Başka Bir Hayat

İnsana yabancı bir dünyada yaşıyoruz. Yaşadığımız dünya insana, insanlığa düşman. Toprağından koparılmış, laboratuvar tüplerin içinde yapay ışıkla hayatta tutulan bitkiler gibiyiz, çarkın üstünde bir yere gidebilecekmiş koşturan fareler. Üstlü altlı kutular içince bir köy dolusu insan birbirinin yüzüne bakmadan yaşıyoruz. Kerhen dil ucuyla verilen bir selam, dudakların icbar edildiği bir yılışma bütün alışverişimiz. Birlikte yaşamıyoruz hiç kimseyle, birbirimize karşı yaşıyoruz. Başkalarının gözüne sokabileceğimiz şeylerin peşindeyiz hep. Reklamlar, kişisel gelişim programları, hobi kursları, spor salonları, yoga… Herkesin istidadına göre gitmesi gereken istikameti belirlenmiş, birinden bıkınca başkasına başlansın diye bütün opsiyonlar hazırlanmış. Ayılana gazoz, bayılana limon, sıkılana yoga… Teşhisi koyabilecek sağlıklı hekimi kalmamız ruh hastaları topluluğuyuz.

Bedenlerimiz yaşadığımız hayata isyan ediyor. Suni gübre, tüplerde döllenmiş tohum, sakatattan üretilmiş hayvan yemi … Her biri beyaz önlüklü kendilerine doktor diyen kimselerin adını koymaya yarıştığı yeni bir hastalık olarak çıkıyor karşımıza. Kanımızın reddettiği her şey anormal bir bir değer olarak kaydediliyor tahlil sonuçlarına. Bir isyan bu, haddini bilmez hücrelerin bir kalkışması. Anketler yapılıyor bilmem ne kadar milyon deneğin milyarlarca hücresini kapsayan, bir bir fişleniyor isyankar protein kümeleri. İlaç firmaları bütün terörist hücre yapılanmalarını yok etmek için kimyasal bomba tabletleri hazırlıyor, nükleer silahlar kullanılıyor terör hücrelerini öldürmek için. Zayiat elbette büyük, ama bir şekilde hayatta kalmak değil mi varlığımızın yegane sebebi. Başka yolu yok, bu yumurtalar kırılacak, bu omlet yapılacak!

Günde en az beş defa gaipten bir ses zavallı ruhlarımızı kırlara, ormana, tarlalara, tavuklara, sığırlara, kaz sürülerine çağırıyor. Koşar giderim ben, ama çoluk çocuk, işte öyle yabani gibi... Hanım yoğurt çalmayı bilmez. Ya ufaklık nezle olursa…

Başka Bir Hayat

Welcome to the “MECBURİYETLER CEHENNEMİ”, nüfus: 7 Milyar…

Her şey o dört ayaklı maymunun dalından meyve yemeye kalkışmasıyla başladı. Gözü doymayasıca, iki ayağı üzerine kalkar kalkmaz diğer meyveleri gördü. Yürümek yetmedi koşmaya başladı, o da yetmedi. Daha çoğu için bir strateji edineyim diye kendine akıl tedarik etti. Ondan sonrası rüzgar gibi geldi, Edison ampulü buldu ve Steve Jobs i-phone’u icat etti.

Olaylar böyle gelişti. Başka türlüsü de zaten mümkün değildi. Geçmiş geçmişte kaldı, gelecek zaten geçmişten beri gelmekteydi. Elde kalan tek şey emeklilik sigortası. Yaşlıların zaten şehirde pek yeri yok, coluk-çocuk kendi cehennmine girince, ver elini bağ evi…

İşte yaşadığımız cehennemin zebaniler tarafından bize anlatılan komik hikayesi.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.