Prokrastineyşın* ile Savaş

Kendinizi sürekli bir şeyleri ertelerken buluyor musunuz? Yarın yaparım ile başlayan, yapılma zamanı üzerinden bolca zaman geçen, fakat ne kadar hatırlatıcı da koysanız, kendinize söz de verseniz sittin sene yapmadığınız bir takım şeyler.

Peki bunun farkında olmak hayatın bize sunamadıklarını sunabilir mi?

Sunabilir. Procrastination, Türkçesiyle Prokrastineyşın, bir şeyleri sebepsiz erteleme halini ifade ediyor. Yani önemli bir işiniz, toplantınız çıktığında yaptığınız ertelemeler bu kapsamda değil. Kendi içinde benim çok keyif aldığım bir paradoksu da barındırıyor. Bir şeyi tam anlamıyla prokrastine edebilmek için gerçekten prokrastine ettiğinizin farkında olmanız gerekiyor.

Biraz okudum üstüne, PhD’li bir yazar bunun kitabını hazırlamış. İnsanlar bitirmeyi de prokrastine etmesin diye 120 sayfa tutmuş. Bunun arkasındaki psikolojik motivasyonları bulmanın bu zinciri kıracağına inanıyor. Kindle versiyonu İngilizce’de çok kolay bulunabiliyor. Tam bir metro kitabı, bir çırpıda bitiyor.

Sonra benim prokrastine ettiklerine baktım ve arkasındaki sebepleri düşündüm. 30 Hazirandan beri bekleyen atmam gereken bir mail var. İlk bir hafta niye erteledim gerçekten hatırlamıyorum. Bize önemli bir pazarda ilk elden kontak kuracak önemli de bir konuydu. Bir sayfalık “one pager”ı bir türlü hazırlayamadık. Artık arkasındaki motivasyon mahçubiyet. Ne diyeceğim mail atıp? 30 Hazirandan beri bir türlü hazırlayamadık şimdi ekte sunuyorum mu? Prokrastine edilmeye artık mahkum. Bu olay hiç olmamış gibi mail mi atsak diye düşünmüyor değiliz :)

Bir diğeri bizim Startup Hukuku | 101 kitabı. Eylül 1’de 20 sayfası kalmıştı. O tarihten beri sadece 3 kere açmışım. 40 sayfa kadarını üstten okuyup kontrol etmişim. Bir gün kapansam basılacak kitap halbuki. Bunu niye yapmadığımı henüz çözemedim. Üzerine çok derin araştırmalar okumalar yapmam gereken kısımlar da kalmadı. Öyle olsa ona üşeniyorum diyeceğim. Hatta şuan bu yazıyı yazmam da kitabı prokrastine etmenin bir uzantısı. 1 haftada ortalama 10 saatimi Medium’da yazmaya ayırdım. Kitap biterdi. En azından güzel bir şeye prokrastine ediyorum. (Biraz züğürt tesellisi gibi oldu, sağlık olsun.)

Bu işi kronikleştirmiş olanlar genellikle kısa süreli mutsuzluktan kaçış için kendilerini daha mutlu edecek bir alternatife yöneliyorlar. Hedonistik bir yaklaşımla insan hep kendisini mutlu edecek şeyleri yapmaya zaten daha meyilli. Bunun bir çare olmadığının hepimiz farkındayız ama, yapıyoruz işte.

Peki kırılma noktası nerede? En büyük yanılgımız, bir şeyi yapabilmek için onu yapacak bir ruh hali içerisine girmek gibi bir zorunluluğumuzun olduğunu sanmamız. Zorunluluklarımız, ya da stratejimizin motivasyonumuzla doğrudan bir ilişkisi yok. Şuan spora gitmek istiyor muyum? gibi değil, şuan spora gitmeliyim gibi yaklaşmalıyız olaya. Pekala yapmamız gerekenleri gerekirse ağlaya ağlaya bile yaparız. Bu durum emir alınan veya kendinizce o alanda otorite belirlediğiniz bir kişiyle çalışma halinde çok bariz kendini gösteriyor. Tek başına kalsan çalışmayacağın kadar, sırf sorduğunda rezil olma/azar yeme diye çalışıyorsun.

Ben üniversitede bir sene kadar kürek çektim. Baya lisanslı falan. Orada da benzer bir gerginlik vardı. 1 sene boyunca saat 5'te müezzinle beraber kalktım. 7'de Haliç’te suya iniyordum, 9–6 hukuk fakültesi, 6–8 antreman ordan da daha dernekler kulüpler derken, bir yandan eziyet bir yandan da hayatımın en disiplinli dönemiydi. Başımızda antrenör demin bahsettiğim azar mekanizmaydı. O da enteresan bir motivasyon, sabah 7 buçukta kar yağarken kürek çeken insanları nasıl azarlarsın, onu bilmiyorum.

Konuyu çok da dağıtmadan kitap, genel olarak kendi kendini motive etmeyi öneriyor. Hedeflerini, amaçlarını kendine sık sık hatırlatırsan ve bir an önce başlama yanlısı olursan gerisi gelirmiş. Dün ya da yarın değil, şimdi. Yakın zamanda seni birazcık mutlu, konforlu veya huzurlu hissettirecek bir şey için, gelecekteki hedefinden büyük bir kayıp yaşamak gerçekten çok makul bir yaklaşım değil. Perspektif algısında da durum benzer, yakındaki ağacı uzaktaki dağdan daha büyük gibi görüyorsun. Haliyle kısa dönem içinde oluşacak bir fırsat, sana büyük hedeflerden daha cazip gelebiliyor.

Statik elektrikle duvara yapışan iki beyaz panodan oluşturduğumuz KanBan tahtası bana planlamada çok yardımcı oldu. Post-itleri paintvari sansürledim, kalitesinin kusruna bakmayın :)

Ben de kendimi motive etmenin ötesinde, dağılmamak ve prokrastine etmemek için çözümü planlamada buldum gibi gözüküyor. Uzun dönem planlar, bölünmüş bir iş planı, haftalara ve günlere bölünmüş yapılacak ve öncelik listeleri. Bunu yaparken insan çok optimist olabiliyor. Her tür iş sorunsuz ve en kısa sürede tamamlanacak gibi düşünebiliyoruz. Olması sürenden kısa planladığınız her şey, bir diğerini erteleme sebebi olabiliyor. Kendimizi kandırmamak en doğrusu. Bunun için de hedefleri tanımlamak lazım. Yarın sözleşme yazıcam değil de, şu startupın Kullanıcı Sözleşmesi’nin İngilizce versiyonunu yarın 13:30–14:15 arasında yazacağım daha yapılabilir bir şey.

Mükemmelliyetçiliğinden dolayı prokrastine edenler için önerilen çözüm bazı şeyleri kötü yapmayı da kabullenmek. 8/10 olarak teslim etmek bazen hiç teslim etmemekten daha iyi. Açıkçası ben kendi hakkında kötü özellik söyleme noktasında “sadece biraz fazla mükemmelliyetçiyim” diyenlere de pek inanmıyorum, neyse. Bir diğer öneri tam reklam olmuş. “Less is more” diyor yazar. Benim minimalizm üzerine olan yazıya göz kırpıyor.

Ertelememe yaklaşımı şimdilik bende çalışıyor. Uzun vadede ne hale geldiğine dair bir takip yazısı da yayımlayacağım. Umarım yöntemler sizin de işinize yarar. Takip etmeyi, yorum yapmayı ve katkıda bulunmayı lütfen ihmal etmeyin.

Like what you read? Give Mümtaz Hacıpaşaoğlu a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.