BENLİĞİN VAROLUŞU

Psikolojik açıdan oldukça derin ve geniş bir kavramı ifade eden benlik algısı, çoğu araştırmacıya göre tarihsel süreci göz önüne alındığında yeni bir araştırma alanı sayılıyor. Benlik kavramına farklı perspektiflerden bakılması sonucu sabit veya akışkan olarak tanımlanabilmesi sebebiyle bu konuda tam bir fikir birliğinin varlığından bahsetmek mümkün değil. Birçok farklı şekilde tanımlanan bu kavram çeşitli benlik türlerinin de ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Bunlardan bazıları farklı kuramcıların görüşlerinin hakim olduğu bireysel benlik, kolektif benlik ve sembolik etkileşimci benlik olarak sınıflandırılıyor. Örnek olarak Freud’un tanımladığı ve birçok psikolog, psikananalist, sosyolog vb. gibi alanlarda araştırma yapanların ilgilendiği tanımlamalar olan “İd, ego ve super ego”dan oluşan psikodinamik benlik içeriği ve dayandığı temeller bakımından bireysel bir benlik türü olarak ele alınıyor. Kolektif benlik ise bunun tam tersine bilişsel olarak “ben” tanımlamasını değil “biz” tanımlamasını içeriyor.

Açıklanmayan Tutumlar

Bazı tutumlarımızı rahatlıkla açıklayabilirken bazılarını ise açıklamakta çok zorlanıyoruz, kimi zaman ise hiç açıklayamadığımız hal ve hareketlerimiz olabiliyor. Freud’a göre açıklaması güç davranışları bilinç, bilinçaltı ve bilinç dışı olmak üzere üç ayrı bölümdeki hareketlenmeler tetikliyor.

Hareketlenmelerin bilinç bölümü, algı ve bilgilerin açık seçik izlendiği duygu, düşünce, tutum, heyecan ve davranışa ilişkin haberdarlığın bulunduğu süreci ifade ediyor ve o anda yaşananları kapsıyor. Antrenman yapan sporcu o anda yaptığı çalışmanın bilincindedir. Antrenmanı bitirdiği an karnı açsa açlığı, uykusu geliyorsa uykusuzluğu bilinçlidir. Bir anda gelen düşünce veya algı bireyin bilinçli olduğunu gösteriyor.

Bilinçaltı ağzına kadar dolu bir depoya benzetilebilir. Gerçekliğe ilişkin sorunları çözmeye çalışmak gibi gelişmiş düşünce biçimlerinin yanı sıra düş kurma gibi ilkel süreçleri de içeriyor. Bilince yakın olan, hemen bilinçli olacak bilgiler, anılar ve düşünce evrelerinden meydana geliyor. Sürekli olarak bilinçle bağlantı halindedir. Bir düşünün, siz şu anda çevrenizde olan her şeyin bilincinde olamayabilirsiniz. Fakat bunlardan bahsediliği andan itibaren bu uyarıların bir resmi veya anısı bilincinizde canlanacaktır.

Bilinçaltı denilen olay tam olarak burada devreye giriyor. Bilinçaltı ortaya çıktığında depoda yeni yerler açılabiliyor ve bu süreç yaşam boyunca devam ediyor.

Bilinç dışı kavramı da bilinçli algılamanın dışında kalan tüm mental hareketlenmeleri, dolayısıyla bilinçaltını temsil ediyor. Bilinç dışı olayların hepsi gizli birer belge gibidir ve istendiği anda bilinç alanına çıkarılması söz konusu olmuyor. Fakat bir şekilde konuşma, tutum ve davranıştaki çeşitli anlatım yolları ve simgelerle günlük davranışa yansıyabiliyorlar.

İnsanın kişiliğinin tanımlanması birçok etkeni kendine bağlamasını da beraberinde getiriyor. Bu konuyu araştırmaya uzun yıllarını veren Freud, yapısal kuramı ile birlikte insan benliğinin gelişimini biyolojik temellerle açıklanabileceğini belirtiyor. Bunun sonucunda kişilik oluşumunu sağlayan üç ana aktör olan id, ego ve süper egonun bu temellerle doğrudan etkileşim halinde olduğunu dile getiriyor.

En İlkel Canavar:İD

Çevrenizdeki insanlara bir bakın. Hepsinin birbirinden farklı davrandıklarını rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Aralarından bazılarının davranışları size, kaba, doyumsuz, aşırı saldırgan veya gaddar gelebilir. Belki de bu bunların bir kısmını kendinizde barındırıyorsunuz. İşte bu özellikler kişinin ilkel benliğini yani id faktörünü ortaya çıkarıyor. Birey bu reaksiyonları gösterdiğinde yaptıklarından haz ve mutluluk duymayı amaç ediniyor.

Aslında içindeki canavarı açığa vurarak gerçek kimliğini bize sunuyor. Böyle bir durumda bilimsel olarak İd fazla enerji birikimine katlanamıyor. Zihinsel olarak tam bir olağan üstü hal yaşanırken organizmada gerilim düzeyi yükseliyor. Bunun sonucunda gerilimi giderebilmek için idin birikmiş enerjiyi boşaltması gerekiyor. Böylece birey hazza ulaşıyor.

Başı boş bırakıldığında tehlikeli boyutlara varabilecek durumda olduğu için idi denetleyen ve bilinç dışı bırakması gereken bir mekanizmanın olması gerekiyor. Ego en basit açıklamasıyla duyguları bastırmak için tutulmuş güvenlik elemanıdır . Aynı zamanda id, süper ego, ve dış dünyadaki bağlantıyı dengede tutarak yürütme görevini tam anlamıyla yerine getirmiş oluyor.

Aşamalar halinde devam eden kişiliğin üçüncü ve en son gelişen bölümü olan süper ego sosyolojik kanunları kapsıyor. Ahlak, ayıp, doğru yanlış gibi doğuşta var olmayan ancak gelişmeyle belirlenen kuralları koyan süper ego içimizdeki kanun adamıdır. Kusursuz olmayı kendine görev edinen süper ego bunun yanı sıra İd den gelen içgüdüsel dürtüleri bastırıp yönlendirmeyi sağlıyor. Bunlar özellikle açıklanmasını toplumun hoş karşılamadığı nitelikteki cinsel ve saldırgan dürtülerdir.

Yapılan araştırmalar benlik oluşumunun basit bir açıklamadan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Yıllardır “ben” olgusunun içinde kişiliğini bulmaya çalışan bireyin içinde bulunduğu durum, ortam ve şartlar benliğin oturmasında büyük önem taşıyor. Ve önemli aşamaların sonucunda benlik algısının oluşumu sistematik bir biçimde açıklanmaya devam ediyor.

Like what you read? Give M.Ali Çağdaş a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.