Senaryo Yazmak — Film Çekmek Üzerine

Sinemayla haşır neşir olmuş her gencin kafasında vardır bir takım senaryolar. Etkilenilen filmler, okunan kitaplar, yaşanan enteresan hadiseler hep “Bunun filmi bile olur lan” dedirtir. Benim de vardı böyle senaryolarım. Allah muhafaza hepsini yaktım, rahat olun.

Ama iş ekmek parası olunca vaziyet değişiyor. Bunu işte şu aşağıda izleyebileceğiniz kamu spotu ayarındaki filmleri yazarken anladım. İşin çalışan tarafı; yazarın hayal gücünden ziyade o hayali dönüştüren yönetmenin görsel becerisi bence. En azından anlatacağım süreçte böyle oldu.

Önce işin kendi hikayesinden başlayalım. Ajansta “AKUT için kamu spotu yazıyoruz arkadaşlar” dendiğinde kafam o kadar kalabalık ve ruhum o kadar bezgindi ki her ünlünün tek bir kelime söylediği ve Umut Sarıkaya’nın aşağıdaki gibi dalga geçtiği filmler geldi aklıma.

Dokunaklı bir paragrafı 15 ünlüye böl, ver gitsin. Muhtemelen verdiğin mesaj anlaşılmayacak, insanlar “Yine ne anlatıyor ulan bu ünlüler” deyip kanal değiştirecek. Bu zamana değin ben hep böyle yaptım. Kamu spotlarından etkilenmem ve bağışta bulunmam. (Hala bulunmadım)

Sayın idare amirlerimizin de uyarılarıyla; “Başka bir şey yapmak lazım”

İşe ilk olarak 17 Ağustos depremine denizde yakalanan amcamın hikâyesini yazarak başladım. Ne de olsa bedavaya iş yapıyorduk ve elimde bedava bir hikaye vardı. Sağını solunu düzelterek tamamladım senaryoyu. Ardından birkaç kurtarma hikâyesi daha ekledim, zor olmadı.

İş, AKUT gibi üç aşağı beş yukarı herkesin saygı duyduğu bir kurum olunca prodüksiyon şirketleri ve bilcümle ünlüler kapıları açıyorlar. Gönüllü bir cast ajansı bize, filmlerde oynatmak üzere bir ünlü lisesi gönderdi.

Liste Real Madrid’in Zidane, Beckham, Ronaldo ve Figo muhtevalı 2004 kadrosu gibiydi. Erkan Canlar, Güven Kıraçlar, Halit Ergençler falan filan. Aşağıdaki görselde bir bölümü mevcut.

Nejat İşler’i seslendirmeye yazdık. Kendisiyle stüdyoya girdik. Dış sesleri okudu. O sıra içeriye Güven Kıraç girdi. Behzat Ç.’nin Ercüment Çözer’i ile Memduh Başgan’ı bir anda yanımda birbirine sarılır vaziyetteydi. Ben de koşup onlara sarılmak istedim.

Ünlülerle takılmak çok acayip. Ama ne yazık ki filmlerde ikisi de olmadı.

Birkaç görüşmeden sonra benim emminin hikâyesiyle beraber 4 senaryo Ömer Faruk Sorak’ın –bildiğin GORA’yı çeken adamın- ellerindeydi. Koskoca Ömer Faruk Sorak’ın eline vermiştim senaryoyu. Bunu böyle yapabilen bir Cem Yılmaz bir de ben vardım herhalde. Kendimi kıymetli hissettim.

Sağ olsunlar Böcek Yapım’dan tüm ağabeyler, kardeşler işe okey verdiler ve çekimlere başladık. Hayrına bile olsa işini büyük ciddiyetle yapan adamlar.

Çekim-mekim işlerinden haz alan insanlara şaşırıyorum aslında. Zor işler bunlar. Kurulum, çekim, tekrarlar, toparlamalar falan filan. Her yer kablo, ekran, cihaz vs… Ama büyük bir iştah var. Bravo hani, ülkede işini severek yapanlar hala mevcut.

Yazdıklarımın birkaç sikimsonik dergide orada burada görülmenin dışında böylesine büyük bir işe yaradığı olmamıştı.

Dolunay Soysert ile başladık çekime ve kendisi şu performansı gösterdi.

Sette o ana değin senaryoyu ben, yönetmenimiz ve Dolunay Hanım’dan başka bilen olduğunu sanmıyorum. Dediğim gibi bedavadan iş ve çekip gidilecek. Ama o ne oyun be arkadaş. Daha ilk oyunda herkesin gözü yaşardı. Bu zalım hikâyeyi yazan kişi olarak setin ortasına atlayıp “A… koyim böyle hayatın” diye bağırıp ağlayarak Dolunay Hanım’a sarılma arzusu duydum. Zor zapt ettiler. Yönetmenimiz Enes, “Ulan ben dram falan çekemezmişim şu an anlıyorum” dedi.

Hepimiz bayağı etkilendik.

Bu çekim başarıyla bitti ve ardından diğer filmlere geçildi. Yazdığım hikâyelerin daha 3–5 gün evvel TV karşısında keçi boynuzu kemirerek izlediğim ünlüler tarafından canlandırılması bende kaynar suyu yiyince çatlayan bir bardak etkisi yaptı.

Ar damarım çatladı ve yılların oyuncularına “Abi bak şunu şöyle desin, böyle demesin, doğaçlama istemiyorum, senaryoya bağlı kalınacak kafamı attırmasınlar benim” diye direktif gönderir oldum. Şaka şaka ne direktifi ya, yönetmen var aslan gibi çözüyor her şeyi. Oyuncunun dilini biliyor, istediğini/istediğimi oyunculuk düzeyinde fazlasıyla alıyor. Saygı duyuyorum bütün yönetmenlere.

Rıza Kocaoğlu hususiyetle teşekkür etti senaryo için

Netice itibariyle 4 tane senaryomu bir şekilde bu ünlülere oynattım. Filmler henüz TV’de gösterilemedi. Çeşitli sebepleri var. Umarım halledilir.

Bu filmler TV’de gösterilir de babamla uyuşuk uyuşuk izlediğimiz bir maçın devre arasında denk gelirsek ne olur diye düşünüyorum. Babam reklam yazarı olduğumu bilmiyor. Ona “Bak baba bu filmin senaryosunu ben yazdım” diyemem. Ama belki o, hikâyeden kardeşini tanır gibi olup “Ulan ne depremdi be” diyebilir. Benim için yazarlıkta motivasyon da başarı da budur.

Like what you read? Give Murat Çınar a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.