1 Mayıs neden Taksim Meydanı’nda kutlanmalı?

(25 Nisan 2014 tarihinde Radikal’de yayınlanan 1 Mayıs temalı bu yazımı, gazetenin yayın hayatına son vermiş olmasından dolayı Medium’a taşıdım)

1700 lü yılların başı, Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük şehri… Nüfusu neredeyse yüzbinlerle ifade edilir olmuş ve her gün biraz daha kalabalıklaşıyor…

İstanbul şehrinin artan nüfusunu, özellikle boğaz kıyılarındaki şimdiki yalıların ve konakların birbiri ardına inşa edilmesi, Fransız Elçiliği’nin Grande de Pera’ya (şimdiki İstiklal Caddesi) inşa edilmesi ile birlikte hızla artan Beyoğlu ve Galata çevresindeki yapılaşma, dönemin padişahı Sultan 3.Ahmet ‘in (1703–1730) dikkatini çekiyor.

Coğrafi konumundan dolayı hükümet bu kadar hızlı büyüyen bir bölgenin ihtiyaçlarını eşit bir şekilde karşılamakta zorlanıyor. En önemlisi de Pera’nın suyunun Galata ve Beyoğlu’na adil bir şekilde nasıl taksim edileceği…

Patrona Halil İsyanı, 1730

Sultan 3. Ahmet bu sorunu çözmek için bir girişimde bulunsa da 1730’daki Patrona Halil İsyanı nedeniyle sonuçlandıramıyor. (oldukça anlamlı bir hikayesi olan bu isyanı ayrıca okumanızı öneririm)

1730 da tahta geçen Sultan 1.Mahmud projeyi tamamlayarak Grande de Pera ya,

Taksim Maksemi

Fransız Elçiliği’nin yanındaki alana bir taksim maksemi inşa ettiriyor. Böylelikle Galata ve Beyoğlu arasındaki su adil bir biçimde taksim ediliyor ve kavga sona eriyor…

Bölgenin coğrafi konumu kadar stratejik konumu da değer taşıyordu. İstanbul’un en geniş görüş alanına sahip bu meydana yapılan “su taksim maksemi” nden dolayı TAKSİM MEYDANI denmeye başladı. Önce 1780 yılında inşa edilen Topçu Kışlası, ardından sırasıyla İTÜ’nin Taşkışla Binası olarak bilinen Mecidiye Kışlası, askerlerin talimlerini yaptığı Talimhane ile birlikte bu bölgenin “devletçi” ve “militarist” kimliği belirginleşmiş oluyor.

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte 1928’deTaksim Meydanı’na Cumhuriyet Anıtı dikilmesi üstelik dikilen anıtla birlikte yapılan çevre düzenlemesi ile bu alan gerçek bir şehir meydanı görünümüne kavuşuyor.

Halkçı ve laik bir yönetim biçiminin seküler yapısı bu meydanın bayram kutlamalarına, geçit törenlerine, kurulan tribünlerle kamusal bir kutlama mekanına dönüşmesi, militarist işlevinin ortadan kalkmasına ve doğal olarak yeni rejimin simgesel bir lokasyonu haline gelmesine sebep oluyor.

Artık “Taksim Meydanı” halkındır…

Bu tarihi dönüşümün belirli bir kesim üzerinde rahatsızlık yaratacağını düşünmemek fazla iyimser bir bakış açısı olurdu.

Hadi biraz da yakın tarihten bakalım duruma…

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyetin ilk yıllarındaki o pırıl pırıl idealist politikacıların yerini yavaş yavaş kirli siyasetçilerin almaya başlaması… Olaylı mitingler… Siyasi görüşler ayrılığının fraksiyonlara ayrılması… Siyasi silahlanmalar… Sokak çatışmaları… Kavgalar… Atatürkçü Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları…

Her kirli hareket karşısında halkın çıkıp sesini duyurabildiği, adalet istediği demokrasi simgelerinden en önemlisi haline geldi Taksim Meydanı…

Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs 1977 de “İşçi Bayramı” nı kutlamak için ülkenin çeşitli illerinden onbinlerce insan toplandı. Halaylar çekildi, türküler söylendi, halkın en büyük bayramlarından biri olan bu 1 Mayıs günü tüm gün coşku ve heyecan doruk noktadayken, akşam saatlerinde kim olduğu tespit edilemeyen provakatörlerce, üstelik birkaç noktadan açılan ateş sonucu bu meydanda 34 kişi yaşamını yitirdi. Kanlı 1 Mayıs olarak tarihte utanç sayfalarından biri olarak kayda geçti o gün…

İşte o günden sonra 1 Mayıs ve Taksim Meydanı birlikte anılır oldu…

Bu yüzden 1 Mayıs’ın kutlanacağı yer Yenikapı, Maltepe ya da Avcılar olamaz…

Bu yüzden hak aranacak yer, Kazlıçeşme olamaz.

Eğer bir hak aranacaksa bu yer suyun taksim edildiği yerdir, ekmeğin de pay edileceği tek yerdir Taksim Meydanı…