Kişiler Arası Çekim

Yaz okulunda pek yoğun olmayan ders programlarından birini de PSY150 Understanding Social Behavior (Sosyal Davranışı Anlama(?)) için ayırmıştım. Genel olarak keyifle takip etmek ile konulara yüzeysel bakmasından yakınmak arasında geçen bir dersti. Okulun çeşitli sosyal medya gruplarında AA’lık seçmeli ders olarak anılmasını hak ederek kısa bir gözden geçirmeyle sorunsuzca tamamlanabilir bir ders.

Derslerden biri kişiler arası ilişkilerin nasıl olduğunu anlamaya yönelik bir içeriğe sahipti. O derste oldukça eğlendiğim anlar olmuştu. Merak edip okumak isterseniz diye buraya da aktarmaya karar verdim Özgür Özer’in tavsiyesiyle. Keyifli okumalar! :)

Başlamadan önce aklınızda bir fikir oluşturmak için üç tane görselli sorum olacak. İlki:

Yanda aynı kadın fotoğrafının üzerinde oynanmasıyla elde edilmiş üç farklı fotoğraf var. Siz hangisini en çekici buldunuz? Nedenlerini de dile getirebilirsiniz.

Yine bilgisayarda oynanmış iki kadın görseli. Sizce hangisi daha çekici? Peki neden?

Son olarak da sağdaki erkek ve/ya kadın mı, soldaki mi?

Şimdi başlayabiliriz. Öncelikle insan sürekli bir sosyalleşme kaygısı içerisindedir. Sosyal ilişkilerinin eksikliğinde yalnız, değersiz, ümitsiz, güçsüz ve dışlanmış hisseder. Bu yüzden devamlı olarak sosyalleşmeye ihtiyaç duyar.

Peki bu sosyal ilişkilerimiz nasıl oluşur? Bunu etkileyen birkaç faktörden bahsedelim. İlk önce ‘Yakınlık Etkisi’. Yakınımızda ve sıkça gördüğümüz insanlarla etkileşim halinde olur ve bunun beraberinde arkadaş, komşu vb formlar alır ilişkilerimiz. Festinger, Schachter ve Back adlı üç bilim insanı 17 adet iki katlı on daireli bir yerleşkeye daha önce birbirini tanımayan çiftler yerleştiriyor. Bir haftanın sonunda çiftlere arkadaşlarının hangi binada olduğu sorulduğunda %65'i aynı binadaki insanları söylüyor. Detaylı bakıldığında ise %40'a yakınının bir yan daireyi, % 20'ye yakınının iki yan daireyi söylediği fark ediliyor. Bir etkene ne kadar çok maruz kalırsak onu beğenmeye o kadar eğilimliyiz. Bir insanı ne kadar çok görürsek o kadar tanıdık hisseder ve arkadaşlığımızı başlatırız, tabii bahsedilen kişi berbat biri değilse. Dolayısıyla sıkça karşılaştığımız karşı komşuyu nadiren gördüğümüz mahalle sakininden daha çok beğenmemiz daha olası.

İkinci etki ise ‘Benzerlik’. Yakınlık her ne kadar karşıdaki kişiyi beğenmemizi sağlasa da arkadaşlık ve romantik bir ilişkinin oluşumu için yeterli değil. Benzerlik, ilgilerimiz, davranışlarımız, değerlerimiz, geçmişimiz kişiliklerimiz arasında uyum, eşleşmedir. Demografikler(aynı memleket, şehirde/köyde büyüme vb.), davranışlar(fikirlerin, eylemlerin benzerliği), kişisel özellikler(iletişim şekillerinin benzeşmesi), ilgi ve deneyimler(aynı salsa kursuna gitmek, ODTÜ mezunu olmak) benzerliği aradığımız yerlerdir. Benzer siyasi görüşlerden arkadaş edinirken, benzer hayat amacına, kariyer hedefine sahip kişilerle bir araya gelirken, benzer müzikleri dinlerken benzerliklerimizi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Peki benzerlik neden önemli? Bize benzeyen insanların bizi de beğeneceğini düşünür, ilişki başlatmaya eğilimli oluruz (aynı bölümün öğrencilerinin benzer ilgi alanlarının olması). Bizim gibi insanların olduğunu görmek bizim karakterimizin ve inanışlarımızın geçerliliğini hissettirir. Bize benzemeyen insanları kolayca olumsuz yargılamamıza neden olur (alkol kullanmayan birinin alkol için birine negatif önyargısı). Hiç fark etmesek bile sıklıkla bize benzeyen insanlara çekim hissederiz, date’e çıkacağımız insanın bizimle aynı derecede çekiciliğe sahip olmasına dikkat edecek kadar. Kısa süreli ilişkilerimizde farklılığı, yeniliği sevsek de uzun süreli ilişkilerimizde bize benzer kişilere ilgi duyarız.

Diğer bir etken ise ‘karşılıklı beğenme’. Bizi beğenen ve seven insanları biz de beğeniyoruz. Beğenilmenin sonucunda biz de daha hoş davranışlarda bulunuyoruz ve bu da karşılıklı beğenmeyi tekrarlıyor.

Yakınlık, benzerlik ve karşılıklı beğenme diye üç başlığa baktık, peki başka?

Walster, Aronson, Abrahams ve Rottman, üniversiteye yeni başlayan 752 öğrenciyi oryantasyon haftası dans partisi için eşleştiriyorlar. Dans gecesinde çiftler birbirleriyle dans ve sohbet etmek için bolca saatleri oluyor. Daha sonraki zamanlarda öğrencilere tekrar aynı kişilerle date etme olasılıkları sorulduğunda verilen çoğu cevabın fiziksel çekicilikle bağlantılı olduğu görülüyor.

Peki erkekler ya da kadınlar fiziksel çekiciliğe daha çok önem verir gibi bir şey diyebilir miyiz? Bunu araştırmak biraz karmaşık olduğu için net bir cevap verilemese de iki cinsiyetin de pek farklı yanıtlar vermediği gözlenmiş birçok araştırmada.

Peki fiziksel çekicilik diyoruz ama herkesin kendine özgü bir bakışı mı var yoksa güzel olan herkes için aynı mı? Kişisel farklılıklarımız olsa da medyada devamlı olarak sergilenen bedenler ortak bir güzellik algısı oluşturmamıza neden olabiliyor.

Baştaki görsellerimize geri dönecek olursak ilk görselimizdeki kadının fotoğraflarındaki değişiklikler ona daha çocuksu yüz hatları vermekle elde edilmiş kopyalar. İlk fotoğrafta %50, ikincide %20, üçüncüde %0 çocuksu özellikler bulunuyor. Yapılan araştırmada büyük bir çoğunluğun birinciyi, sonra ikinciyi, nadiren de, benim gibiler(*), üçüncüyü seçmiş. Çocuksu özellikler diyorsun ama bunlar nasıl özellikler derseniz kadınlarda büyük gözler, göz bebekleri, küçük burun, çene, belirgin ve dar yanak ve büyük gülümseme; erkeklerde büyük gözler, çene, gülümseme ve belirgin yanaklar çocuksu özellikler olarak nitelendirilmiş çeşitli anket sonuçlarına göre. Kadın güzelliğinde çocuksu özellikler çok daha önemliyken erkeklerde kadınlar kadar geçerli değil. Evrimsel olarak çocuksu özellikler doğurganlık becerilerinin daha üstün olmasına yorulduğu için bu yönde bir eğilim oluyor.

Sonraki görselimiz ise evrimsel psikoloji ile ilgili az çok duymuş olabileceğiniz en yaygın bilgilerden biri. Sağdaki kadının yüz hatları daha simetrik iken soldaki kadında bu simetri bozulmuş durumda. Simetrik bir büyüme sağlıklı bir büyüme olacağı için evrimsel olarak simetrik olanı yani sağlıklı olanı tercih ediyoruz. (*)

Son görselimizde ise sol fotoğraflar gerçek fotoğraflar iken sağdakiler iki insanın ortalama yüzleriyle oluşturulmuş bir robot resim.

Robot görselin nasıl oluştuğuyla ilgili örneği yanda görebilirsiniz. Yine bu fotoğraflar gösterildiğinde çoğunluğun ortalama ile elde edilen robot resmi tercih ettikleri görülmüş. Ben ise yine çoğunluktan ayrı yerdeydim(*). :)

Langlois ve Roggman 32 adet surat fotoğrafını aynı yöntemle birleştiriyor ve diğer 32 kişinin fotoğrafıyla birlikte soruyorlar. Hem erkek hem kadın katılımcıların robot resmi diğer hepsinden daha çekici bulduğu gözlemleniyor. Farklı kültürlerde de tekrarlandığında aynı sonuç alınıyor. Yani ortalamaya yakın kişileri daha çekici buluyoruz, basit bir mantıkla evrimsel süreç ortalamasından uzak kişileri hayatını devam ettirme konusunda daha az başarılı olacağı şüphesinden pek çekici bulmuyoruz. Medyadan bahsetmiştik, orayı tekrar hatırlarsak normalde sadece çevremizde gördüğümüz insanlara göre güzellik algımız oluşacaktı, çevremizin ortalamasına göre algılayacaktık fakat medyada devamlı olarak yakışıklı ve güzel kişileri gördüğümüz için bu ortalamaya onları da dahil ediyor ve benzer bir güzellik algısına sahip oluyoruz.

Bayağı ilginç bulduğum bir araştırma ise şu oldu: Little ve Perrett bir araştırmada insanların kendi yüzlerine benzeyen insanları daha çekici bulduğunu gözlemliyorlar. Katılımcılara kendi yüzlerinin karşı cinse çevrilmiş robot resimleri gösterildiğinde bunu diğer başka fotoğraflardan daha çekici bulduklarını söylüyorlar. Yani bize fiziksel anlamda da benzeyen kişileri daha çekici buluyoruz. (Ne de olsa evrimin başarılı bir şekilde yaşamını devam ettirebilen canlılarıyız, bize benzeyen canlıların yaşamını devam ettirmeye daha elverişli olduğunu düşünüyor olabiliriz.) (Heteronormatif ve ikili cinsiyet dayatan cümleler için üzgünüm :D)

Bazı insanları daha çekici bulduğumuz bir gerçek, peki bu ne gibi sonuçlar doğuruyor? Çekici bulduğumuz insanlar daha sağlıklı oluyor, daha çok para kazanıyor, daha çok oy alıyorlar. Lübnan’da bir hastanede yapılan araştırmada güzel bebeklerin daha sağlıklı olduğu fark ediliyor (hemşireler daha çok ilgileniyor gibi). Yakışıklı/güzel insanların %10–15 fazla kazandığı görülüyor. Finlandiya’da yakışıklı/güzel politikacılar daha fazla oy aldığı görülüyor. İnsanlar güzel gördükleri şeylerin iyi olduğunu düşünmeye eğilimliler. Dolayısıyla güzel insanların iyi de olduğu düşncesiyle onlarla daha fazla ilgileniyoruz, bu da onların daha sosyal, dışadönük, popüler, seksüel(?), mutlu, kararlı olmalarını sağlıyor. Buna kendini gerçekleştirme kehaneti deniyor. Peki bu kehanetle sıradan insanlar güzel insanlar gibi davranabilirler mi? Bir araştırmada telefon görüşmesi yapacak iki kişiden birine karşıdaki kişi yerine güzel birinin fotoğrafı gösteriliyor. Telefon konuşması başlayınca fotoğrafı gören karşıdakine güzel, iyi biri gibi davrandığı için karşıdaki de ondan beklendiği gibi daha iyi ve güzel bir kişiden beklenen davranışları gösteriyor.

Kadınların erkekler kadar fiziksel çekiciliğe önem verdiği gözlense de genellikle kadınların çok daha seçici olduğu gözleniyor. Kadınların evrimsel anlamda bedenlerinde yumurtlama dönemleri daha kısa olduğu için olabilecek hataları olabildiğince engellemeye çalışıyorlar çünkü doğurganlıkları hataya gelemez. Ancak bir kadın ilgilendiği bir erkeğe yöneliyorsa ve erkek kadına yanıt vermek yerine olduğu yerde kalıyorsa kadınlar seçiciliği bırakıyor, daha sonraları aralarında daha uyumlu bir kimya yakaladıklarını belirtiyorlar. Tercih edilen olmak her daim size güç kazandırıyor, tercih edilen olabilmek için sarf ettiğiniz efora daha fazla ihtiyaç kalmıyor.

Sevgi, tutkulu, baş döndürücü romantik duyguların yanısıra arkadaş, kardeşlerle uzun süreli bağlılığımızı anlatır.

Yakın ilişkilerde bağlanma şekillerine bakacak olursak güvenli, kaçınmacı ve gergin şekilleri vardır. Ebeveynler ile kurulan ihtiyaçları karşılayan, pozitif duygular üreten bağlanma güvenli; uzaktan, mesafeli ilişkiler kaçınmacı ve tutarsız ve aşırı tepkiler veren ise gergin bağlanmadır. Güvenli bağlanmada terk edilme, yalnız kalma korkusuna, endişesine yer yoktur, bireyler değerli olduklarını ve beğenildiklerini hisseder. Kaçınmacı bağlanmada birey yakın olmak ister ama olamadığı için bu isteğini baskılamayı öğrenir. Gergin bağlanmada ise birey sürekli gergindir çünkü ne zaman ne tepki alacağını asla kestiremez.

Çocuklukta öğrendiğimiz bağlanma şekilleri ilişkilerimizin nasıl olacağına dair bir şema çizer. Güvenli bağlanmada en bağlı ve mutlu birliktelikler görülür, gerginde ise en kısa süreli romantik ilişkiler. Takip eden araştırmalar bu bağlanma şekilleri arasında geçiş yapabildiğimizi, durumdan duruma farklı bağlanma şekilleri ile ilişkilerimizi sürdürdüğümüzü göstermiştir. Yani kişiden kişiye, yere, zamana, diğer insanlarla ilişkimize ve başka nedenlere bağlı olarak tanıştığımız kişilerle bağlanma şekillerimizi değiştirebiliriz.

Dersin içeriği bu kadardı. Derste keyfimi kaçıran nokta cümlelerin çoğunlukla herkesi tanımlar şekilde kullanılmasıydı, burada size de not düşeyim. Burada söylenenler belirli bir yüzdeyi kapsayan sonuçlardan elde edilen çıkarımlardır, herkesi kapsadığı anlamına gelmez, sadece birer ipucu ve öngörü olarak bakabiliriz. Başta da bahsettiğim gibi bu yazı bu konuya çok yüzeysel bir yaklaşım olur, ilgilenirseniz daha detaylı okumalar bulabiliriz.

‘*’ koyduğum yerlerde çoğunluktan farklı tercihlerimin olması eğlenceliydi. Hoca soruları sırayla soruyor, cevapları alıyordu. Her birinde çoğunluktan ayrılan kişi bendim. 😅😂 Çocuksu, simetrik, ortalama olmayan kadınları sırayla daha çekici bulunca hoca orada sanki bir problem var diye bana döndü, çıkışta bir konuşalım diye anlaşmıştık ama bunlar işin şakası elbet.

Ders genel olarak eğlenceliydi, ilgimi çekiyordu. Almak isterseniz size çok bir yük olmadan tamamlarsınız. Yazı çok formal ve sıkıcı olabilir, cümleler düşük olabilir, eklemek istedikleriniz olabilir, yorumlarınızı esirgemeyin. :)