Belki de her şeye yeniden

En Başından başlamak gerekir..

Kim bilir… Belki de kaldığın yerden en iyisine oynamalı. Yürünecek birçok yol var aslında, ama ben, ne yapacağımı bayâ bayâ bilmiyorum.

“I am stuck in here”

Cemal Süreya çok güzel söylemiş “Baktım gözlerinden güzel şiir olur ben de sevdim gitti.”

“Bu başlıkta güzel bir yazı olur diyip yazmaya karar verdim”. Teknik yazmaktan sıkıldım, daha doğrusu yazdığım birçok teknik yazıyı Google’da görüp yayınlamayınca, sadece özgün olan konular üzerinde yazmaya karar verdim de diyebilirim.

Hem yazmak nedir ki?

İkilemler

Sözlük anlamı: “her iki durumda da doğru davranılamayacak iki olanak karşısında kalıp, kişiyi, istemediği halde, bunlardan birini yapmaya zorlayan durum.” değil midir insanı en çok yoran şey?

İnsanın hayatında ki en büyük ikilem nedir ki?

Bugüne kadar, çoğu zaman oyunu seçsem de, kitap okumak ile bilgisayar oyunu oynamak arasında gidip gelmekti benim ikilemim.. İkisi de insanı, yeni dünyalar keşfetmeye, hayâl gücünü en uç noktalarına kadar kullanmaya zorlayan mucizeler gibi... Kimine göre hayatının en önemli daveti diye düşündüğü geceye kırmızı mı, siyah mı, hangi kıyafetini giyeceğini seçememe, kimine göre ise alacağı ilk oyuncağı… İnsanın kendi içerisinde oluşturduğu dünyasına göre sayısız ikilem doğuyor, ardı ardına..

Ama içlerinden bir tanesi var. (yeni keşfediyorum) “Yazıp yazmamak arasında sürekli gidip gelmek” Her şeyi düşünmüşsünüz oturtup, sizi nerelere sürükleyeceğini bilmeyeceğiniz bir karışıklık…

Bu ikilem belki koca bir dünyayı altüst edeceğiniz o kişiye atılan anlamsız gibi görünen en küçük bir “selam”, hatta ve hatta sizi kariyerinizde en son nereye kadar taşıyacağını bilmediğiniz en küçük bir e-posta… Her şeyiniz hazırdı, sonu iyi veya kötü bitecek bir serüvene atılacaksınız…. Daha çok şeye benzetirim; Hani, çoğu zaman rüyalarımızı rahatsız eden fakat en dibe ulaştığımızda, mutlu olduğumuz, uyandığımız an;

“Ne kadar yüksek olduğunu bilmediğin bir uçurumdan, gözlerini kapayıp atlamak, düşüncesiz ve masumca ”

Tüm başlangıçların anahtarı yazmaktan geçiyor gibi. Hayatımızdaki birçok yenilik, yapıp yapmama arasında kaldığımız ve sonrasında attığımız adım, bunlardan ibaret biraz da. Belki bu yazıyı tamamlayıp hiç paylaşmamışta olabilirdim. Biriktirip biriktirip sonra hiç söyleyememek ise işin en çıkılmaz noktası. Hep bi keşkeler zinciri takip eder birbiri ardını.


İnsan sürekli kendisiyle çatışıp durur. Keşkeleri ve umarımlarıyla doludur. Halbuki bulunduğumuz an, ne bunların hiç birine bakacak kadar kötü, ne de keşkeleri görmezden gelecek kadar iyidir. Sürekli seçim içerisinde götürür bütün bir hayatı. Takıntıların ardına saklanmak mıdır yanlış olan, yoksa onları düzeltirken yorulmak mı? Takıntı demişken bu konu korkular için de aynı şekilde izler.

Bu ikilem kavgaları arasında bir de denge söz konusu.

“Akıl ve kalbin dengesiz dengesi.”

Bunu da şöyle görürüm hep. Kalbimiz olmazsa dünyada hiçbir şey başaramayız. Çünkü hayâl etmek kalbin görevi, beyin, o hayâllere olası çözümler üretmeye çalışır. Bazen ise olası görünen her şeyi sınırlamaktan, ortaya kendi dünyasından kıstaslar, sınırlamalar koymaktan başka bir şeye yaramaz gibi beyin. Mantığa sığınacak şeyler olmadığını gördüğü zaman kalbe “boş yapma be” diye bağırır. Kalp ise yaşatmaya devam eder, istediğini.

Öteki tarafta ise beyin, insanı büyüten, görmesini sağlayan şey. Sorumluluk almaktan çekinen, kendi rahatına bakan, yani ilerlediği yolda sancı olmayan varlık.. Monoton bir kalp için beyinsizlik en büyük nimet. Dünyayı değiştirmek için kararlı bir beyin ve güçlü bir kalbe ihtiyacımız var gibi. Ve o kalbi büyütecek hayâllere.

Veya başka gezegenleri yaşatmak için………

Dünyadaki en mükemmel şeylerden biri de şarkılar. Hatta bu dünyadan olmayadabilirler ^^ Artık yazdıklarımın sonuna bir şarkı bırakıcam.

** Yazarken arkada çalıyordu. Okurken veya sonrasında iyi olacağını düşündüğüm yeni bir şarkı **

Son olarak, sanırım büyüdüm, ve içimde, sadece bir kişilik çocuk kaldı gibi.