Çocukluk
İnsan evlat sahibi olunca hayatında yeni pencereler açılır dedikleri çok doğruymuş. Mesela ben elimde olmayarak kendi çocukluğuma ve annemle ilişkime gittim. Uzun süre de buradan çıkamadım. Meğer üzerini örttüğüm ne çok duygum varmış. Keşfettim, hayret ettim ve artık onları yok saymadan ardımda bırakabildim. Bu, geçmişe yönelik kısımdı. Bir de hayata dair öğrendiklerim var.
Filozoflar sanatçıları çocuklara benzetir. Bu da çok doğruymuş. O kadar önemli(!), büyük parçalar varken onlar asla kimsenin dikkatini çekmeyecek ayrıntıların peşindedir ve bundan büyük bir haz alırlar. Bu ince dikkat, onların alameti farikasıdır ve yetişkinliğe yaklaştıkça maalesef azalır. Hatta yapılan bir araştırmaya göre yaşça küçük çocuklar, insanların duygularını ergenlik dönemindeki gençlerden daha iyi anlayıp ayırt ederler.
Bir de akil baliğ olmayışlarına verdiğimiz o hareket cesaretleri var ya benim çocuklarda en kıskandığım özellik. Hata yapma, eleştirilme, düşeceğim korkuları olmadan, kendine güvenmeyi bırakmadan, ümitsizlik diye bir şeyi tanımadan öncelikle yan dönmeye çalışırlar, sonra emeklemeye, bir yerlere tutunarak ayakta durmaya ve nihayetinde yürürler. Gerçekten büyük bir cesaret, sabır ve istikrarlı bir çaba görüyoruz. Ama onları koruyup kollayarak bu süreçte destek olan yetişkinlerin olması en büyük şansları.
Galiba bizim çocuklar kadar hür olmayışımızın arkasında gerçekten bizi kollayacak tek kişinin yalnızca kendimiz olduğu gerçeğinin bize yetmeyişi var. Ne çocuk kadar umursamaz ne de yetişkin kadar kendine yeten olamayınca konformizmin birer iyi niyet elçileri oluyoruz. Ne kadar da masumuz(?)!