Hollanda’da 1 ay

Philips’te çalışmaya başlamak için ailecek Eindhoven’a taşınalı bugün tam 1 ay oldu. Yakın zamanda çevremden bir çok yazılımcı tanıdığım Almanya, Hollanda, İngiltere ve ABD başta olmak bir çok ülkeye taşındılar. Onların bir çok kanaldan hikayelerini okumuştum. Benim hikayem de onlarınki ile bir çok ortak yöne sahip olduğu için bütün hikayemi anlatan bir yazı yazmayı çok verimli bulmadım. Bunun yerine Hollanda’nın Eindhoven şehrinde geçen 1 aylık süreçte dikkate değer bulduğum bazı konulardaki notlarımı sizlerle paylaşmak istedim. Buyrun, madde madde bakalım:

  • Neredeyse tüm evlerin perdeleri açık. Sokakla aynı seviyedeki dairelerde bile durum değişmiyor. Hatta bize hediye edilen Hollanda ile ilgili bir kitapta, Hollandalılara göre perdelerin kapalı olmasının, gizlediğin bir şeyler olduğu manasına geldiği ve hoş karşılanmadığı yazıyor. Tabi biz perdelerimizi kapatıyoruz, bakalım başımıza birşey gelecek mi :)
  • Apartmanlarda daire numaraları aynı zamanda cadde üzerindeki numaranız oluyor. Mesela bir apartmanın ilk dairesinin numarası 65’ten başlayabiliyor. Bu şekilde cadde ismi ve kapı numarası verdiğinizde adresinizi vermiş oluyorsunuz. Bir süre sonra sokağın ortasındaki bir bina yenilense ve daire sayısı değişirse ortaya çıkacak problemi çözmek için de harfli kapı numaraları belirlenmiş sanırım. Örneğin bizim binada 12, 14, 16 numaralarıyla beraber, 12A, 12B, 12C gibi kapı numaraları var.
  • Eindhoven’da bir çok bölgede çöp atabilmek için bir karta ihtiyacınız var. Bu kart göçmen bürosuna kayıt olduktan 3–4 gün sonra adresimize geldi. Bu süreçte çöp atamadık. Sanırım bu kartla sadece belli bir bölgedeki çöp bidonlarını açabiliyoruz. Bu uygulamanın sebebini henüz tam öğrenebilmiş değilim. Güvenlik veya herkesin kendi çöp alanını kullanmaya zorlamak için olabilir.
  • Hollanda bisiklet ülkesi. Bütün Hollanda’yı bisiklet yolu ile dolaşmak mümkün sanırım. Hatta bazı sokaklar bisiklet öncelikli yollar şeklinde. Yani yolun tamamı bisikletlere ait, ama otomobiller de kullanabiliyorlar. Eğer bir bisikletin arkasına denk gelirlerse peşinden yavaş yavaş gitmek zorunda kalarak… 3 haftadır işe devamlı bisikletle gelip gidiyorum. Yaklaşık 10 dakika sürüyor ve çok rüzgar olmazsa oldukça da eğlenceli oluyor.
  • Bütün alışveriş mekanlarında poşetler ücrete tabi. İlk zamanlar hep yanıma poşet almayı unuttuğum için fazladan para vermek zorunda kalsam da artık devamlı sırt çantamda market poşeti taşımaya çalışıyorum.
  • Sanırım herhangi bir faturanı elden ödemek gibi bir şansınız yok. Telefon, elektrik veya su gibi abonelikler açtırırken banka hesap numaranız isteniyor ve aylık ücretler bu hesabınızdan otomatik olarak çekiliyor.
  • Elektrik, su ve doğalgaz abonelikleri yıllık bir paket üzerinden aylık sabit ücret şeklinde yapılıyor. Herhangi bir yere gitmeniz veya evinize herhangi birinin gelmesi gerekmiyor. Eve girdiğiniz günkü sayacı söyleyip bir firmaya abone olarak kullanmaya ve ödemelerinizi yapmaya başlayabiliyorsunuz. Yıl sonunda paket aşımı yaparsanız aştığınız miktarı ödüyorsunuz, daha düşük kullanırsanız da firmalar size geri ödeme yapıyor. Maksat aylık hesabımızı bilmiş olalım.
  • Posta kutuları burada çok işlevsel. Her evin gayet sağlam, geniş ve güvenli posta kutuları var ve kartından küçük kargolarına kadar herşey bu posta kutuları vasıtasıyla size ulaşıyor. Posta kutusunun önünden her geçişimde kontrol etmeye alıştım artık.
  • Trafik akışı muazzam. Yani bu kadar geniş bir topluluğun trafiğin akışı konusunda bu kadar bilinçli hale getirilebiliyor olması gerçekten şaşırtıcı bir başarı. İnsanlar kurallara riayet ediyorlar. Kurallar dediğim çok basit kurallardan da öte, “araçlara yeşil ışık yanmasına rağmen ileride bir sıkışıklık oluşmuşsa yaya yolunu kapatmamak için geride durmaya özen göstermek” gibi, Türkiye şartları için ütopik sayılabilecek kurallar da buna dahil.
  • Burada temel ödeme yöntemi bankamatik kartı. İnsanlar kredi kartlarını sadece yurtdışı gezileri ve bazı uluslararası online ödemeler için kullanıyorlar. Marketinden bilet gişesine her yerde kart ile alışveriş yapabiliyorsunuz. Hatta Türkiyeden alışkanlıkla “üzerimde nakit olsun” mantığıyla cebimde bıraktığım 40 euro’yu 10 gündür cebimde taşıyorum.
  • Bankandaki para keyif, elindeki para dert. Etrafta ulaşılabilecek çok ATM var ancak çok azıyla para yatırılabiliyor. Onlar da banka şubelerinin içlerinde ve günün her saati ulaşılabilir değil. Bu yüzden olsa gerek, burada kimse elden büyük para almak istemiyor.
  • Sağlık sistemi buranın tartışmalı konularından. Avrupa’nın en iyi sağlık sistemi Hollanda’nınki imiş. Ancak sistem bizimkinden biraz farklı. Burada sağlık sigortalarını insanlar kendileri yaptırıyor. Temel düzeyde bir sağlık sigortası yaptırmak da zorunlu. Yaklaşık aylık kişi başı 100 euro gibi bir tutar ödüyorsunuz bu sigorta için. 18 yaşından küçükler ebeveynlerinin sigortasından ücretsiz faydalanıyor. Yıllık kişi başı 350 euro’ya kadarki masrafı cebinizden ödüyorsunuz. Sonrasını sigorta ödemeye başlıyor. Bu sistemi gereksiz yere hastaneler meşgul edilmesin diye yapmışlar. İşe yaradığını da işe yaramadığını da iddia edenler var. Herkesin bir aile doktoru var ve bu doktoru kendiniz seçiyorsunuz(biz henüz seçmedik). Herhangi bir sağlık probleminde ilk önce bu doktorunuza başvuruyorsunuz. Eğer gerekli görürse o sizi hastaneye sevk ediyor. Gerekli görmezse ve siz yine de hastaneye gitmek isterseniz sigortanızdan faydalanamıyorsunuz.
  • Burada Liability Insurance adında bir sigorta var. Aylık birkaç euro’ya yaptırabildiğiniz bu sigorta ile istemeden başkalarının mallarına verebileceğiniz herhangi bir zararı sigortalamış oluyorsunuz. Sokakta giderken birine çarptınız ve telefonu kırıldı diyelim. Bunu bu sahip olduğunuz sigorta ödüyor. Zorunlu olmamasına rağmen bu sigortayı neredeyse herkes yaptırıyormuş. Ben de yaptırdım :)
  • Otomobil fiyatları ve vergileri çevre avrupa ülkelerine göre daha yüksek. Sanırım çok teşvik edici olmamak için bu şekilde tutuluyor. Ancak 2. el araç almak bir çok kişi için gayet ulaşılabilir birşey. Bir de çevrede çok fazla Tesla görüyorum, gözüm gönlüm açılıyor. :)
  • Hollanda’ya geldiğimden beri -havaalanları dahil- hiç aranmadım. Sokakta nadiren polis görüyorum. Kriminal bir olaya da henüz şahit olmadım. Bunlar insana değişik bir güven hissi veriyor. İlk defa farklı bir ülkede yaşamaya başlamış olmama rağmen sokaklarda iç huzuruyla yürüyebiliyor, evimde kendimi ve ailemi güvende hissediyorum. 35 yıldır yaşadığım ülkemdekinden daha güvende hem de…

Benzeri ıvır zıvır daha çok mesele var ama, her ayrıntıyla ilgili vaktinizi almak istemedim.


Devam mahiyetindeki “Hollanda’da 6 ay” yazısı için: https://medium.com/@muratcorlu/hollandada-6-ay-d175ece8d4c1

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Murat Çorlu’s story.