Kendi dilimizde “Dün yağmur yağdı” dediğimizde bu bilgiye nasıl ulaştığımıza dair bir ipucu vermiyoruz. Yağmur yağdığında dışarıda olup ıslanmış da olabiliriz ya da bu bilgiye Twitter’dan erişmiş olabiliriz. Fakat Arizona’da yaşayan Hopi kabilesinin kullandığı dildeki yağmurun yağması ile ilgili fiiller bu bilginin kaynağına ilişkin verileri de içinde saklayabiliyor.

Dil kültürü etkilediği gibi kültürden de etkileniyor. Kültürel değerlerin korunduğu bölgelerde dil, kelimelere ek olarak iletişim kurulan bağlamdan ve vücut dilinden, jest ve mimiklerden önemli ölçüde besleniyor. Asya toplumları bunun için önemli bir örnek. Bu da hızlı anlaşılan pratik bir dil oluşturuyor.

Kültürün daha hızlı değiştiği yerlerde ise iletişim daha çok açıkça ifade edilen kelimelere dayalı gerçekleşiyor. Almanya gibi Avrupa ülkeleri ya da Amerika bu sınıfa giriyor. Bu iletişim şekli daha yavaş ve daha az pratik olsa da değişime adaptasyonu daha kolay.

Problemlerin Çözümü

Farklı kültürlerin problemleri çözmeye yönelik yaklaşımı da farklılık gösterebiliyor. Örneğin Amerikalı bir iş arkadaşınızın sizinle ilgili bir problem yaşadığında bunu sözlü uyarıyla iletmesi, çözüm bulamadığında yöneticinizi araya sokarak çözmeye çalışması, son adım olarak da İK’ya çıkması muhtemel. Fakat bizi de içine alan Akdeniz kültüründe aynı probleme yaklaşım bir müddet görmezden gelme ve daha sonra da doğrudan müdahale etme şeklinde gerçekleşebiliyor.

Zaman Algısı

Çoğumuzda Almanların dakik olduğuna dair bir varsayım vardır ve bu yanlış da değil. Batılı toplumlar zamanı düz bir çizgi olarak gördükleri için planlamalarını da ileriye yönelik yapıyor. Çalışma saatlerinin çok net olması ve planlı bir yaşam bunun göstergeleri. Ortadoğu toplumları ve Latin Amerika ise biraz daha ana odaklı yaşam tarzıyla dikkat çekiyor. Bu da içinde bulunulan anın şartlarına göre planlama ve önceliklendirmeyle sonuçlanan, zamanı esnek düşünme yapısına sahip olmak demek. Bu yüzden bir toplantıya geç kaldığınızda Amerikalı biri, Latin Amerikalı birine göre daha fazla özür beklentisinde olabiliyor.

Bizdeki karşılığı olarak Türk arkadaşlarımın iş saatlerine hem çok önem vermeyip hem de gerektiği durumda hayatından fedakarlık edecek kadar işe zaman ayırmasını örnek versem birçok kişi için tanıdık gelecektir.

Normal algısı

Farklı kültürlerle birlikte insanların hangi davranışı uygun görüp görmediği de önemli ölçüde değişiyor. Kitapta Japon otellerindeki bir uygulamadan bahsedilmiş. Japonya’da ihtiyaç halinde otel çalışanlarının sizden izin almadan odanızı değiştirmesi ve eşyalarınızı o odaya taşıması Japon toplumunda normal karşılanıyor. En azından kitabın yazıldığı yıllarda (1976) böyle bir durum varmış. Bunu siz hakaret olarak algılayabilirsiniz ama Japonlara göre bu bir samimiyet göstergesi.

İletişim araçları ne kadar gelişse de kültürel farklılıklarımız her zaman devam edecek. Özellikle global çalışma ortamlarında bulunan biz profesyoneller için bir davranışı anlama ya da bir problemi çözme yolunda bu farklılıkların farkında olmak ve çözümü bu bağlamda düşünebilmek işimizi kolaylaştırabilir.

Bu yazıda Edwart T. Hall’un Beyond Culture kitabından faydalanılmıştır.