Makine İnsanlığın Doğuşu

Michelangelo’nun Adem’in Yaratılışı tablosunu hatırlayanlar, tablonun bizi ne tür bir bilgi ile kuşattığını anlayacaktır. Michelangelo’nun bu ünlü tablosunda: Küllî bir yaratıcı ‘aklın’ , ilk insan Adem’in yaratılışının kıvılcımını çaktığını görmekteyiz.

Peki insan bu tanrısal güçten, kendine bir pay çıkarmış mıdır?

Makineler veya bizim dünyamızı kuşatan dijital ekosistem, bu payın karşılığıdır. Bu insanoğlunun kendini, tanrısal bir güç ile kutsamasıdır. Ululuk (Yücelik) en nihayetinde ona geçmiştir.

Bu yazıyı inşaa ederken, serüvenin nereye gitmekte olduğunu ve/veya neye evrileceği konusuna değinmeyeceğim. Zira bu ileride değinebileceğim bir konu.

Burada insanlaşan makinelerin, hayatımıza ve dilimize nedenli oturtulduğundan bahsedeceğim.

Tarihler 4 Kasım 1988'i gösterdiğinde, ARPANET şebekesine bağlı bilgisayarların önce yavaşladığı sonra yabancı dataların işgaline uğraması neticesinde bilgisayar sisteminin çöktüğüne şahit olduk. Yaklaşık o tarihte 6.000 bilgisayarın aynı anda çökmesi demek oluyor.

Aynı gün ilk varsayımımız ortaya çıkıyor. Olup biteni tanımlayan o benzetme: Bilgisayar Virüsü. Benzetmeyi bugün değerlendirecek olursak, pek garibimize gitmez. Hatta aynı tanımı kullanıyoruzdur. Aslında bu benzetme, bir insan-makine benzetmesidir. Virüs, çeşitli türleri sayesinde bağışıklık sistemizi etkileyen bir organizmadır. Ve insan merkezlidir. Genel kanı ise, bilgisayar programlarının içerisine entegre edilen bir programın bu duruma sebep olduğu yönündeydi.

Halbuki gerçekte durum farklıdır. Çöküntünün sebebi ‘Solucan’ diye tabir edilen ve bilgisayar sistemini çökertmek için tasarlanmış bir programdı. Alandırma yanlıştı belki ama ‘Virüs’ artık doğmuştu. Raymond Gozzi bu olayın akabinde, durumu açık bir şekilde betimleyen bir yazı yazmıştır. Yazısında özellikle, bilgisayarlara hastalık bulaştığı, virüsün ölümcül ve bulaşıcı olduğu, hastalıklı bilgisayarların karantina altına alınacağı, bilgisayar ağının sterilize edileceği ve bilgisayar programcılarının bunun bir daha yaşanmaması için aşı geliştireceğini anlatmaktadır.

Kullanılan kelimeleri yalnızca saf bir insanbiçimcilik olarak tanımlamam mümkün değil. Aynı zamanda insan ve makine arasındaki ilişkiyi tanımlama noktasında da önemli bir değişimi aksettirmektedir. Ne demek istiyoruz?

Yani eğer bir ‘virüs’ sayesinde bilgisayar ve teknolojik aletler hastalanabiliyorsa, iyileşebilirde. Ve iyileşince düşünebilir, kararlar alabilir. Kararlar alan bir varlık olarak bilgisayar, insanların onların aldığı kararlardan bağımsız olduğu anlamını çıkarmıştır. Önceleri hesap yapmak için kullanılan bilgisayar, artık hesap yapabilen bir makineye dönüşmüştür. İnsanî bir form kazandırılan teknolojik alet ve makine, hesap yapabiliyorsa; doğru veyahut yanlış hesap yapabilme özgürlüğüne de sahiptir. Örneğin fatura yatırmaya gittiğiniz bir banka yahut bir vezneyi düşünelim. Bilgisayarın başındaki kullanıcı, kısa süreli bir internet veya yazılımın işlevini gösteremez hale geldiğinde, bilgisayarların(sistemin) çöktüğünden ve buna bağlı olarak istenilen işlemin yapılamayacağını söyler. Burada dolaylı olarak; ‘veznedar veya kullanıcı olarak sorun bana ait değil, sorunlu bilgisayar veya sistemdir’ denilmektedir. Teknolojik aletler veya bilgisayarlar, hata yapabilir, yorulabilir ve hastalanabilirler.

Fazlasıyla kudretli bir makine çağında yaşıyoruz. Öyle ki bu aletler tarafından sürekli uyarılıyor, gün içerisinde onlara bağlı bir şekilde yaşamamız gerektiği kanısına ulaşıyoruz. Bir yapay zeka ekosistemine doğru yolculuğumuz başladı. Yapay zeka terimini ortaya atan John McCarthy, termostat gibi basit makinelerin bile inançları olduğunu iddia etmektedir. Akabinde de şunu dillendirmektedir:

‘Termostatımın üç inancı vardır; burası çok sıcak, burası çok soğuk ve burası uy­gun sıcaklıkta.’

İnanç kelimesi burada tam anlamıyla dezenformasyona uğrar. Yeniden tanımlanmış bir inanç ile karşı karşıya kalırız. İnanç burada insanın veya bir makinenin yaptığı şeyleri kasteden bir terim olmuştur. Artık ortada bir ‘mana’ kayması vardır. İnsanîleştirmenin en acı itirafı ise Marvin Minsky tarafından söylenmiştir.

Silikon beyinlerin düşünme gücü öyle dehşet verici bir hal alacak ki eğer şansımız varsa bizleri evcil hayvanlar olarak kabul ederler.