tahammülsüz sol

en az ayda bir saç traşı için gittiğim berberimle her gidşimde selamlaşıp hal hatır sorduktan o rutin meşgalesi olan tv izlemeye devam ediyor. traş ederken bir taraftan da gündüz vakti çıkabilecek bütün eski dizileri sağ çaprazına koyduğu televizyonundan izliyor. bir taraftan makası sallıyor diğer taraftan gözü kulağı ekranda. hakkını teslim etmek gerekirse; işinde iyi biri.

daha önce bir seferinde sosyal-demokrat vb olduğunu ecevit’e merhum, baykal’ı hasretle anıp kılıçdaroğlu’nu beğenmediğini söyleyip chp’liyim ama demişti.

son görüşmemizde memleket meseleleri açıldı. erdoğan hain. akp hain. bana kalsa hepsi asılmalı dedi. sizi neden asmıyorlar dedim. şaşırdı. bu sözüm soğuk duş etkisi yapmış olacak ki aynadan gördüğüm gözleri fal taşı gibi açılmış; siyaset konuşmayalım, dedi.

ama sen baya bir konuştun, dedim. devam ettim; tahammülün yoksa neden siyaset konuşuyorsun deyip traşı bitirmesini istedim.

velhasıl onca zamanlık müşterisine giydikleri deli gömlekeriyle çok sevdikleri parayı bile es geçecek bir tahammülsüzlük sergileyebilliyorlar. evet tekil bir olay olabilir ama solun kendi dışındaki düşüncelere karşı tahammülsüzlüğüne anadolu şahittir. bu yurtsever, halkçı,sosyal demokrat, cumhuriyetçi yoldaşların duruşu sola eğilmiş bir omurga rahatsızlığı.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.