Hatırlıyor musun(uz)?!

Bir şekilde hayatımdaki yerini kaybeden biri vardı yanımda o ‘’an’’da. Beraber bakıyorduk önümüzdeki temaşaya. Bir o kadar ‘fazla’, bir o kadar da ‘eksik’tik. Birbirimizdeydi evrenin sırrı. En azından o ‘an’ için bundan daha farklı düşünmemizi sağlayan bir şey olmamaktaydı. Tadını kestiremediğimiz sertlikteki kahvelerimizi yudumlayıp, ağızlarımızdan atmosfere zehirli havalar bırakırken, birbirimize gülümsüyorduk. İnsanları birleştiren ve/veya ayıran her şey gündemimizdeydi. Gülümsüyorduk çünkü.
Sonra ‘ölü bir yılan gibi yattığı ‘ rivayet edilen zaman çıkıp geldi aramıza. Farklıydık ikimizde. Fark denilen durum sızıya dönmeden, uzak düşmeliydik birbirimizi. Devasa şehrin sokakları ve varsılları, bir şekilde bir şeyiyle bizi bir araya getirmeye devam etse de anlamadığımız bir yenidenlikte ve uzaklıkta selamlıyorduk birbirimizi.
Unutmak adına, yeni dublörler ile alınan yol, yepyeni hikayeler yaratıyordu. Oyun veya oyunlar hiçbir zaman başladığı sahnede nihayetlenmiyordu. Bu çılgınlık için ne, ne olduğunu unutmuştu. Ben kendi hesabımda mutluydum. Anlamlar sorguluyor. Yazıları kelimeleştirip saklıyor, gün gelir de kullanılasılığı artar dediğim anılar biriktiriyordum. İddiasız ve egodan arınmış belleğimi, günleri uç uca eklemeyi ihmal etmiyor, saatini geriye sarıyor beni doğduğum topraklarda yeniden bedenlendirmek istiyordu.
Çağrıya kulak tıkamamıştım. Başka bir mevsimi, değişik bir takvimi, öngörmekten imtina ettiğim zamanları yaşamak adına, ruhumun bünyemi ayartmasına, bünyemin bedenime hükmetmesine izin vermiştim. İçimin sanrıları, dışımın vurguları ile birleşmeyi beklediği zamanların birinde o sarışın çıkagelmişti. İddiasızlığın, yavanlığın, beklentisizliğin tüm sınamalarını tam notla geçebilmiş olmanın mutluluklarını yaşıyordum.
Gün günün içinde eriyip sadece yaşanmışlıklar dizgesine indirgenebileceğini o günler kim bilebilirdi. Bilemiyor oluşun ayık tuttuğu tüm varsıllıklarda biraz daha biraz daha ilerleyen ruhum, yolculuğunu yorum bulamıyordu. Yer vermek istemeyen, zaman ve/veya lokasyonlara da yüz veremiyordu. Yolculuğumu sadece devam ediyordu. Hayatın tek sunabildiğinin süreklilik olabildiğini anlatmak derdinde gibiydi adeta.
Anlıyor, duyuyor, dinliyor fakat…
Hatırlayamıyordum. Ya sen?