“ Neden ” Diye Sormaktan Yorulmak

Bazen soruyorum kendime “ neden “ diye.

Sanırım yoruldum.

Dünyanın dinamikleri, insan faktörü derken; pek bir şey kalmıyor geriye.

Ve eminim bu dinamikler de hiç bir zaman değişmeyecek.

Çünkü anlaşılmamak yoruyor ve bir o kadar yıpratıyor.

Hayatın en büyük gizli tehlikesi bana göre insan yokuş aşağı dolu düzgün yuvarlanırken ona herşeyi bulanık bir görüntü şeklinde sunup bazı şeyleri unutturmasıdır. Her gün ama her gün aklımızı gündelik, kısa vadeli amaçlarla dolduruyor ve onların peşinde doğan güneş ve ardından gelen gece kararlığında sorgulamadan ayları yılları ve tabii ki bir ömrü yaşıyoruz.

Photo Credit: https://500px.com/photo/88547315/a-little-walk-by-kenneth-hannibal

Yukarıda bahsettiğim olayın en büyük sebebi yaşamımızın temeline koyduğumuz motivasyonlarımız. Daha başarılı olmak, daha çok para kazanmak, birilerine nispet yapmak, “güya” bir üst seviyede yaşayan zümreye geçiş yapmak, taksitleri ödemek, tekrar yeniden takside girmek, arabayı yenilemek vs. vs. Kısaca “başarı” tanımının karşısına = işareti ile denkleştirdiğimiz tonla meta ve aslında değersiz değerlerle problemin çözümü baştan yanlış yazılıyor hanemize.

Ve gittikçe bencilleşiyoruz.

En son hangi düşküne yardım ettigimizi hatırlamıyor ama üstüne kendimizi bir yardımsever olarak addediyoruz. Başkalarının mutluluklarına yüzümüzde gülümseme ama içimizdeki kıskançlık ve hasetlikle bakarken kalbimizin temizliğini çoktan kirliler sepetinin en dip yerine kadrolu yerleştiriyoruz.

Dolu dizgin herkesle beraber yokuş aşağı yuvarlanırken tek derdim yaşadığım hayat standardını korumak, onu sadece -maddi- anlamda ileriye taşımak dışında hiçbir şey düşünmemek oluyor çoğu zaman.

Ama an geliyor bir yolun köşesini geçerken önüme sorular yığılıveriyor.

Gerçekte kendimize yakıştırdığımız o -temiz kalpli- insanın ne kadarı ediyoruz? Aynada bile gerçekte kendi görüntümüzü görmediğimizi onun tam tersini gördüğümüzü hatırlayınca, soldan sağa taradığımız saçımızı aslında karşımızdakilere tam tersini gördüğünü farkedince. Kısaca bize gösterdiğinden şüphe duymadığımız aynalar dürüst değil.

Daha da fenası bu aynalara dürüstlükle bakmayıp çevremizdeki insanların bizim hakkımızdaki tutarsız ve güvenilmez yorumlarıyla nasıl kendimizi tartıyor ve tanıyoruz? Ayarı oynanmış terazide tartılıp, ohh aynı kilodayım demek gibi birşey bu.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.