Kurt Kanunu [Kemal Tahir]

Bir dost tavsiyesi üzerine başladığım Kurt Kanunu, okuduğum ilk Kemal Tahir romanı oldu. İlk tepkim “bu zamana kadar nasıl okumamışım” oldu bittiğinde. Çünkü yeni kurulmuş devletimizin en çalkantılı zamanlarından birine ışık tutuyordu Kemal Tahir.

Kitapta daha çok Sarı Paşa olarak zikredilen Mustafa Kemal’e yönelik bir suikast girişimi planlanmaktadır. İzmir Suikastı olarak tarihe geçen bu girişimin arkasında 1918'de lağvedilmiş İttihat ve Terakki Teşkilatının eski mensuplarından bazı isimler bulunmaktadır. Kitap, bu suikast girişimine karışan ve habersiz oldukları halde ismi karıştırılanların girift hikayesine değinir.

Başarısız olan suikast girişiminin ardından İstiklal Mahkemeleri’nin görev süresi uzatılarak tafsilatlı bir tahkikat başlar. Bir süre sonra kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu tespit etmekten ziyade amaç, İttihatçıları devletten tasfiye etmeye dönüşür. Mahkeme sürecinde Milli Mücadele’de büyük kahramanlıklar gösteren Kazım Karabekir dahil pek çok paşa yargılanır.

Yıllarca, ölüm pahasına devlet idaresini ele alabilmek için omuz omuza mücadele eden arkadaşların içine düştüğü durum oldukça dikkat çekmektedir. Bunca yıllık silah arkadaşlığına rağmen birbirlerine karşı ihanet, vefasızlık, adam satma, taraf değiştirme, muhbirlik gibi işlere bulaşanların sayısı bir hayli fazladır.

“Her zaman olduğu gibi, gene kravatlılar dayanmış, elinden silahı, dilinden adam vurmayı düşürmeyen kabadayılar hiç utanmadan köpeklekmişti.”

Bu kitap bir tarih kitabı olmasa da Küçük Efendi olarak bilinen Kara Kemal’in ağzından geçmişte yaşananlara yönelik sıkça öz eleştiri ve iç hesaplaşmaya tanıklık ederiz. Osmanlı İmparatorluğunun çöküş döneminde yaşananları anlayabilmek için önemli ipuçları buluruz.

Kara Kemal’in kitaptaki bütün diyalogları oldukça çarpıcı. Her birinden çıkarılabilecek müthiş dersler var. Aralarından seçtiğim bir kısmını paylaşarak bu kitabın değerlendirmesini burada noktalıyorum.

Onların şimdi bizim için neler düşündüğünü bilirim ben… Bizim ömrümüz, bütün suçlarımızı muhaliflerimize yüklemekle geçmiştir. Büyük politika sandık bunu… Yatkınmışı, alıştık. Daha beteri, en suçlularımıza, en utanmazlarımıza uyarak, doğru söyleyenlere, hiçbir suçu olmayanlara diş biledik yıllarca… Giderek muhaliflerimizle aramızdaki ilintileri hırsızlarımız, alçaklarımız, manyaklarımız denetler hale geldi. Bu heriflerin ne kadar rezil, ne kadar işe yaramaz olduklarını… Ne demek işe yaramaz! Tersine, kancıklıklarını… Aptallıklarını.. Çalıp çırptıklarını bile bile, muhaliflerimizi en alçak iftiralarla karalamalarını beğeniyorduk, sırtlarını sıvazlayarak kışkırtıyorduk, mükafat olarak da çalmalarına, namuzsuzluklarına göz yumuyorduk.

Cumhuriyet’in karşılaşacağı en büyük tehlike nedir, bilir misin? İmparatorluğu kurtarmak için bizim tasarladığımız çareleri yeni devlet için geçerli saymak.. Anladın mı? Başka bir amaç için düşünülmüş şeyleri o amaç kesinlikle ortadan kalktıktan sonra uygulamak..

Evet biz Batılılaşma debelenmemizin neresinde yanıldığımızı anladık, ama her şey mahvolduktan sonra…

“Sevmezler yabancılar, yerli iktisat kurumları kurmaya çabalayanları.. Almanlar da beni bunun için sevmezlerdi. Borç isteyenleri severler, hele rüşvet alanlara bayılırlar.. Kendi yağında kavrulmaya çabalayan Doğulu suç işliyor sayılır Batılılarca.

Doğulu toplumlarda bütün kalkınma çabalamalarının gerçek celladı, Batı sömürüsüdür.

“Yenik düşmüştük bir kez.. Yenik düşeni rakamların gerçekliği bile kurtaramaz.

Bir politikacı için en müthiş ceza devletinin kendi elinde batmasıdır. Bunun hiçbir özrü yoktur. İmparatorluğu elimize geçirdiğimiz zaman nüfusu 35 milyondu. Yedi düvelin kağıt üstünde de olsa bizim saydığı bir milyon sekiz yüz bin kilometre kare toprağı vardı. Sınırları Kongo’’yu, Sudan’’ı, Eritre’’yi, Somali’’yi, içine alıyordu. Tunus, Fas, Libya, Mısır, Kıbrıs hemen kaybedilmiş değildi. Bu koca imparatorluk bizim elimizde ölmüştü. Suç ne kadar büyükse, çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir. Biz dünyanın en ağır suçunu biraz tartaklanmayla savuşturulur, sandık. Bu anda yüzüme vuran darağacı gölgesi, suikast suçlusu olduğumdan değildir Emincim… Büyük suçun gölgesidir bu… Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.